• Arama

Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Mevlana Müzesi

“Ay doğmuyorsa yüzüne, 

Güneş vurmuyorsa pencereye, 

Kabahati, ne güneşte ne de ayda ara. 

Gönlündeki perdeyi arala.” diyor Mevlana.

Önce kendimizi tanımamızı, nefsimizi yenmemizi öğütlüyor hep. 

Yüreğine yolculuk yapmak, kalbinin derinliklerine inmek istiyorsan, o zaman yolunu çevir Konya’ya, git Mevlana'ya kendini bulmaya.  

Adım adım gez bir zamanlar Anadolu Selçuklu Devleti’ne başkentlik eden Konya'yı, 13. yüzyılın en önemli dini âlimlerinden biri olan Mevlana'nın yürüdüğü sokakları. Onu ara yürüdüğün yollarda. Ayakların seni götürsün Mevlana'nın dergâhına, ebedi istirahatgahına.

Mevlevilik tarikatına katılmak isteyenlerin taleplerini ilettikleri Dervişan kapısından içeriye gir. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde gül bahçesi olarak kullanılan Mevlana'nın babası Sultan-ul Ulema'nın vefatıyla onun kabri için ayrılan bahçeye doğru yürü. İçindeki huzuru yavaş yavaş hissederken avluda göreceğin mezarlar dergahta görev yapmış ömrünü bu yolda tamamlamış dervişlerin kabirleridir.

Mevlevilik; öğretilerini Dünya'ya tanıtmış bir tarikattır. Adını ise Mevlana'dan gerçek ismiyle Muhammed Celaleddin Rumi'den almıştır. "Mevlana” kelime anlamı olarak efendimiz, saygıdeğer anlamına gelmektedir ve onu sevenler tarafından söylenerek günümüze kadar ulaşmıştır.  

“Kimdir, nereden gelmiştir?” diye sorular aklına takıldıysa eğer Mevlana'nın hayatı bugünkü Afganistan sınırlarında yer alan Horasan'ın Belh şehrinde başlayıp Konya'da son bulmuştur.

Mevlana, 30 Eylül 1207 tarihinde Belh şehrinde doğmuştur. Babası Bahaeddin Veled, annesi ise Mümine Hatun'dur. Bahaeddin Veled ailesi ve müritleriyle birlikte bir yolculuğa çıkar. 1212-13'lü yıllarda yaklaşan Moğol istilasından korunmak için yaptığı bu yolculukta Nişabur – Bağdat - Kufe ve sonunda mukaddes topraklara Kabe'ye varırlar. 

Muhammed Celaleddin, babasının yanından bir dakika olsun ayrılmaz ve küçük yaşlarda dahi Allah aşkıyla minik kalbini doldurur. Kabe'de bu güzel topraklarda hac ibadetini yerine getirdikten sonra Şam üzerinden Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri ve Niğde yoluyla Karaman'a gelirler.

Genç Mevlana babasının yolunda ilerlerken Gevher Hatun'la 1225 yılında evlenir. Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi adında iki oğlu olur. Yıllar sonra eşi vefat edince bir kez daha evlenir. Bir çocuklu dul bir hanım olan Kerra Hatun ile olan evliliğinden de iki oğlu ve bir kızı dünyaya gelir.

 

İşte bu zamanlarda Anadolunun parlayan yıldızı İslamiyeti bu topraklara taşıyan Anadolu Selçuklu devleti en güzel yıllarını geçiriyordu. Sultan Alaaddin Keykubat, Mevlana'nın babası gibi önemli bir zatı yanında görmek istiyordu.

Konya'ya gelmeleri için davet yolladı. Bahaeddin Veled daveti kabul etti ve 1228 yılında ailesi ve müritleri ile Konya'ya geldi. Altunapa Medresesi'nde yaşamaya başladılar. Konya Allah aşkıyla, Bahaeddin Veled'in güzel sesiyle yankılanıyor, İslâmiyet en güzel haliyle yaşanıyordu. 12 Ocak 1231 yılında Bahaeddin Veled vefat etti.

