Hipodromun Renkleri: Roma’dan Bizans’a Kulüpler, Kitleler ve İktidar

Hipodrom Kulüpleri (Demes) Nedir?

Hipodrom kulüpleri antik dünyada nasıl ortaya çıktı, renkler etrafında nasıl örgütlendi ve zamanla sporun ötesine geçerek neden güçlü bir siyasal etkiye dönüştü?

Antik çağ kentleri, yalnızca tapınaklar, saraylar ve surlarla tanımlanan mekanlar değildi. Bu şehirlerde kitlelerin bir araya geldiği, duyguların yükseldiği ve toplumsal aidiyetlerin şekillendiği en güçlü alanlardan biri hipodromlardı. Araba yarışları etrafında oluşan bu kamusal mekanlar, zamanla yalnızca bir eğlence alanı olmaktan çıkarak, halkın kendini ifade edebildiği, iktidarla doğrudan temas kurabildiği ve kolektif kimlikler üretebildiği sahnelere dönüştü.

Bu dönüşümün merkezinde ise renkler üzerinden örgütlenen kulüpler, yani hipodrom toplulukları (demes) yer alıyordu. Başlangıçta at yetiştirme, yarış düzenleme ve taraftar toplama gibi pratik işlevlere sahip olan bu yapılar, yüzyıllar içinde kent yaşamının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bazıları kısa sürede etkisini yitirirken, bazıları kalıcı oldu; hatta kimi dönemlerde devlet otoritesini zorlayacak kadar güç kazandı.

Bu yazımızda, antik çağda hipodrom kulüplerinin nasıl ortaya çıktığını, hangi aşamalardan geçtiğini, hangi renklerin neden öne çıktığını ve zamanla neden tarih sahnesinden çekildiklerini kronolojik bir çerçevede anlatıyoruz. Bu gruplar Roma Cumhuriyeti döneminde kurumsal bir biçim kazanmış, Bizans döneminde ise toplumsal ve siyasal aktörlere dönüşmüştür. Yeşiller ve Maviler gibi bilinen örnekler kadar, bugün adları daha az hatırlanan kulüpler de bu bütünün doğal bir parçası olarak değerlendirilecektir.

Böylece sporla başlayan bir rekabetin, nasıl toplumsal bir kimliğe ve siyasal bir güce dönüştüğü net biçimde izlenebilecektir.

1. Roma’dan Önce: Antik Dünyada Yarışlar, Renkler ve Kollektif Aidiyet

🔶 Kolektif Rekabetin Roma’dan Önceki Kökenleri

Hipodrom kulüplerinin ortaya çıkışını anlamak için Roma’ya değil, Roma’dan önceki kolektif rekabet kültürüne bakmak gerekir. Çünkü renkler, taraftarlık ve kitlesel coşku Roma’da doğmamış; Roma, bu unsurları yalnızca kurumsallaştırmış ve süreklilik kazandırmıştır.

🔶 Antik Yunan’da Sporun Dinsel ve Toplumsal Anlamı

Antik Yunan dünyasında spor, bireysel bir etkinlikten çok toplumsal ve dinsel bir ritüel olarak algılanıyordu. Atletik müsabakalar, tanrılara adanmış festivallerin parçasıydı ve bu bağlamda izleyici ile yarışçı arasında güçlü bir sembolik bağ kuruluyordu. Özellikle araba yarışları, hem teknik zorlukları hem de görsel ihtişamı nedeniyle kalabalıkları kendine çeken etkinliklerin başında geliyordu.

🔶 Panhelenik Merkezler ve Ortak Kimlik Alanları

Bu yarışların düzenlendiği alanlar, örneğin Olimpia ve Delphi gibi panhelenik merkezler, yalnızca spor sahası değil; aynı zamanda ortak kimliklerin üretildiği kamusal mekanlardı. Yarışlara katılan atlar ve arabacılar çoğu zaman belirli kentlerle, aristokrat ailelerle ya da yerel koruyucu tanrılarla özdeşleştiriliyor; seyirciler de bu kimlikler üzerinden taraf tutmaya başlıyordu.

🔶 Renkler, Semboller ve İlk Taraftarlık Biçimleri

Bu dönemde henüz resmi kulüpler ya da örgütlü fraksiyonlar yoktu. Ancak yarışçıların kıyafetlerinde, at koşumlarında ya da tören alaylarında kullanılan renkler ve semboller, seyircinin zihninde ayırt edici işaretler oluşturuyordu. Böylece modern anlamda taraftarlığın ilk biçimleri ortaya çıkıyor; bireysel başarılar, kolektif gurura dönüşüyordu.

🔶 Sınıfsal Boyut ve Kontrollü Toplumsal Gerilim

Önemli bir diğer unsur da yarışların sınıfsal boyutuydu. Araba yarışları pahalı bir organizasyon gerektirdiğinden, genellikle aristokratlar tarafından finanse ediliyor; ancak izleyici kitlesi toplumun her kesiminden insanı kapsıyordu. Bu karşılaşma, elitlerin prestij arayışı ile halkın coşkulu katılımını aynı sahnede buluşturuyor; toplumsal gerilimlerin kontrollü biçimde dışa vurulmasına olanak tanıyordu.

🔶 Kulüplerin Doğuşuna Giden Kültürel Zemin

Sonuç olarak Roma’dan önceki antik dünyada hipodrom kulüplerinden söz etmek mümkün değildir; ancak kulüplerin doğmasını sağlayacak tüm koşullar bu dönemde şekillenmiştir. Taraf tutma, renkler etrafında aidiyet geliştirme ve kitle halinde duygusal tepki verme gibi unsurlar, Roma döneminde ortaya çıkacak örgütlü kulüp yapılarının kültürel altyapısını oluşturmuştur.

Roma, bu mirası devralacak; dağınık ve geçici olan bu aidiyetleri kalıcı ve kurumsal yapılara dönüştürerek, tarih sahnesine yeni bir toplumsal aktör çıkaracaktır.

🟠 Roma’da Dört Renk Ne İfade Ediyordu?

Roma döneminde Beyazlar (albata), Kırmızılar (russata), Yeşiller (prasina) ve Maviler (veneta), başlangıçta bir ideolojiyi ya da sınıfı temsil etmiyordu. Bu renkler, yarış organizasyonunu ayırt etmek ve takımların tanınmasını sağlamak amacıyla kullanılıyordu. Ancak zamanla seyirci sadakati ve başarılarla birlikte, bu renkler duygusal aidiyetlerin taşıyıcısı haline geldi.

