İstanbul’a Yakın Günübirlik Rotalar: 10 Farklı Gezi Önerisi

İstanbul’a Yakın Günübirlik Rotalar: Hafta Sonu İçin

İstanbul’dan sabah yola çıkıp akşam eve dönebileceğiniz gerçekten kaç rota var? Sahil kasabalarından göl kıyılarına, tarihi kentlerden doğa rotalarına kadar, bir güne sığabilecek en güzel seçenekleri birbirine yakın duraklarla birlikte planladık.

İstanbul’da yaşayan birçok kişi için kısa bir mola, bazen uzun bir tatilden daha iyi gelir. Şehirden çok uzaklaşmadan doğaya çıkmak, sahil kasabalarında vakit geçirmek ya da kısa bir kültür rotası yapmak için çevrede oldukça fazla seçenek var. Bu yüzden İstanbul’a yakın günübirlik rotalar, hafta sonunu değerlendirmek isteyenler için en pratik kaçış planlarından biri haline geliyor.

Sorun çoğu zaman gidilecek yer bulmak değil. Asıl mesele, günü yolda tüketmeden doğru bir plan kurabilmek. Tek bir noktaya gidip dönmek bazen günü eksik bırakırken, birbirine yakın durakları aynı rota içinde birleştirmek geziyi çok daha dengeli hale getiriyor. Yol, mola ve keşif süresi birbirini tamamladığında bir günlük gezi gerçekten dolu dolu geçebiliyor. Biz de tam olarak buna odaklandık.

İznik Müzesi’nde zemine yansıtılan tarihi yapı planının yanında iki ziyaretçi

İznik Müzesi, kentin geçmişini modern sergileme yöntemleriyle keşfedebileceğiniz duraklardan biri.

Burada yalnızca İstanbul’a yakın gezilecek yerleri sıralamıyoruz. Bunun yerine sabah çıkıp akşam dönmeye uygun, 1 günde gezilecek yerler mantığıyla hazırlanmış rotaları bir araya getiriyoruz. Listede artık klasikleşmiş hafta sonu duraklarının yanı sıra, çoğu zaman ikinci planda kalan daha sakin alternatifler de var. Çünkü doğru sırayla planlandığında bilinen rotalar bile çok daha keyifli hale gelebiliyor.

Aşağıdaki başlıklarda doğa ağırlıklı kaçışlardan sahil rotalarına, küçük kasabalardan tarih ve kültür duraklarına kadar farklı seçenekler bulacaksınız. Kısacası bu liste yalnızca fikir veren genel bir derleme değil; İstanbul’dan günübirlik nereye gidilir? sorusuna uygulanabilir rotalarla cevap veren bir gezi rehberi.

🟧 Polonezköy – Riva Rotası

Polonezköy Ahşap Eserler Açık Hava Müzesi’nde sergilenen ahşap heykeller

Polonezköy’deki Ahşap Eserler Açık Hava Müzesi, köy gezisine kültürel bir durak eklemek isteyenler için güzel bir seçenek.

📍 Mesafe: 45 dk – 1 saat

İstanbul’dan fazla uzaklaşmadan hem doğaya çıkmak hem de günü deniz kenarında tamamlamak istiyorsanız Polonezköy – Riva rotası oldukça güzel bir seçenek. Üstelik iki durak birbirinden farklı bir atmosfer sunduğu için günübirlik gezi tekdüze hale gelmiyor.

Sabahı Polonezköy tarafına ayırabilirsiniz. Polonezköy Tabiat Parkı’nda kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra köy merkezinde dolaşmak, kahvaltı ya da kahve molası vermek için yeterince zamanınız kalır. Burası özellikle doğayla iç içe, yorucu olmayan bir hafta sonu planı arayanlara hitap ediyor.

Öğleden sonra ise yönünüzü Riva’ya çevirebilirsiniz. Riva Deresi çevresinde kısa bir gezinti yaptıktan sonra sahile geçebilir, zamanınız varsa Riva Kalesi çevresine de uğrayabilirsiniz. Günün sonunu Karadeniz kıyısında geçirmek, özellikle havanın açık olduğu günlerde rotanın en keyifli kısmı oluyor.

İstanbul’a yakın günübirlik gezilecek yerler arasında Polonezköy ile Riva’yı aynı güne sığdırmak hem mesafe hem de gezi temposu açısından oldukça dengeli. Ormanla başlayan günü deniz manzarasıyla bitirmek, bu rotayı özellikle kısa hafta sonu kaçamakları için güzel bir alternatif haline getiriyor.