İşte şu anda yürüdüğün bu müzenin bahçesi sultanın ona verdiği gül bahçesiydi. Kabri bahçeye yapıldı, fakat onu sevenler mezarı belli olsun, üstünde bir kubbesi olsun istediler ve Mevlana'ya sordular. Mevlana "Gök kubbeden daha güzeli varsa yapın. " dedi. Bunun üzerine söylenecek söz olmayınca kabrin üzeri açık kaldı.

Artık Mevlana'nın sorumlulukları artmıştı. Babasından kalan posta oturması isteniyordu. Zaman içinde kendini hazır hissedince hoş sohbetiyle, örnek hayatıyla, gül yüzüyle etrafı insanlara dolmaya başladı.15 Kasım 1244'te onu arayan güneşiyle Şems-i  Tebrizi ile karşılaştı. Mevlana, Şems 'de "mutlak Kemal'in varlığını, cemalinde de Tanrı nurlarını" görmüştü. Şems ömrü boyunca onun için yanacağı şeyhini aramış ve sonunda Mevlana'yı bulmuştu. 

İşte bu kavuşmanın ardından beraber yaptıkları ibadetler, Allah'a yakınlaşma, ölmeden ölümü yaşama, olgun bir insan olabilmek için eda ettikleri Sema yani Ayin-i Şerifi ile dikkat çekmişlerdi.

Mevlana, Şems ile kendimi buldum derken, Şems'in ani ölümü onu derin yasa boğmuş, yalnızca ibadetle kalan ömrünü geçirirken onu hayata tutunduran Selahattin Zerkubi ve Çelebi Husamettin olmuştur. Çelebi Husamettin'in ısrarlarıyla Mevlana mesneviyi yazmaya başlamış ve devamını Çelebi Husamettin tamamlamıştır.

Günler 17 Aralık 1273 pazarı gösterirken Mevlana hakkın rahmetine kavuşmuştur. İşte onun ölümünün ardından oğlu Sultan Veled ve Çelebi Husamettin bu yoldan çıkılmaması, usule uygun hareket edilmesi için dergahı kurarlar. 

Eğitimle, içinde Allah aşkıyla yanan ve 1001 günlük çilenin ardından nefsini yenenlerin bulunduğu bu ilk mevlevihane Asitane-i Aliyye olarak adlandırılmıştır. 

Kuran-ı Kerim, İslami tasavvuf eğitimi, manevi eğitim, nefis terbiyesi başta olmak üzere Allah'a layık kul olmanın yolları işte bu avlunun etrafını çevreleyen 17 hücrede öğretilmiştir. Bu hücreler 1584 yılında 3. Murat tarafından dervişlerin ikameti için yaptırılmıştır.

Hücrelerin hemen yanında Matbah bölümü yer alır. 1926 yılına kadar dergahın yemek ihtiyacı buradan karşılanıyordu. Bu odada gün içinde yemek pişirmek için gerekli eşyaların, yemek yeme adabını bize gösteren mankenlerin ve Derviş adaylarının yani Nev-ni-yaz'ın oturduğu alan, Sema öğretim alanı ve eşyaları yer alır.

Yeniden avluya adım attığında ortadaki Şeb-i Arus havuzu için atılan paralarla mutlaka dikkatini çekecektir. Mevlana vefat etmeden önce yanında ağlayanlara "Ah ah, vah vah edip ağlamayın, tefler çalıp oynayın bu gece benim düğün gecem, Şeb-i Arus'um" demiş. Bu olayın anısına havuz bu ismi almıştır.

Avlunun ortasında yer alan şadırvanda Yavuz Sultan Selim tarafından 1512 yılında dergaha bir armağan olarak yaptırılmıştır.