2. Roma Cumhuriyeti’nde Araba Yarışları ve İlk Kulüplerin Ortaya Çıkışı

Roma Cumhuriyeti döneminde araba yarışları, Roma’dan önceki dağınık ve ritüel temelli yarış geleneğinden ayrılarak sürekli, düzenli ve kent merkezli bir yapıya kavuştu. Bu dönüşüm, hipodrom kulüplerinin ortaya çıkışını mümkün kılan en kritik kırılma noktasıdır. Artık yarışlar yalnızca festivallere bağlı geçici etkinlikler değil, takvimli ve tekrarlanan kamusal gösteriler haline gelmişti.

Bu yeni düzenin kalbi, Roma’nın en büyük eğlence alanı olan Circus Maximus idi. On binlerce kişiyi aynı anda ağırlayabilen bu alan, Roma halkı için yalnızca bir yarış pisti değil; sınıfsal farkların geçici olarak silindiği, ortak bir duygunun paylaşıldığı devasa bir kamusal sahneydi. İşte bu sahnede, yarışların sürdürülebilirliği için örgütlü yapılara ihtiyaç duyulmaya başlandı.

Cumhuriyet döneminde ilk kulüpler, modern anlamda taraftar topluluklarından çok lojistik ve ekonomik organizasyonlar olarak ortaya çıktı. Bu yapılar; atların yetiştirilmesi, arabaların hazırlanması, sürücülerin eğitilmesi ve yarışların finansmanı gibi pratik görevleri üstleniyordu. Kulüp benzeri bu organizasyonlar, yarışların sürekliliğini sağlayan görünmez omurga görevini görüyordu.

Bu aşamada kulüpler, renkler üzerinden tanımlanmaya başladı. Beyaz, Kırmızı, Yeşil ve Mavi (albata, russata, prasina, veneta) gibi renkler; bir ideolojiyi ya da toplumsal görüşü temsil etmekten ziyade, organizasyonel ayrımı ve görsel tanınırlığı sağlıyordu. Seyircinin belirli bir renge bağlanması ise henüz ikincil bir unsurdu; asıl amaç yarış düzeninin sorunsuz işlemesiydi.

Ancak Roma toplumunun yapısı, bu teknik ayrımın kısa sürede aşılmasına yol açtı. Aynı renge ait sürücülerin tekrar tekrar yarışması, seyircide alışkanlık ve sadakat duygusu yaratmaya başladı. Böylece renkler, yalnızca pist üzerindeki takımları değil, seyircinin duygusal yönelimini de temsil eder hale geldi.

Bu dönemde dikkat çekici olan nokta şudur: Kulüpler henüz siyasetin ya da ideolojinin aracı değildir. Devletle karşı karşıya gelen kitleler yoktur; imparatorluk yanlısı ya da muhalif kimlikler henüz oluşmamıştır. Ancak Roma Cumhuriyeti’nin kitlesel eğlenceyi merkezileştiren yapısı, kulüpleri ileride siyasal bir güce dönüşebilecek potansiyel ile donatmıştır.

Sonuç olarak Roma Cumhuriyeti dönemi, hipodrom kulüplerinin ilk kez somut ve örgütlü biçimde ortaya çıktığı evredir. Renkler bu aşamada bir kimlik değil, bir düzenleme aracıdır. Fakat bu düzen, seyircinin taraf tutma alışkanlığıyla birleşerek, Roma İmparatorluğu döneminde çok daha derin ve etkili bir dönüşümün zeminini hazırlayacaktır.

🟠 Roma Circus Maximus: Yapılışı ve Yarış Kültürü

Roma’nın en büyük kamusal yapısı olan Circus Maximus, ilk olarak MÖ 6. yüzyılda, Roma Krallığı döneminde inşa edilmiştir. Yapının temelleri Tarquinius Priscus dönemine uzanır; Cumhuriyet ve özellikle İmparatorluk dönemlerinde Julius Caesar, Augustus ve Traianus gibi imparatorlar tarafından büyütülerek anıtsal ölçülerine ulaştırılmıştır. Palatinus ve Aventinus tepeleri arasındaki vadiye konumlanan yapı, Roma’nın siyasal ve toplumsal merkezlerinden biri hâline gelmiştir.

Mimari olarak Circus Maximus, 600 metreyi aşan dev bir yarış pistine sahipti. Pist ortasında spina adı verilen merkezi ada bulunur; bu hat boyunca obeliskler, zafer anıtları ve heykeller sıralanırdı. Dönüş noktalarındaki meta kuleleri, yarışların en tehlikeli anlarının yaşandığı bölümlerdi. Tribünler vadiyi çevreleyecek şekilde düzenlenmiş, imparator için özel pulvinar locası ayrılmıştır.

Yaklaşık 150.000–250.000 kişilik kapasitesiyle antik dünyanın en büyük stadyumu kabul edilen Circus Maximus, yalnızca bir spor alanı değil; Roma halkının tepkisinin, coşkusunun ve öfkesinin aynı anda yükseldiği bir kamusal sahneydi.

Yarışlar, fraksiyonlar (kulüpler) etrafında şekillenirdi: Maviler (Veneta), Yeşiller (Prasina), Kırmızılar (Russata) ve Beyazlar (Albata). Bu gruplar yalnızca spor kulübü değil, aynı zamanda güçlü birer sosyal kimlikti. Araba yarışları, halkın yönetime yaklaşımını ve imparatora verdiği desteği ya da tepkisini açıkça ortaya koyan politik gösteriler niteliği taşırdı.

Günümüzde Circus Maximus’tan geriye, pistin genel hatlarının okunabildiği geniş bir alan kalmıştır. Spina üzerindeki obeliskler Orta Çağ’da Roma’nın farklı noktalarına taşınmış olsa da, alanın ölçeği hala Roma’nın kitlesel gösteri kültürünü gözler önüne serer.

3. Roma İmparatorluğu Döneminde Kulüplerin Yayılması ve Profesyonelleşmesi

🔶 İmparatorluk Ölçeğinde Araba Yarışlarının Yayılması

Roma İmparatorluğu’nun siyasi ve coğrafi olarak genişlemesi, araba yarışlarını da başkent sınırlarının dışına taşıdı. Artık yarışlar yalnızca Roma’da değil, imparatorluğun farklı eyaletlerinde düzenleniyor; hipodromlar, kent yaşamının merkezi unsurlarından biri haline geliyordu. Bu yayılım, yarışların geçici şenlikler olmaktan çıkıp sürekli ve planlı organizasyonlar haline gelmesini sağladı.