🟧 Şile – Ağva Rotası

Şile Deniz Feneri’nin siyah beyaz çizgili tarihi kulesi

Şile Deniz Feneri, Karadeniz kıyısındaki Şile–Ağva rotasının en karakteristik duraklarından biri.

📍 Mesafe: 1 – 1,5 saat

Karadeniz kıyısında günübirlik bir rota arayanlar için Şile – Ağva hattı, İstanbul’a yakın en bilinen seçeneklerden biri. Ancak bu rotayı keyifli yapan yalnızca iki popüler noktayı aynı güne sığdırmak değil; deniz kıyısı, nehir ve küçük sahil kasabası atmosferini tek gün içinde yaşayabilmek.

Güne Şile’den başlamak en mantıklısı. Sahil boyunca kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra Şile Deniz Feneri çevresine uğrayabilirsiniz. Burada uzun uzun oyalanmaya gerek yok; manzarayı görmek, biraz soluklanmak ve ardından Ağva’ya geçmek yeterli.

Ağva’ya ulaştığınızda rota biraz daha yavaşlıyor. Göksu Nehri çevresi kısa bir mola için güzel bir seçenek; ardından sahile geçip günü deniz kenarında tamamlayabilirsiniz. Özellikle günün ikinci yarısında Ağva’nın daha sakin temposu, Şile’nin hareketli kıyı havasını dengeliyor.

Bu rota, İstanbul’dan günübirlik deniz kenarına kaçmak isteyenler için hâlâ güçlü bir alternatif. Yaz aylarında kalabalık artıyor; ilkbahar ve sonbahar ise Şile ile Ağva’yı daha rahat gezmek isteyenler için genellikle daha keyifli bir dönem sunuyor.

🟧 Sapanca – Maşukiye – Kartepe Rotası

Sapanca Gölü’nde ahşap iskele, tekne ve dağ manzarası

Sapanca Gölü, Maşukiye ve Kartepe rotasının en sakin başlangıç noktalarından biri.

📍 Mesafe: 1 – 1,5 saat

Göl, dere ve dağ manzarasını aynı güne sığdırmak istiyorsanız Sapanca – Maşukiye – Kartepe rotası İstanbul’dan çıkılabilecek en dolu günübirlik planlardan biri. Burada önemli olan üç durağı da uzun uzun gezmeye çalışmak değil; günü doğru sırayla bölmek.

Sabah saatlerini Sapanca Gölü çevresine ayırmak iyi bir başlangıç olur. Sahil boyunca yürüyebilir, göl manzarasında kahvaltı ya da kahve molası verebilirsiniz. Ardından Maşukiye’ye geçtiğinizde ortam tamamen değişiyor; dere kenarı, ağaçlık alanlar ve restoranlar rotanın daha serin ve doğa ağırlıklı kısmını oluşturuyor.

Günün son bölümünü ise Kartepe’ye bırakabilirsiniz. Yol yükseldikçe manzara açılıyor ve Sapanca çevresinin havası geride kalıyor. Kartepe’yi yalnızca kışın gidilecek bir yer gibi düşünmemek lazım; yılın farklı dönemlerinde de manzara ve doğa için tercih edilebilecek bir durak.

Bu rotanın güzel tarafı, İstanbul’dan çok uzaklaşmadan birbirinden farklı üç manzarayı aynı gün içinde görebilmek. Özellikle doğa ağırlıklı hafta sonu rotası arayanlar için Sapanca, Maşukiye ve Kartepe birlikte planlandığında tek başına Sapanca’ya gidip dönmekten daha dolu bir gün sunuyor.

🟧 İznik Rotası

İznik Ayasofya Camii’nin dış görünümü ve çevresindeki yeşil alan

İznik Ayasofya Camii, kentin Bizans ve Osmanlı dönemlerini aynı yapıda buluşturan en önemli tarihi duraklarından biri.

📍 Mesafe: 2 saat

İznik, bu listedeki diğer rotalardan biraz farklı. Burada amaç birkaç farklı noktayı birbirine bağlamak değil; küçük bir alana sığmış oldukça güçlü bir tarih ve kültür birikimini acele etmeden keşfetmek. Üstelik merkezdeki önemli durakların birbirine yakın olması, İstanbul’dan günübirlik kültür gezisi planlayanlar için İznik’i oldukça kullanışlı hale getiriyor.

