• Arama

Doğu Anadolu Turlarının 8 Gizemli Rotası

Doğu Anadolu'nun Gizemli Yüzleri; Elazığ- Harput- Keban Barajı- Ocak Köyü–Kemaliye- Apçağa–Karanlık Kanyon –Taş Yol. Doğu Anadolu turlarının revaçta olduğu son dönemde, mutlaka görmeniz gereken 8 gizemli rota sizlerle...

İzmir, İstanbul veya Ankara’dan yola çıkın hiç fark etmez, satın aldığınız uçak bileti saatlerinin uygunluğuna göre Elazığ, Erzincan veya Malatya’dan bu rotaya ulaşmanız gayet kolay, sadece kaç gün vaktiniz var bunu bilin.

İster bir tur acentesi ile anlaşın ister bir tur grubuna katılın veya ister herhangi bir havalimanından araba kiralayın; kendi programınızı özel yaparak da tüm bu güzellikleri gezerek yaşayabilirsiniz.

Ben ise Elazığ havalimanına inerek sizlere bölgeyi gezdirmeyi deneyeceğim. Daha önce öyle yaptım gayet de güzel geçti.

Yaklaşık 1,5 saat süren bir uçak yolculuğu sonrası Elazığ havalimanına iniliyor.

Havalimanından Keban Barajı ve Çırçır Şelalesi yaklaşık 1 saat civarı ama buraya kadar gelmişken yukarıları yani Harput Süt Kalesi’ni görmeden olmaz.

Elazığ

Kadim kent Elazığ, önceleri Elazık veya El aziz olmadan önce Harput olarak bilinirmiş. İlk şehir, şehrin en yüksek noktasına kurulmuş, çok daha sonra iklim ve ulaşım sorunları nedeniyle 1900’ ler sonrası aşağı ovaya yeni bir şehir kurulur adı Elazığ olur.

Bugün Keban suyu yanında yukarı Fırat havzasında bulunan neredeyse 500 bin nüfuslu canlı bir kent var aşağıda.

Adeta Fırat Üniversitesi ve Keban Barajı şehre ekonomik ve kültürel can suyu vermiş gibi görünüyor.

Şehrin, en önemli ürünü Vişne mermeri denilen bir mermer türü ve dünyada sadece buradan çıkıyor.

Diğer değerli ürün ise muhafazakâr bir şehir olduğundan her yerde satılmasa da ünlü Buzbağ Öküzgözü şarabı, Elazığ’ın diğer bir marka değeri.

Dünyaca ünlü ödüllü folklor oyunu Çayda Çıra kent kültürüne damga vurmuş, Elazığlılar birbirlerine kardeş veya güvenilir dost anlamına gelen Gakgoşlar diye sesleniyor. Ayrıca kaybolan geleneklere örnek olarak bölgede sadece erkeklerini taktığı ünlü sekizgen şapkası da çok meşhurdur.

Harput

Harput eski Elazığ ‘ın kurulduğu yer diyebiliriz. Köşeyi döner dönmez hissedersiniz; zaman durur adeta.

Artuklu, Osmanlı camileri, kervansaraylar, tarihi evler, çeşmeler, hamamlar, kadim Süryani kiliseleri, Bizans Surları, Urartu Süt Kalesi, Arap Baba Türbesi, dibek kahvesi satan mahalli lokantalar yürürken kendilerini göstermek için yarışırcasına size görsel bir resmi geçit yaparlar.

Nedense bu tarihi kasaba Ödemiş Birgi’yi anımsatıyor, orası da gözden ırak olunca kendini korumuş çok dinli ve kültürel dokuya sahip zamana direnmiş gibidir.

Harput’dan ayrılmadan mutlaka bir Harput kebabı ve kavurması yemenizi önerim. Sara Camisi’nin yanında hamamdan devşirme havuzlu güzel bir lokanta var. Tavsiye olunur.

Keban Barajı ve Çırçır Şelalesi

Elazığ’dan çıkınca Keban ilçesine giderken iki güzel fotoğraf noktasıdır. Çırçır’da birer kahve içme şansına sahipsiniz. Çırçır, Keban Barajı’ndan gelen Fırat suyunun yüksekten döküldüğü nefis bir mesire alanı. Alabalık restoranları da, çay bahçesi de temiz, ferah dekore edilmiş ve yemek için uygun bir serbest zaman noktası.

Araçla 5 dakika yol alınca, Keban Barajı iki dakika sonra kendini gösterir. Hemen sağda bir seyir noktası var durun ve ülkenin ikinci büyük barajının devasa beton gövdesine ve türbinlerine bir bakın derim. 1963 ve 1973 yılları arasında yapılan baraj halen ülkenin % 20 elektrik gereksinimini karşılıyor. Barajın etrafı birçok balık lokantası ile dolup taşıyor. Suyun olduğu yerde hayat ve huzur var gerçekten.