Bu yayılım, yarışları mümkün kılan yapıların da kalıcılaşmasını zorunlu kıldı. Atların yetiştirilmesi, sürücülerin eğitimi ve yarış takvimlerinin düzenlenmesi gibi unsurlar, artık bireysel çabalarla değil, örgütlü yapılar aracılığıyla yürütülüyordu.

🔶 Kulüplerin Kurumsal Yapıya Kavuşması

İmparatorluk döneminde kulüpler, yalnızca yarış günü ortaya çıkan gruplar olmaktan çıktı. Yönetici kadroları, mali sorumluları ve teknik personeli olan kurumsal organizasyonlara dönüştüler. Bu yapı, kulüplerin uzun vadeli planlar yapabilmesini ve eyaletler arası faaliyet göstermesini mümkün kıldı.

Kulüplerin finansmanı da bu dönemde çeşitlendi. Zengin sponsorlar, yerel yöneticiler ve aristokrat aileler, belirli renkleri destekleyerek hem prestij kazanıyor hem de halk nezdinde görünürlük elde ediyordu. Böylece kulüpler, ekonomik açıdan da güçlenen aktörler haline geldi.

🔶 Sürücülerin Yıldızlaşması ve Rekabetin Sertleşmesi

Kurumsallaşmayla birlikte araba sürücüleri, yani aurigalar, imparatorluk çapında tanınan figürlere dönüştü. Başarılı sürücüler yüksek gelir elde ediyor, heykelleri dikiliyor ve geniş bir hayran kitlesine sahip oluyordu. Bu yıldızlaşma, kulüpler arası rekabeti yalnızca sportif değil, sembolik bir mücadele haline getirdi.

Aynı sürücünün sürekli aynı renk altında yarışması, seyircinin belirli bir kulüple duygusal bağ kurmasını kolaylaştırdı. Zaferler tekrarlandıkça, bu bağ güçleniyor ve taraftarlık kalıcı bir aidiyete dönüşüyordu.

🔶 Dört Renk Arasındaki Dengenin Bozulması

Bu süreçte dört geleneksel kulüp arasındaki denge yavaş yavaş bozulmaya başladı. Beyazlar ve Kırmızılar, güçlü rakipleri karşısında hem ekonomik hem de kitlesel destek açısından geride kaldı. Popüler sürücülerin Yeşiller ve Maviler tarafından transfer edilmesi, bu iki kulübün görünürlüğünü daha da azalttı.

Zamanla Beyazlar ve Kırmızılar, ya daha güçlü kulüplerin bünyesine katıldı ya da tamamen etkisizleşti. Bu gelişme, kulüp yapısının doğal bir eleme sürecinden geçtiğini ve rekabetin iki ana merkezde yoğunlaştığını gösterir.

🔶 Seyirciden Taraftara: Kolektif Aidiyetin Güçlenmesi

Roma İmparatorluğu döneminde izleyici profili de dönüşüm geçirdi. Yarışları izleyen kalabalıklar, artık yalnızca anlık heyecan yaşayan seyirciler değil; belirli bir renge sadakat duyan taraftarlar haline geliyordu. Bu sadakat, bireysel tercihin ötesine geçerek kolektif bir kimlik oluşturuyordu.

Kulüpler bu aşamada, kent halkı için günlük hayatın bir parçası haline gelmişti. Renkler, yalnızca pist üzerindeki takımları değil, insanların kendilerini ait hissettikleri sosyal çevreleri de temsil etmeye başlıyordu.

🔶 Devletin Bakış Açısı: Eğlence ile Kontrol Arasında

İmparatorluk yönetimi, bu dönemde kulüpleri doğrudan bir tehdit olarak görmez. Aksine, araba yarışları ve kulüpler, kitlelerin enerjisini yönlendiren ve toplumsal düzeni geçici olarak dengeleyen araçlar olarak değerlendirilir. Ancak kulüplerin artan örgütlülüğü ve halk üzerindeki etkisi, ileride kontrol edilmesi zor bir güce dönüşebilecek potansiyeli de içinde barındırmaktadır.

Bu potansiyel, Geç Roma ve özellikle Bizans döneminde açık biçimde ortaya çıkacak; Yeşiller ve Maviler, sporun çok ötesinde bir role bürünecektir.

Roma İmparatorluğu dönemi, hipodrom kulüplerinin kurumsallaştığı ve kitlesel aidiyet ürettiği evreyi temsil eder. Ancak bu gelişme, aynı zamanda Beyazlar ve Kırmızılar’ın sahneden çekilmesini ve iki büyük kulübün öne çıkmasını da beraberinde getirmiştir. Bu durum, bir sonraki aşamada kulüplerin bambaşka bir kimlik kazanmasının önünü açacaktır.

🟠 Renkler ve Kimlikler: Hipodrom Kulüplerinin Temsil Dünyası

Roma’da başlangıçta takımları ayırt eden pratik işaretler olan renkler, Bizans’ta zamanla toplumsal aidiyetlerle ve siyasal gerilimlerle de ilişkilendirilmeye başladı.

🔵 Maviler (Veneta)

  • Saray ve devlet düzeniyle daha uyumlu bir çizgide algılanmaya meyillidir.
  • Büyük sponsorlar, zengin çevreler ve şehir aristokrasisiyle daha sık ilişkilendirilir.
  • Birçok dönemde Ortodoks kilisenin resmi çizgisine yakın anılır.
  • Hipodromda düzen, meşruiyet ve istikrar söylemini öne çıkaran bir profil doğurabilir.

🟢 Yeşiller (Prasina)

  • Esnaf, zanaatkar ve küçük tüccar çevreleriyle ilişkilendirilmesi daha yaygındır.
  • Bazı dönemlerde muhalif enerji ve sokak hareketliliğiyle anılmış; itiraz eden ses gibi algılanabilmiştir.
  • Dini tartışmaların yoğunlaştığı çağlarda yerel/heterodoks eğilimlerle temas ettiği düşünülen örnekler vardır.
  • Kimi zaman hipodrom, yöneticiye karşı sözün yükseltildiği bir alana dönüşmüştür.