İlk olarak kenti çevreleyen İznik Surları ve tarihi kapılardan birini görebilirsiniz. Yaklaşık 4.970 metre uzunluğundaki surlar, Roma ve Bizans dönemlerinde yapılan eklemelerle bugünkü görünümüne ulaşmış durumda. Ardından merkezin en önemli yapılarından İznik Ayasofya Camii geliyor. Bizans döneminde kilise olarak kullanılan yapı, İznik’in 1331’de Osmanlı hakimiyetine geçmesinin ardından camiye çevrilmiş; sonraki dönemde Mimar Sinan’ın müdahaleleriyle de değişiklikler geçirmiş.

İznik’i yalnızca anıtsal yapılarla sınırlamamak gerek. Sokak aralarında karşınıza çıkan çini atölyeleri, kentin yüzyıllardır süren üretim geleneğinin bugün yaşayan tarafını gösteriyor. İznik çinisi özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda büyük bir gelişim göstermiş ve kentin kültürel kimliğinin en güçlü parçalarından biri olmuş.

Gezinin sonunda göl kıyısına inmek iyi geliyor. Gün boyunca surlar, Ayasofya ve çini geleneği arasında dolaştıktan sonra İznik Gölü kıyısında vereceğiniz mola, rotaya bambaşka bir hava katıyor. Tarih ağırlıklı bir günün sonunda manzaraya karşı oturmak, İznik’in neden yalnızca “gezilecek yerler listesi” olarak düşünülmemesi gerektiğini de iyi anlatıyor.

🟧 Kerpe – Kefken – Pembe Kayalar Rotası

Kerpe’de deniz kıyısındaki katmanlı kayalık oluşumlar

Kerpe’nin kayalık kıyıları, Kefken ve Pembe Kayalar rotasının en dikkat çekici doğal manzaralarından biri.

Görsel: sakarya.ktb.gov.tr

📍 Mesafe: 2 – 2,5 saat

Karadeniz kıyısında biraz daha sakin, manzarası güçlü bir gün geçirmek isteyenler için Kerpe – Kefken hattı güzel bir alternatif. Şile ve Ağva’ya göre daha doğuda kaldığı için yol biraz uzuyor; buna karşılık kayalık kıyılar, küçük koylar ve daha doğal bir sahil görünümü rotayı farklılaştırıyor.

Kerpe, özellikle kıyı boyunca uzanan kayalıkları ve koylarıyla öne çıkıyor. Deniz kenarında yürüyüp sahil çevresini gördükten sonra Kefken tarafına geçebilirsiniz. Burada liman çevresi, sahil hattı ve küçük balıkçı kasabası havası rotanın daha sakin bölümünü oluşturuyor.

Asıl farklılık ise Pembe Kayalar’da ortaya çıkıyor. Adını renginden alan bu jeolojik oluşumlar, yalnızca manzarasıyla değil geçmişiyle de dikkat çekiyor. Kayaların Antik Çağ’dan itibaren taş ocağı olarak kullanıldığı, Osmanlı döneminde de kesilerek İstanbul’a taşındığı biliniyor. Günümüzde burası özellikle fotoğraf ve manzara için Kandıra kıyılarının en dikkat çekici duraklarından biri.

Kerpe ile Kefken’i aynı güne sığdırmak zor değil; ancak yaz hafta sonlarında sahil yolu ve plaj çevrelerinde yoğunluk artabiliyor. Bu nedenle deniz sezonu dışında gidildiğinde rotanın daha sakin yüzünü görmek mümkün.

🟧 Taraklı – Göynük – Mudurnu Rotası

Göynük’te geleneksel Osmanlı evleri ve tepedeki Zafer Kulesi

Tarihi evlerin arasından yükselen Zafer Kulesi, Göynük siluetine uzaktan bile karakterini veren ayrıntılardan.​​​​​​​

📍 Mesafe: 2,5 – 3 saat

Bazen günübirlik bir gezide ihtiyacınız olan şey deniz ya da doğa değil, temposu yavaşlamış birkaç eski kasabada dolaşmaktır. Taraklı – Göynük – Mudurnu rotası tam olarak böyle bir gün sunuyor. Ahşap evler, küçük çarşılar, saat kuleleri ve birbirine yakın tarihi merkezler sayesinde yol boyunca benzer görünen ama karakteri farklı üç yerleşimle karşılaşıyorsunuz.