Günler kısa o nedenle yola devam etmeli. Bugün iki asıl hedefimiz var; Biri kadim bir Alevi köyü Ocak, diğeri ise Fırat üzerinde bulunan ve romanlara konu olan Vali Recep Yazıcıoğlu köprüsü.

Ocak Köyü

Ocak Köyü, Kemaliye üzerinde bulunuyor. Yolda Arapgir’den geçerken Malatya’ya bir selam verir gibi oluyoruz ama aslen Malatya 110 km içeride kalıyor. Yine de Erzincan, Malatya ve Tunceli kentleri dağlar ve nehirlerle komşu ama ulaşım zor. Bu dostlar sanki birbirini çok seviyor ama az görüşüyorlar.

Ocak köyü, ismi büyük ama kendisi küçük bir belde. Hemen Kemaliye öncesi sağdan yol veriyor yaklaşık 10 dakika araçla çıkınca sizi mütevazı bir köy meydanı karşılıyor.

Aleviliğin Hacı Bektaşi Veli kadar olmasa da önemli merkezlerinden olup Hıdır Abdal Ocağı’nın burada kurulmasından dolayı Düşkünler Ocağı olarak da biliniyor. Hayatlarında manevi hatalar yapanların arınmaya ve tövbe etmeye geldiği bir tövbe dergâhı köy burası. 

Köyde bir türbe, cem evi, misafirhane ve tabii Ali Gürer adlı bir Etnografya Müzesi bulunuyor. Genç yaşta ölen oğlunun adını yaşatmak isteyen Mustafa Gürer tarafından kurulan müzede 4000’den fazla sergi ürünü bulunuyor.

Aleviler, sözlü ve yazılı olarak kültürlerini yaşatmak için elinden geleni yapan aydın bir topluluk. Yıllarca baskı ve dışlama görmeleri nedeniyle toplumsal olarak birbirlerine çok bağlı olarak sürekli kültürlerini tanıtmaya uğraşıyorlar. Bu müzede Erzincan’ın tek özel müzesi olarak görevini fazlasıyla yerine getiriyor. Müzeye son giriş saati 17.00. Türbenin etrafında asırlık çınar ağaçları var.

Türbeye girip dua ediyoruz çıkarken sırtımızı dönmeden Hz. Pir’e saygımızı sunuyoruz, adettendir.

Ocak köyü bu kadar bir yer. Köy Meydanında Alevi dedeleri ile sohbet ve birer demli çay içimi sonrası aracımıza binip yola devam ediyoruz. Hava kararmadan köprüyü görmek gerek.

Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsü

Okuyan bilir, Ayşe Kulin’in “Köprü” romanına da konu olan muazzam bir öykünün geçtiği yerdeyiz.

Türkiye’nin en genç valisi olmuş olan vatansever ve idealist Vali Recep Yazıcıoğlu’nun ölümsüzlük anıtıdır.

Vali Yazıcıoğlu, 1948 Sürmene doğumlu. En genç Vali olarak 36 yaşında Tokat Valisi olmuş ve Erzincan’da 9 yıl valilik yapmış, halktan biri olarak insanların gönlünde taht kurmuştur. Birçok partiden teklif almış ama o halkla iç içe olmayı tercih etmiştir.

Son görev yeri olan Denizli’de uranyum araştırma çalışmaları sürerken tek araçla gerçekleşen şüpheli bir trafik kazası ile aramızdan erken ayrıldı. Ardında yaptığı birçok hizmet ve onu unutmayan gözü yaşlı bir Erzincan halkı bıraktı.

Köprü, Keban Barajı suyu bırakılınca sular altında kalan Başpınar köprüsü üzerine yapılacaktı. Köprüsüz kalan Kemaliye’nin ve Taşyolun yaklaşık 24 köy ile bağlantısı kopunca terör olayları arttı ve hastaneye yetişemeyen yaşlı ve çocuk hasta ölümleri arttı.

Devletten ödenek gelmeyince köprü yapılmaz. Vali devlete rağmen projeyi revize eder, köprü ayakların yapılacağı iki yakayı moloz ile doldurur ve köprü maliyetini yarı yarıya düşürerek 200 metre olan köprü açıklığını 80 metreye düşürür, bütçeye uygun hale getirerek köprünün yapımını hızlandırır. Köprünün demir konstrüksiyonu yapımına 1993 Ankara’da başlanır, yapılır ve toplam 4 yıl sürer.

1997’de Ankara’dan Kemaliye’ye getirilen köprü monte edilir ve vinçlerle köprü Fırat’ın üzerine bir gerdan gibi yerleştirilir. Vali bir bürokrattan çok bir belediye başkanı hatta başbakan görevini üstlenmiştir Sadece Fırat’ın iki yakasını değil sahipsiz kalan yöre halkını il ile buluşturarak devleti ile barıştırmıştır.