⚪ Beyazlar (Albata)

  • Roma’daki dört renk düzeninin parçası olarak ortaya çıkmış; zamanla etkisini kaybetmiştir.
  • Kimi anlatılarda daha gelenekçi, ölçülü ve törensel bir çizgiyle anılır.
  • Geç Roma’ya doğru kitle desteği ve finansman bakımından geri düşerek sahneden çekilmiştir.

🔴 Kırmızılar (Russata)

  • İlk dönemlerde önemli bir renkken, zamanla Yeşil–Mavi rekabeti arasında geri planda kalmıştır.
  • Bazı yorumlarda askeri/martial sembolizmle ilişkilendirilse de bu her dönemde sabit değildir.
  • Geç Roma’da birleşme/dağılma süreçleriyle etkisini yitirmiştir.

 🔸 Bu temsil ilişkileri mutlak ve değişmez değildir; dönemsel krizler, imparatorluk politikaları ve yerel koşullara göre farklılık gösterebilir.

4. Geç Roma Dönemi: Beyazlar ve Kırmızılar’ın Geri Çekilişi, İki Rengin Öne Çıkışı

🔶 Siyasal ve Kentsel Dönüşümün Kulüplere Etkisi

MS 3. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu, hem siyasal hem de ekonomik açıdan derin bir dönüşüm sürecine girdi. İmparatorluk yönetiminin merkezileşmesi, kentlerin idari yapısının değişmesi ve büyük metropollerin ön plana çıkması, hipodrom kültürünü de doğrudan etkiledi. Araba yarışları varlığını sürdürse de, bu etkinlikleri ayakta tutan kulüpler artık daha sert bir rekabet ortamında faaliyet gösteriyordu.

Bu süreçte özellikle büyük kentler –Roma’nın yanı sıra doğuda yükselen merkezler– yarış kültürünün ana sahnesi haline geldi. Kulüplerin ayakta kalabilmesi, yalnızca sportif başarıya değil; finansal güç, örgütsel kapasite ve geniş taraftar tabanına sahip olmalarına bağlıydı.

🔶 Beyazlar ve Kırmızılar’ın Görünürlük Kaybı

Geç Roma dönemine gelindiğinde, Beyazlar ve Kırmızılar bu yeni koşullara uyum sağlamakta zorlandı. Bu iki kulüp, daha dar bir ekonomik çevreye ve sınırlı taraftar desteğine sahipti. Büyük yarışlarda elde edilen başarısız sonuçlar, görünürlüklerini daha da azalttı ve seyirci sadakatinin başka renklere yönelmesine yol açtı.

Beyazlar ve Kırmızılar’ın gerilemesi ani bir çöküş şeklinde olmadı. Aksine bu süreç, yavaş ve kademeli bir çözülme olarak gerçekleşti. Bazı kentlerde faaliyetleri sembolik düzeye inerken, bazı bölgelerde ise daha güçlü kulüplerle birleşerek bağımsız kimliklerini kaybettiler.

🔶 Yeşiller ve Maviler’in Yapısal Avantajı

Aynı dönemde Yeşiller ve Maviler, hem ekonomik hem de örgütsel açıdan belirgin bir üstünlük kazandı. Daha geniş sponsor ağları, popüler sürücülerle kurulan uzun vadeli ilişkiler ve güçlü taraftar grupları, bu iki kulübü rakiplerinden ayıran temel unsurlar oldu.

Bu avantaj, yalnızca pist üzerindeki başarıyla sınırlı değildi. Yeşiller ve Maviler, kent yaşamında daha görünür hale gelerek yarış günleri dışında da toplumsal bir varlık sergilemeye başladılar. Renkler, artık yalnızca yarış anında değil; günlük dilde, kamusal alanda ve kent hafızasında yer edinmeye başladı.

🔶 Rekabetin İki Merkezde Toplanması

Beyazlar ve Kırmızılar’ın geri çekilmesiyle birlikte, hipodrom dünyasında rekabet iki ana merkezde yoğunlaştı. Bu durum, kulüp yapısında önemli bir kırılma anlamına geliyordu. Artık seyircinin karşısında çok sayıda alternatif yoktu; destek, büyük ölçüde Yeşiller ve Maviler arasında bölünüyordu.

Bu ikili yapı, rekabeti daha keskin ve duygusal hale getirdi. Yarış sonuçları, kulüpler arası çekişmenin sembolik bir yansımasına dönüşürken, taraftarlık duygusu da daha güçlü bir aidiyet biçimi kazandı. Böylece kulüpler, sporun ötesine geçen bir kimlik taşıyıcısı rolü üstlenmeye başladı.

🔶 Roma’dan Bizans’a Geçişin Eşiğinde Kulüpler

Geç Roma dönemi, hipodrom kulüplerinin henüz tam anlamıyla siyasal aktörlere dönüşmediği; ancak bu dönüşümün tüm koşullarının oluştuğu bir eşik evresidir. İki büyük kulübün baskın hale gelmesi, kitlesel aidiyetin sertleşmesi ve büyük kentlerde yoğunlaşan hipodrom kültürü, yeni bir dönemin habercisi niteliğindedir.

Özellikle imparatorluğun ağırlık merkezinin doğuya kayması ve başkentin Konstantinopolis’te yeniden tanımlanmasıyla birlikte, Yeşiller ve Maviler çok daha farklı bir bağlamda varlık gösterecektir. Bu yeni bağlamda kulüpler, artık yalnızca yarış organizasyonları değil; toplumsal gerilimlerin ve siyasal beklentilerin taşıyıcısı haline gelecektir.

Geç Roma dönemi, hipodrom kulüplerinin sayıca azalıp etkice yoğunlaştığı bir evreyi temsil eder. Beyazlar ve Kırmızılar’ın sahneden çekilmesiyle birlikte, Yeşiller ve Maviler Roma mirasını devralmış; ancak bu miras, Bizans dünyasında bambaşka bir anlam kazanmak üzere yeni bir döneme girmiştir.