Taraklı’da tarihi sokaklar ve geleneksel evler arasında kısa bir yürüyüş bile kasabanın havasını anlamaya yetiyor. Göynük’e geçtiğinizde ise çarşı dokusunun üzerine yükselen Zafer Kulesi hemen dikkati çekiyor. Mudurnu biraz daha farklı; burada tek bir yapıya odaklanmak yerine çarşıyı, eski evleri ve saat kulesi çevresini birlikte görmek daha keyifli. Rotanın güzel tarafı da bu zaten: üç kasabanın hiçbirinde saatlerce oyalanmak gerekmiyor ama her biri güne başka bir renk katıyor.

İstanbul’dan çıkış erken yapılırsa üç durak da aynı güne sığabilir; yine de bu rota hız yaparak gezilecek bir rota değil. Yol boyunca sık sık durup fotoğraf çekmek, çarşı içinde oyalanmak ya da yemek molasını uzatmak isterseniz zamanı biraz daha dikkatli kullanmak gerekiyor. İstanbul’a yakın tarihi kasabalar arasında farklı bir hafta sonu alternatifi arayanlar için bu üçlü, klasik sahil ve doğa rotalarının dışında kalmasıyla öne çıkıyor.

🟧 Tekirdağ – Uçmakdere – Uçmakdere Rotası

Uçmakdere–Şarköy kıyısında çakıllı sahil ve Marmara Denizi manzarası

Marmara kıyısına indikçe yolun ritmi değişiyor; Uçmakdere–Şarköy hattında deniz, küçük koylar ve sakin sahiller öne çıkıyor.​​​​​​​

Görsel: kulturportali.gov.tr/turkiye/tekirdag/

📍 Mesafe: 2 – 2,5 saat

Trakya tarafına yöneldiğinizde manzaranın giderek değiştiği rotalardan biri Tekirdağ – Uçmakdere – Şarköy hattı. Tekirdağ sahilinde kısa bir yürüyüş yaptıktan ya da kahvaltı molası verdikten sonra asıl keyifli bölüm başlıyor. Kıyıdan Ganos Dağları’na doğru ilerledikçe şehir görüntüsü geride kalıyor; virajlı yollar, bağlar ve Marmara manzarası rotanın bir parçasına dönüşüyor.

Uçmakdere burada sadece geçilip gidilecek bir köy değil. Eski yerleşim dokusunu hâlâ hissedebileceğiniz sokakları, denize inen yamaçları ve çevresindeki seyir noktalarıyla biraz zaman ayırmayı hak ediyor. Bölgenin yamaç paraşütüyle tanınması da tesadüf değil; Nişantepe’den Marmara Denizi, Ganos Dağları ve Şarköy yönüne uzanan oldukça geniş bir manzara açılıyor. Uçuş yapmasanız bile yolu takip ederken neden bu bölgenin tercih edildiğini anlamak zor değil.

Buradan Şarköy’e doğru devam ettiğinizde rota bu kez bağları ve sahil havasıyla değişiyor. Şarköy merkezinde dolaşabilir, deniz kenarında vakit geçirebilir ya da mevsimine göre çevredeki bağların bulunduğu hattı keşfedebilirsiniz. Bu yüzden burayı yalnızca İstanbul’a yakın bir deniz rotası olarak düşünmemek gerek; yol manzarası, köy dokusu, bağlar ve sahil aynı günün içine giriyor. Acele edilmeden gezildiğinde, bu listedeki sürüşü en keyifli rotalardan biri haline geliyor.

🟧 Edirne – Meriç – Karaağaç Rotası

Edirne’de Meriç Nehri üzerinde tarihi Meriç Köprüsü ve gün batımı manzarası

Gün batımında Meriç Nehri, Edirne’nin tarihi dokusunu daha sakin ve etkileyici bir manzaraya dönüştürüyor.​​​​​​​

📍 Mesafe: 2,5 saat

İstanbul’dan günübirlik çıkıp gerçekten başka bir şehirde olduğunuzu hissettiren rotalardan biri Edirne. Üstelik burada gezilecek noktaların önemli bir kısmı birbirine yakın olduğu için günün büyük bölümünü yolda değil, şehrin içinde geçirebilirsiniz. Edirne – Meriç – Karaağaç rotası özellikle tarih, mimari ve eski şehir atmosferini sevenler için listedeki en güçlü kültür seçeneklerinden biri.