         

Şadırvanın hemen yan tarafında yer alan Selsebil Çeşmesi ise insanın anne rahmine düşmesinden dünyada geçirdiği tüm zaman dilimlerini betimleyen, özünde bir geldik bir gidiyoruz, dünya için ne yaparsan yap sen ahirete göçerken yine teksin mesajını veren ve her an bize bunu hatırlatan çeşmedir.

Hürrem Paşa, Sinan Paşa, Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbelerinin yanında Semahane ve mescit bölümleri ile Mevlana ve aile fertlerinin mezarlarının da içerisinde bulunduğu Huzur-u Pir yer alır. 

İşte silkelen ve kendine gel. Şimdi Pir'in huzuruna çıkmak üzere Hasan Paşa'nın 1599'da yaptırdığı gümüş kapıdan içeri giriyorsun. 

Mevlana 'nın düşüncesini en yalın haliyle bizlere açıklayan; "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol." sözünün yer aldığı levha seni karşılayacak.

Türbe salonunun sağ ve sol tarafında Mevlana ve babasının soyundan gelme 10'u hanımlara ait 55 mezar ile Çelebi Husamettin, Selahattin Zerkubi gibi Mevlevilik'te makam sahibi olmuş 10 kişiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadır.

Hanımların sandukalarının üzerinde sikke yer almamaktadır. Mevlana vefat ettiğinde mezarının üzerine ahşap bir sanduka yapılmıştır. Kanun Sultan Süleyman 1565'te Mevlana ve oğlu için mermer bir sanduka yaptırınca ahşap sanduka Mevlana'nın babası Bahaeddin Veled'in mezarı üzerine konmuştur.

Ruhunun derinliklerine kadar huzuru hissederken, ayakların seni Semahaneye götürecek. Şimdi gözlerini kapat ve hayal et. 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı  Semahane’de yapılan Ayin-i Şerifi.

Sema, semazenlerin Allah’a ulaşmak, Allah’a yakınlaşmak için eda ettikleri bir zikirdir. Sema sırasında Semazenlerin sağ elin yukarı, sol elin ise aşağı doğru kollar açık hale gelmesi, Hak’tan alınan feyzin, halka yani insanlığa dağıtılması anlamına gelir.

Dergah müze oluncaya kadar burada Sema devam etmiştir. Günümüzde Mevlana'nın eserlerinin, kıyafetlerinin, Kur'an-ı Kerim örneklerinin yer aldığı bir bölüm olarak kullanılır.

Ruhun bu huzura durduktan sonra Allah'a olan kulluk görevini namazla tamamlamak istiyorsan, hemen Semahanenin yanında mescit yer almaktadır. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bu gezinin de sonuna geldiysen, yavaş yavaş ağır adımlarla ayrıl müzeden. Son bir kez daha dön bak. Uzakta da olsan görebileceğin "Ben buradayım" dedirten Yeşil Kubbesi ile Kubbe-i Hadra'sı ile Mevlana sana hep yakın olacak. 

Mevlana, hayatı gelip geçici olarak görmüş, dünya nimetlerinden gerektiği kadar faydalanmış. Bu yüzden babasının vefatı sonrası türbe yapılmasını gereksiz görmüştü. Ama Mevlana'nın vefatı sonrası onu sevenler oğluna giderek bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişler ve Sultan Veled de bunu kabul etmiştir.

 

Önce dört fil ayağı ardından Kubbe-i Hadra dediğimiz Yeşil Kubbe 'yi yaptırmışlardır. 16 dilimli kubbenin, gövde ile külah arasını çevreleyen bir şerit halinde Ayate'l Kürsi yazılmıştır.

İşte şimdi her karesinde bir anlam taşıyan “Gel, gel ne olursan ol, gel.“ diyerek tüm insanlığa kollarını açan, her dinden, her dilden insanların gelip kendini bulduğu bu özel mekanı doyasıya seyret…

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.