5. Bizans Döneminde Hipodrom ve Kulüplerin Siyasallaşması

🟠 Konstantinopolis Hipodromu: Yapılışı, Yapısı ve Günümüze Kalan İzleri

Konstantinopolis Hipodromu’nun inşası, Roma İmparatoru Septimius Severus döneminde (MS 3. yüzyıl başları) başlamış; şehir, I. Konstantin tarafından başkent ilan edildikten sonra hipodrom kapsamlı biçimde genişletilerek Bizans’ın en büyük kamusal alanına dönüştürülmüştür. Yapı, Büyük Saray ile doğrudan bağlantılı olacak şekilde tasarlanmış ve imparatorun halkla yüz yüze geldiği nadir mekânlardan biri olmuştur.

Mimari açıdan Hipodrom, uzun ve dar bir yarış pistine sahipti. Pist ortasında spina adı verilen merkez ada yer alıyor; zafer anıtları, dikilitaşlar ve heykeller bu hat boyunca sıralanıyordu. U biçimli tribün sistemi sayesinde seyirciler piste son derece yakın konumlanıyor, yarışlar kadar halkın tepkileri de imparatorluk yönetimi için görünür hale geliyordu.

Yaklaşık 30.000–40.000 kişilik kapasitesiyle Hipodrom, Bizans dünyasının en büyük toplanma alanlarından biriydi. Bu büyüklük, burayı yalnızca bir spor mekanı değil; kitlelerin aynı anda ve yüksek sesle tepki verebildiği, siyasi gerilimin yoğunlaştığı bir kamusal sahneye dönüştürmüştür.

Bugün İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda ayakta duran Mısır Dikilitaşı (Obelisk of Theodosius), Yılanlı Sütun ve Örme Dikilitaş, Bizans Hipodromu’nun spina hattı üzerinde yer alan anıtlardır. Bu üç eser, Hipodrom’un yalnızca bir yarış alanı değil; imparatorluk gücünün, zafer ideolojisinin ve kamusal hafızanın somutlaştığı bir mekân olduğunu günümüze hatırlatan en önemli kalıntılardır.

🔶 Konstantinopolis’te Hipodromun Yeni Anlamı

Bizans döneminde hipodrom, Roma’daki eğlence alanı işlevinin çok ötesine geçerek kentin siyasal kalbine dönüştü. Başkent Konstantinopolis, imparatorluk ideolojisinin, dinsel tartışmaların ve halk tepkisinin en görünür biçimde ifade edildiği mekanları içinde barındırıyordu. Bu mekanların başında ise Hipodrom geliyordu.

Hipodrom, yalnızca yarışların yapıldığı bir alan değil; imparatorun halka göründüğü, halkın da imparatora seslenebildiği benzersiz bir kamusal sahneydi. Bu karşılıklı görünürlük, kulüplerin rolünü kökten değiştirdi. Yeşiller ve Maviler, artık yalnızca pistte yarışan takımlar değil, halkın kolektif sesi haline gelmeye başladı.

🔶 Kulüplerin Toplumsal Kimliklere Dönüşmesi

Bizans’ta kulüpler, Roma dönemindeki taraftar aidiyetini aşarak toplumsal kimlikler üretmeye başladı. Aynı renge bağlı olmak, yalnızca bir yarış tercihinden ibaret değildi; kişinin kent içindeki duruşunu, çevresini ve beklentilerini de yansıtıyordu.

Bu dönemde kulüpler, mahalleler ve esnaf gruplarıyla ilişki kurabilen, sokak gösterileri düzenleyebilen ve ortak sloganlar ile tepkiler üretebilen örgütlü yapılar haline gelmişti.

Böylece Yeşiller ve Maviler, kent yaşamında sürekli var olan, örgütlü ve görünür yapılara dönüştü.

🔶 Dini ve Sınıfsal Ayrışmaların Kulüplere Yansıması

Bizans toplumu, yalnızca siyasal değil, aynı zamanda yoğun dini tartışmaların yaşandığı bir yapıydı. Bu tartışmalar, zamanla hipodrom kulüplerine de yansıdı. Yeşiller ve Maviler, farklı dönemlerde farklı dini eğilimlerle ve sınıfsal gruplarla özdeşleştirildi.

Bu durum, kulüplerin etkisini daha da artırdı. Bir kulübü desteklemek, kimi zaman bir teolojik görüşe ya da imparatorluk politikalarına dolaylı bir tavır almak anlamına geliyordu. Böylece hipodromdaki tezahüratlar, yalnızca sportif coşkunun değil, toplumsal gerilimin de ifadesi haline geldi.

🔶 İmparatorluk Otoritesi ile Kulüpler Arasındaki Gerilim

Bizans imparatorları, hipodrom kulüplerinin gücünün farkındaydı. Bir yandan bu yapıları halkla bağ kurmanın aracı olarak kullanıyor, diğer yandan ise kontrol edilmesi gereken potansiyel tehditler olarak görüyordu. Kulüplerin desteği, imparatorluk meşruiyetini güçlendirebileceği gibi; tersine döndüğünde ciddi bir kriz yaratabiliyordu.

Bu ikili ilişki, kulüplerin devletle doğrudan temas kurmasına yol açtı. Hipodromda dile getirilen talepler, bazen vergi politikalarından yönetici atamalarına kadar uzanabiliyordu. Böylece Yeşiller ve Maviler, devlet–halk ilişkilerinde aracı bir konum üstlenmiş oldu.

🔶 Siyasallaşmanın Kaçınılmaz Sonucu: Gerilim Birikimi

Bizans döneminde hipodrom kulüplerinin ulaştığı bu güç, aynı zamanda kırılgan bir denge yaratıyordu. Rekabet artık yalnızca iki kulüp arasında değil; kulüplerle devlet arasında da yaşanıyordu. Uzun süre bastırılan toplumsal hoşnutsuzluklar, hipodromda birikiyor ve uygun bir anda patlamaya hazır hale geliyordu.

Bu birikim, Bizans tarihinin en sarsıcı olaylarından birine zemin hazırlayacaktır. Yeşiller ve Maviler’in ilk kez aynı yönde birleştiği bu an, kulüplerin gücünü zirveye taşıdığı kadar, sonlarını da belirleyecektir.

Bizans döneminde hipodrom kulüpleri, spor kökenli yapılar olmaktan çıkarak siyasal ve toplumsal aktörlere dönüşmüştür. Bu dönüşüm, Yeşiller ve Maviler’i imparatorluk tarihinin merkezine taşırken, aynı zamanda büyük bir kırılmanın da zeminini hazırlamıştır.

6. Doruk Noktası: Nika Ayaklanması ve Kulüplerin Birleştiği An

🟠 Nika Ayaklanması Neden Bir Kırılma Noktasıdır?