Köprünün yanına iniyoruz, defalarca fotoğraflar çekilerek zaten ölümsüzlüğe kavuşan Valimizi yeniden yad ediyoruz. Bu arada Fırat’ın üzerinde oluşan akşam güneşi ışınlarının yarattığı renk oyunları köprüyü daha bir güzelleştiriyor.

Kemaliye - Eğin

Eğin dedikleri küçük bir şehir, ne hoş bir türküdür ve ne güzel anlatır bu türküyle Eğin’i Fatih Kısaparmak.

Eğin gerçekten 2.200 kişilik bir köy şehir ama yok yok! Turizm, kültür, mimari, örf adet, gastronomi, spor ( rafting, wingsuit ), eğitim, dinler tarihi, astronomi, Atatürkçülük, coğrafi güzellik, flora, hayvan varlığı, jeoloji yani hayattan olabilecek her şey nasıl bu kadar coğrafyaya sığmıştır akıllara durgunluk veriyor.

Munzur ve Sarıçiçek Dağları olmak üzere iki dağ üzerine kurulmuş bir kartal yuvası sanki. Ortasından gerdanlık gibi akan bir Fırat var, endemik bitkiler her yerde baş gösteriyor. Eğin’in kelime anlamı da çok güzel ‘Cennet Bahçesi’

Her isminde bu kadar yumuşak g bulunan başka bir yöre yoktur.

Eğin, Ağın, Apçağa, Loğ gibi birçok kelimenin sonu yumuşak g ile bitiyor Bu önceki azınlıkların dil üzerindeki etkileri olabilir mi?

Doğanın hem dost olduğu hem de geçit vermeyerek azılı bir düşman olabildiği yegane şehirlerdendir belki de.

Yıllarca batı ile doğu arasında hem İpek Yolu hem de Kültür Yolu olmuş Eğin.

Eğin, Anadolu’ya göçen Horasan Erlerinin ve Alperenlerin Sarıçiçek eteklerinde suyun çıktığı yer alan Kadı Gölü etrafında otağ ve ocaklarını kurdukları yer olmuştur. Asırlarca Sünnisi, Alevisi, Ermeni Hristiyan’ı sorunsuz birlikte yaşaya geldikleri özbeöz Anadolu kokar bu topraklar.

Kemaliye’de özel çekilmiş topraklı evler özenle yapılmış en iyi kaliteli malzemelerle hiçbiri ötekinin manzarasını, güneşini ve esintisini kapatmıyor.

Her ev neredeyse Fırat’a bakıyor ve üçer kat olarak inşa edilmişler.

Evlerin çatılarına Loğ deniliyor ya da rıhtım. Taş sıkıştırma aracı olan loğlar ile damların çatıları kar ve yağmura karşı harika şekilde izole edilmiş durumda.

Evlerde hem kerpiç hem de ağaç malzeme kullanılarak sağlamlık, ses ve ısı izolasyonuna çok önem verilmiştir.

Ekonomik olarak iyi durumda oldukları evlerin asaletinden belli. Osmanlı Eğinlileri veya azınlıkları çok iyi para kazanmışlar ve o parayı çok da güzel de harcamışlar.

Ağın Leblebisi ve Lök Tatlısı yörenin sevilen atıştırmalıklarından sayılır. Bölgede dut ve ceviz ağacı çok fazla. Bu nedenle ortaya Lök Tatlısı çıkmış olabilir

Lök, dut unu ve cevizin yağından yapılan Eğin’e has özel bir tatlı. Yıllarca unutulan bu tat Lökhane adlı bir eski medresede onun yanında değirmende yeniden üretiliyor ve buradan Türkiye’nin her yanına ulaştırılıyor.

Ayrıca yağmur sonrası ortaya çıkan Serender adlı bir kertenkele türü de bölgenin simgesi. Yağmur Böceği de deniliyor, uğur getirdiğine inanılıyor.

Kemaliye’nin diğer güzel yeri Mani Yolu. Sözlü ve yazılı ninni ve manileri uzun bir sokağa yazarak yaşatıyorlar, yolda yürürken tek tek manileri zevkle okuyorsunuz, gülümsüyorsunuz.

Çiçimama ne ister?  Allah’tan yağmur ister

Çiçimama ne ister?  Allah’tan bal ister

Çiçimama ne ister?  Allah’tan yağ ister

Çiçimama, yöresel ağızla söylenen ve ellerinde bir kukla ile kapı kapı dolaşan mahalle çocuklarının, evlerin sahiplerinden bahşiş veya dut unu isteyerek söyledikleri bir bereket ve yağmur duası manisidir.