• İlk kez rakip kulüpler (Yeşiller ve Maviler) aynı cephede birleşti.
• Hipodrom, bir eğlence alanından açık bir isyan sahnesine dönüştü.
• Yaklaşık 30.000 kişinin ölümüyle sonuçlanan bastırma gerçekleşti.
• Devlet, kulüpleri artık potansiyel tehdit olarak görmeye başladı.

🔶 Bizans’ta Biriken Gerilim ve Kıvılcımın Çakılması

6. yüzyılın başlarında Bizans başkenti, görünürde güçlü ve ihtişamlı bir imparatorluğun merkeziydi. Ancak kent yaşamının derinliklerinde ekonomik baskılar, ağır vergiler, hukuki adaletsizlik algısı ve yönetici sınıfa duyulan hoşnutsuzluk giderek artıyordu. Hipodrom kulüpleri, bu hoşnutsuzluğun en görünür ifade kanalı haline gelmişti.

Bu ortamda, başlangıçta sıradan bir hipodrom gerilimi gibi görünen olaylar kısa sürede kontrolden çıktı. Yeşiller ve Maviler arasındaki rekabet, ilk kez yönünü imparatorluk yönetimine çevirdi. Normal koşullarda birbirine düşman olan bu iki kulüp, ortak bir öfke etrafında birleşti.

🔶 Rakiplerin Birleşmesi: Yeşiller ve Maviler Yan Yana

MS 532 yılında patlak veren Nika Ayaklanması, hipodrom kulüplerinin ulaştığı gücün en çarpıcı göstergesidir. “Nika!” (Zafer!) sloganı altında birleşen Yeşiller ve Maviler, bu kez birbirlerine karşı değil, doğrudan imparatorluk otoritesine karşı hareket ettiler.

Bu birleşme, kulüpler tarihinde benzersizdi; çünkü kulüp rekabeti askıya alınmış, ortak bir siyasal hedef belirlenmiş ve hipodromdan sokaklara taşan kitlesel bir hareket ortaya çıkmıştı.

Kulüpler, artık bir spor kimliğiyle değil, toplumsal bir isyanın taşıyıcısı olarak sahnedeydi.

🔶 Kentin Yanışı ve Otoritenin Sarsılışı

Ayaklanma kısa sürede tüm Konstantinopolis’i sardı. Günlerce süren çatışmalar sırasında şehrin büyük bölümü tahrip edildi; kamu binaları, konutlar ve kutsal yapılar ateşe verildi. Kent düzeni tamamen çöktü ve imparatorluk otoritesi ciddi biçimde sarsıldı.

İmparator I. Justinianus, tahtını kaybetmenin eşiğine geldi. Saray çevresinde kaçış planları yapılırken, Bizans yönetimi tarihinde nadir görülen bir kırılma anı yaşandı. Bu durum, hipodrom kulüplerinin artık yalnızca kitleleri yönlendiren yapılar değil, devleti tehdit edebilecek güçte aktörler haline geldiğini açıkça gösterdi.

🔶 Hipodrom’da Son Perde: Bastırma ve Katliam

Ayaklanma, nihayet Hipodrom’da son buldu. İmparatorluk kuvvetleri, Yeşiller ve Maviler’in toplandığı Hipodrom’u kuşattı. Tarihsel kaynaklara göre yaklaşık 30.000 insan burada hayatını kaybetti. Bu kanlı bastırma, yalnızca bir isyanın sonu değil; hipodrom kulüplerinin tarihindeki geri dönülmez bir kırılma noktasıydı.

Devlet, bu olaydan sonra kulüplere bakışını kökten değiştirdi. Artık Yeşiller ve Maviler, halkla iletişim kurmanın kullanışlı araçları değil; sıkı denetim altına alınması gereken tehlikeli yapılar olarak görülüyordu.

🔶 Gücün Zirvesi, Çöküşün Başlangıcı

Nika Ayaklanması, hipodrom kulüplerinin ulaştığı en yüksek güç noktasını temsil eder. Aynı zamanda bu güç, kendi sonunu da hazırlamıştır. Kulüplerin birleşerek imparatorluk otoritesini sarsması, Bizans yönetimi için kabul edilemez bir durumdu.

Bu andan itibaren devlet, kulüplerin örgütsel kapasitesini kırmaya, liderlerini denetim altına almaya ve hipodromu yeniden kontrollü bir alana dönüştürmeye yöneldi. Yeşiller ve Maviler varlıklarını sürdürecek, ancak artık eski güçlerinden yoksun olacaklardı.

Nika Ayaklanması, hipodrom kulüplerinin tarihindeki doruk ve kırılma anıdır. Bu olayla birlikte Yeşiller ve Maviler, imparatorluğu sarsabilecek güçte olduklarını göstermiş; ancak aynı zamanda bu gücün bedelini de ağır biçimde ödemiştir. Bundan sonraki süreç, kulüplerin denetim altına alındığı ve yavaş yavaş etkisini kaybettiği bir dönem olacaktır.

🟠 Hipodrom Tutkusu: İmparatorların Takıntıya Varan Davranışları

🔸 Caligula – Atları İnsanlardan Üstün Gören İmparator
Caligula’nın yarış tutkusu, bir zevkten çok saplantı düzeyindeydi. Favori atı Incitatus için mermer ahır yaptırdığı, mor örtüler serdirdiği ve atını konsül yapmayı düşündüğü aktarılır. Yarış geceleri Roma’da sessizlik emri verdirerek atının dinlenmesini sağladığı söylenir. Bu davranışlar, hipodrom tutkusunun imparatorluk ciddiyetini aşan bir noktaya vardığını gösterir.

🔸 Nero – Kazanması Gereken İmparator
Nero, yarışları yalnızca izlemekle yetinmeyen nadir imparatorlardandır. Kaynaklara göre Yunanistan’daki oyunlarda bizzat araba yarışına katılmış, yarış sırasında düşmesine rağmen kazanan ilan edilmiştir. Bu olay, hipodromda başarıdan çok iktidarın sonucu belirlediği anların sembolü haline gelmiştir. Nero için yarış, halk alkışının doğrudan sahiplenildiği bir sahnedir.

🔸 Domitianus – Disiplin ve Kontrol Takıntısı
Domitianus’un ilgisi, Caligula ve Nero’daki gibi bireysel heves değil; kontrol ve düzen üzerinedir. Yarış organizasyonlarını sıkı kurallara bağlamış, seyirci davranışlarını bile denetlemeye çalışmıştır. Onun hipodrom tutkusu, eğlenceyi bile askeri bir disiplinle yönetme arzusunda kendini gösterir.

🔸 I. Justinianus – Kalabalığın Gücünü Hesaplayamayan İmparator
Justinianus yarışlara tutkuyla bağlı bir seyirci değildi; ancak hipodromu siyasetin merkezi olarak kullandı. Yeşiller ve Maviler’in gücünü dengeleyebileceğini düşündü. Nika Ayaklanması sırasında hipodromda biriken öfke, bu hesabın ne kadar yanlış olduğunu gösterdi. Onun takıntısı, yarışlardan çok kitleyi kontrol edebileceğine duyduğu aşırı güvendi.

🔸 V. Konstantinos – Yarışlarla Yaşayan İmparator
V. Konstantinos, Bizans kaynaklarında hipodrom eğlencelerine olağanüstü düşkün bir imparator olarak anılır. Yarışlara yoğun ilgisi nedeniyle devlet işlerini ihmal ettiği yönünde eleştiriler vardır. Onun döneminde hipodrom, saray yaşamının neredeyse uzantısı haline gelmiştir.

🔸 III. Mihail – Ciddiyetini Kaybeden Seyirci
III. Mihail, yarışlara ve hipodrom eğlencelerine aşırı düşkünlüğü nedeniyle Bizans tarih yazımında hafifmeşrep bir imajla anılır. Yarış günlerinde ölçüsüz davranışları ve alaycı tavırları, imparatorluk makamının saygınlığını zedeleyen örnekler arasında gösterilir.

7. Devlet Müdahalesi: Kulüplerin Denetim Altına Alınması ve Güç Kaybı

🔶 Nika Sonrası Devletin Değişen Tutumu

Nika Ayaklanması’nın bastırılmasının ardından Bizans yönetimi, hipodrom kulüplerine karşı köklü bir politika değişikliğine gitti. Yeşiller ve Maviler’in birleşerek imparatorluk otoritesini sarsması, devlet açısından açık bir uyarı niteliğindeydi. Bu olaydan sonra kulüpler, artık hoşgörüyle yaklaşılan toplumsal yapılar değil; sürekli gözetim altında tutulması gereken güç odakları olarak değerlendirildi.

İmparatorluk yönetimi için öncelik, hipodromu yeniden kontrollü bir kamusal alan haline getirmekti. Bu da kulüplerin örgütsel kapasitesinin sınırlandırılmasını zorunlu kılıyordu.

🔶 Örgütsel Yapının Zayıflatılması

Devlet müdahalesinin ilk adımı, kulüplerin iç yapısına yönelik oldu. Kulüp liderleri ve önde gelen figürler yakından izlenmeye başlandı; bazıları görevlerinden uzaklaştırıldı, bazıları ise etkisiz konumlara çekildi. Böylece kulüplerin merkezi karar alma mekanizmaları işlevsiz hale getirildi.

Aynı zamanda kulüplerin sokaklarda ve mahallelerde kurduğu gayriresmi ağlar dağıtıldı. Toplu hareket etme kapasitesi, sistemli biçimde parçalandı. Bu müdahaleler, kulüplerin kitlesel eylem düzenleme yeteneğini ciddi ölçüde sınırladı.

🔶 Finansal ve Lojistik Kısıtlamalar

Kulüplerin gücünün önemli bir kaynağı, sahip oldukları maddi imkanlardı. Nika sonrası dönemde bu kaynaklar da hedef alındı. Devlet, kulüplerin finansman kanallarını daralttı; sponsorluk ilişkileri ve bağışlar sıkı denetime tabi tutuldu.

At yetiştirme, sürücü eğitimi ve yarış organizasyonları gibi alanlarda kulüplerin bağımsız hareket alanı kısıtlandı. Böylece kulüpler, kendi kendine yeten yapılar olmaktan çıkarak devlete bağımlı organizasyonlara dönüştü.

🔶 Hipodromun Yeniden Tanımlanması

Devlet müdahalesi yalnızca kulüplerle sınırlı kalmadı; hipodromun kendisi de yeniden tanımlandı. Hipodrom, halkın taleplerini yüksek sesle dile getirdiği bir alan olmaktan çıkarılarak, resmi törenlerin ve kontrollü eğlencelerin sahnesi haline getirildi.

Bu yeni düzende tezahüratlar ve tepkiler dikkatle izleniyor, taşkınlıklar anında bastırılıyordu. Hipodrom, hala kalabalıkları bir araya getiriyordu; ancak bu kalabalık artık eskisi kadar özgür ve etkili değildi.

🔶 Kulüplerin Toplumsal Etkisinin Zayıflaması

Devletin aldığı bu önlemler, kulüplerin toplum içindeki konumunu da değiştirdi. Yeşiller ve Maviler varlıklarını sürdürseler de, artık siyasal beklentilerin taşıyıcısı olmaktan uzaklaşmışlardı. Taraftarlık duygusu devam ediyor, ancak bu duygu kamusal alanda belirleyici bir güce dönüşemiyordu.

Kulüpler, yavaş yavaş yarış odaklı kimliklerine geri çekildi. Toplumsal gerilimlerin ifade edildiği alanlar başka mecralara kayarken, hipodrom kulüpleri geçmişteki etkilerini hatırlatan gölge yapılar haline geldi.

Nika Ayaklanması sonrasında uygulanan devlet müdahaleleri, hipodrom kulüplerinin tarihindeki en sert kırılmalardan birini oluşturur. Bu müdahaleler, Yeşiller ve Maviler’in siyasal gücünü törpülemiş; kulüpleri yeniden eğlence merkezli, denetimli yapılara dönüştürmüştür. Ancak bu süreç, kulüplerin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez; asıl çözülme, Bizans dünyasının değişen koşullarıyla birlikte zaman içinde gerçekleşecektir.

8. Ortadan Kayboluş: Hipodrom Kulüplerinin Sessiz Çözülüşü

🔶 Değişen Dünya, Değişen Öncelikler

7. yüzyıldan itibaren Bizans dünyası, köklü bir dönüşüm sürecine girdi. Uzun süren savaşlar, ekonomik daralma, nüfus kayıpları ve kent yaşamının küçülmesi, hipodrom kültürünü doğrudan etkiledi. Devletin öncelikleri artık büyük kamusal eğlenceleri finanse etmekten ziyade, askeri savunma ve idari süreklilik üzerine yoğunlaşıyordu.