Eğin evlerinin tokmakları çok özeldir. İnce tokmak kadın misafir, kalın tokmaksa erkek misafir tarafından kullanılır, tokmak sesi tonuna göre de kapıyı açan kişi görevi devir alır. Haremlik selamlık kurallara göre cümle kapısı açılır.

Apçağa

“Orada bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür gitmesek de kalmasak da o köy bizim köyümüzdür” adlı sımsıcak şiirin sahibinin köyüdür Apçağa. Ahmet Kutsi Tecer Kudüs doğumlu olsa da ailesinin kökenleri Apçağa’dır. Bir kez gelmiş köyünü ziyaret etmiştir ama ömrü hep köyünü özleyerek geçmiş olmalı ki bu anlamlı şiiri yazmıştır.

Apçağa bugün keyifli ve şirin bir Anadolu kasabasıdır. Tüm belde ortak karar ile tüm köyü sit alanı ilan etmiş ve her ev, dükkan, eşya adeta toplu şekilde restore görmüştür. Köyde tüm tabelalar aynı desen ve renk, evler son derece bakımlı. Köy meydanında irili ufaklı dükkanlar ve muhtarlık ofisi var.

Ahmet Kutsi Tecer adını yaşatan bir kültür müzesinde etnografik eserlerin yanı sıra şairin kişisel eşyaları da sergileniyor. Köyün zirvesine yürürseniz harika bir Fırat ve Kemaliye manzarası sizi bekler, o manzaraya karşı köyün kır kahvesinde Karanlık kanyona bakarak bir acı kahve içmek iyi gelir.

Apçağa 100-150 kişilik bir belde ama yurt dışında ve yurt içinde yaşayan çok halkı var, yazın geleni gideni çok oluyor ve nüfus artıyor.

Politikacı Doğu Perinçek’in babasının evi de ilk günkü gibi yerinde. Görünen o ki bu küçük belde çok bilim adamı, yazar ve politikacı yetiştirmiş.

Karanlık Kanyon

Kemaliye merkezden on dakikalık bir minibüs yolculuğu ile Fırat’ın narin akan suyunun kıyısına varınca sizleri modern şişme nehir botları karşılıyor.

Yaklaşık 40 dakika süren bot turu ile dünyanın ikinci büyük kanyonunun güzelliklerini görmek, Kemaliye, Munzur Dağları ve Sarıçiçek Dağlarına bir de su açısından bakmak ayrı bir keyif.

Wingsuit denilen rüzgar paraşütü atlayışının dünyadaki en güzel mekanlarından biri bu kanyon. Fırat suyunun doğduğu yer sayılan yerden tüm kanyonu turlamak muhteşem bir duygu.

Kanyonun en karanlık noktası yerden yaklaşık 450 metre yükseklikte. Sporcuların macera tutkusunun ulaştığı bu yüksekliğe bir köprü yapmak planlanıyor. Bitince dünyanın üzerinde yürünen en yüksek köprüsü olacakmış. Tam 500 metre yüksekte olan bir köprüde yürümek harika olacak gibi görünüyor.

   

Tekne turunun en muhteşem anı, teknenin motorunu durdurup tüm grupla sessiz kaldığımız Fırat’ın ve Kanyon’un sessizliğinin sesini dinlediğimiz andı diyebilirim. Karanlık Kanyon bot turu kaçırılmaması gereken bir etkinlik ve tur fiyatı 25 ile 40 lira arasında değişiyor.

TaşYol

İnsanüstü, muhteşem bir mücadele ve emek öyküsü ile karşı karşıyayız. Dağları delip yol açmak, adım adım dağ yolları açabilmek. Osmanlı’dan bu yana doğu yolları ile batı yollarını birleştirmek yöre insanının en büyük amacı olmuştu.

Halk yıllarca imece usulüyle deldi dağları. Yapabildikleri kadar zor ve ilkel şartlarda birbirlerine ulaşmaya çalıştılar.

Taş Yol Kemaliye’den Kemah’a giden dağlarda oyularak açılmış bir yol rotası.

Görenleri şaşırtıyor ve araç yolu olarak halen köyleri birbirine kavuşturuyor.

Yine efsane Vali Recep Yazıcıoğlu ve halk işbirliği ile Taş Yol daha da genişlemiş ve etkin hale gelmiş görünüyor. Devlet ve halk süper vali sayesinde tıpkı köprü olayında olduğu gibi büyük bir işi daha başarmışlar.

Grubunuzla veya yalnız rahatlıkla bu devasa Taş Yol tüneller içindeki esrarengiz dehlizlerde yürüyebilir, Fırat’a ve Karanlık Kanyon’a bir de zirveden bakabilirsiniz. Mutlu ve huzur dolu bir gezi günü diliyorum.

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.