Bu koşullar altında araba yarışları giderek seyrekleşti; hipodromlar eski ihtişamını kaybetmeye başladı. Kulüpler ise varlıklarını sürdürebilecekleri toplumsal ve ekonomik zemini yavaş yavaş yitirdi.

🔶 Kulüplerin İşlevsizleşmesi

Nika Ayaklanması sonrasında denetim altına alınan Yeşiller ve Maviler, artık ne siyasal bir rol üstlenebiliyor ne de kent yaşamını belirleyen güçler olarak öne çıkabiliyordu. Yarışlar devam etse bile, kulüplerin örgütsel yapıları büyük ölçüde sembolik hale gelmişti.

Kulüplerin sunduğu aidiyet duygusu da zamanla zayıfladı. Kent nüfusunun azalması ve toplumsal bağların çözülmesi, taraftarlığın kuşaktan kuşağa aktarılmasını zorlaştırdı. Böylece kulüpler, canlı sosyal yapılar olmaktan çıkıp geleneksel adlara dönüştü.

🔶 Hipodromun Toplumsal Merkez Olma Niteliğini Yitirmesi

Hipodromun eski işlevini kaybetmesi, kulüplerin çözülüşünü hızlandıran en önemli etkenlerden biriydi. Bir zamanlar imparator ile halkı buluşturan bu alan, artık büyük kitleleri toplayan bir merkez olmaktan çıkmıştı. Törenler ve yarışlar daha sınırlı bir çevreye hitap ediyor, kamusal etki giderek daralıyordu.

Hipodromun bu dönüşümü, kulüplerin varlık nedenini de ortadan kaldırdı. Toplumsal gerilimlerin ifade edildiği, kolektif kimliklerin üretildiği bir sahne kalmadığında, kulüpler de anlamını yitirdi.

🔶 Sessiz Bir Tarihsel Son

Hipodrom kulüplerinin ortadan kayboluşu, ani bir yasaklama ya da dramatik bir yıkımla gerçekleşmedi. Aksine bu süreç, yüzyıllara yayılan sessiz bir çözülüş şeklinde ilerledi. Kulüpler bir gün var olup ertesi gün yok olmadı; yavaş yavaş gündelik hayattan çekildi, hafızalarda silikleşti.

Orta Bizans dönemine gelindiğinde Yeşiller ve Maviler, artık yaşayan toplumsal yapılar değil; kroniklerde ve tarih anlatılarında anılan geçmişe ait kavramlar haline gelmişti.

Hipodrom kulüplerinin ortadan kayboluşu, Bizans dünyasının geçirdiği büyük dönüşümün doğal bir sonucudur. Sporla başlayan, siyasetle zirveye çıkan bu yapılar, değişen koşullar karşısında sessizce çözülmüş ve tarih sahnesinden çekilmiştir. Geriye ise antik dünyanın en örgütlü kitle hareketlerinden birinin izleri kalmıştır.

🟠 Antik Dünyanın İlk Kitle Hareketleri

Hipodrom kulüpleri, modern anlamda siyasi partiler ya da taraftar grupları değildi. Ancak geniş kitleleri ortak semboller etrafında birleştirebilmeleri, liderlik figürleri yaratmaları ve devlet otoritesini etkileyebilmeleri bakımından, antik dünyanın en erken kitlesel hareketleri arasında değerlendirilebilir.

10. Antik Dünyada Kulüplerin Tarihsel Anlamı

Antik çağ hipodrom kulüpleri, ilk bakışta sporla sınırlı yapılar gibi görünse de, tarihsel süreç içinde çok katmanlı toplumsal aktörlere dönüşmüştür. Roma’dan önceki dünyada ortaya çıkan kolektif rekabet ve taraf tutma eğilimleri, Roma Cumhuriyeti döneminde kurumsal bir yapıya kavuşmuş; Roma İmparatorluğu’nda ise profesyonelleşerek geniş kitleleri etkileyen organizasyonlara dönüşmüştür.

Bu sürecin en dikkat çekici yönü, kulüplerin zamanla spor alanının dışına taşarak toplumsal kimlikler ve siyasal beklentiler üretmeye başlamasıdır. Beyazlar ve Kırmızılar gibi erken dönem kulüpleri tarih sahnesinden çekilirken, Yeşiller ve Maviler daha geniş örgütlenme kapasiteleri sayesinde ayakta kalmış; özellikle Bizans döneminde kent yaşamının merkezi unsurlarından biri haline gelmiştir.

Bizans hipodromu, imparator ile halk arasındaki nadir doğrudan temas alanlarından biri olarak, kulüplerin gücünü artırmış; bu güç, Nika Ayaklanması’nda zirveye ulaşmıştır. Ancak bu zirve aynı zamanda bir kırılma noktasıdır. Devlet otoritesini tehdit eden bu ölçekte bir kitle hareketi, kulüplerin artık tolere edilebilir yapılar olmaktan çıktığını göstermiştir. Nika sonrasında uygulanan denetim politikaları, kulüplerin siyasal etkisini kalıcı biçimde sınırlamıştır.

Buna rağmen hipodrom kulüplerinin ortadan kayboluşu ani ve dramatik olmamıştır. Aksine bu süreç, Bizans dünyasının askeri, ekonomik ve demografik dönüşümüyle birlikte yavaş ve sessiz bir çözülüş şeklinde gerçekleşmiştir. Kent yaşamının daralması, hipodromun merkezi rolünü yitirmesi ve kamusal alanların değişen işlevleri, kulüplerin varlık zeminini ortadan kaldırmıştır.

Sonuç olarak antik çağ hipodrom kulüpleri, spor tarihinin ötesinde bir anlam taşır. Bu yapılar, kitlelerin nasıl örgütlendiğini, kolektif aidiyetlerin nasıl oluştuğunu ve eğlence temelli birlikteliklerin hangi koşullarda siyasal güce dönüşebildiğini gösteren çarpıcı örneklerdir. Yeşiller ve Maviler’in hikayesi, antik dünyanın en erken ve en etkili kitle hareketlerinden birinin yükselişini ve kaçınılmaz çözülüşünü gözler önüne serer.

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.