Edirne merkezde doğal olarak ilk dikkat çeken yapı Selimiye Camii. Ancak şehri yalnızca Selimiye’yi görüp geçilecek bir durak gibi düşünmemek gerek. Çevredeki tarihi çarşılar ve eski kent dokusu, kısa bir yürüyüşte bile Edirne’nin Osmanlı dönemindeki önemini hissettiriyor. Burada programı dakikalara bölmek yerine biraz sokaklara karışmak daha doğru; Edirne’nin havası zaten büyük ölçüde merkezde dolaşırken ortaya çıkıyor.

Şehir merkezinden Karaağaç yönüne çıktığınızda manzara değişmeye başlıyor. Meriç Köprüsü, 1842–1847 yılları arasında Sultan Abdülmecid döneminde inşa edilmiş 12 açıklıklı tarihi bir Osmanlı köprüsü. Köprü çevresi yalnızca fotoğraf çekilecek bir nokta değil; Meriç kıyısında biraz vakit ayırmak, yoğun tarih anlatısının ardından rotanın temposunu da değiştiriyor.

Meriç’in ötesindeki Karaağaç ise başlı başına küçük bir sürpriz. Ağaçlıklı yolların sonunda karşınıza çıkan tarihi tren garı, Mimar Kemalettin Bey’in eserlerinden biri ve bugün Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak kullanılıyor. Eski gar binası ve çevresi, Edirne merkezindeki klasik Osmanlı görünümünden çok farklı bir atmosfer taşıyor.

Edirne’ye günübirlik geliyorsanız her tarihi yapıyı programa sıkıştırmaya çalışmak yerine Selimiye ve merkez → Meriç → Karaağaç hattına odaklanmak daha keyifli bir gün çıkarıyor. Bir de Edirne’nin ciğeri, badem ezmesi ya da yerel lezzetlerinden biri için vakit ayırdınız mı, rota yalnızca “gezilecek yerler” listesinden çıkıp gerçek bir Edirne gününe dönüşüyor.

🟧 Dupnisa Mağarası – İğneada Longozları Rotası

Dupnisa Mağarası içindeki sarkıt, dikit ve damlataş oluşumları

Dupnisa’nın içindeki sarkıt ve dikitler, Istranca’nın yer altındaki bambaşka yüzünü gösteriyor.

Görsel: kirklarelienvanteri.gov.tr/dupnisa-magarasi-547

📍 Mesafe: 2,5 – 3 saat

Bu rotada sahil, orman ve mağara aynı günün içine giriyor. İstanbul’dan kuzeye doğru çıktıkça yollar daralıyor, yerleşimler azalıyor ve Istranca ormanlarının karakteri giderek daha belirgin hale geliyor. Bu yüzden Dupnisa – İğneada hattı, listedeki diğer günübirlik rotalara göre biraz daha fazla yol istese de doğa tarafı çok daha güçlü.

Dupnisa Mağarası sıradan bir mağara durağı değil. Birbirine bağlı üç mağaradan oluşan sistemin toplam uzunluğu 2.720 metreyi buluyor; ziyaretçilere açılan bölümlerde yer altı nehri, sarkıtlar, dikitler ve damlataş oluşumları görülebiliyor. İçeride sıcaklık ve nem dışarıdan belirgin şekilde farklı olduğu için yazın bile ince bir üstlük bulundurmak iyi fikir.

Mağaradan çıktıktan sonra yolun havası tamamen değişiyor.

İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı, denizle ormanın neredeyse iç içe geçtiği özel bir coğrafya. Türkiye’nin longoz ekosistemlerinin en önemli örneklerinden biri olan bölge; göller, dereler, su basar ormanlar ve Karadeniz kıyısını aynı alanda buluşturuyor. İğneada Longoz Ormanları 2007’den beri milli park statüsünde. Burada her noktayı görmeye çalışmak yerine longoz tarafına zaman ayırıp ardından sahile geçmek, günü daha yorulmadan tamamlamayı sağlıyor.

Bu rota için mevsim ayrıntısı önemli. Dupnisa’nın Sulu Mağara bölümü, yarasaların korunması amacıyla 15 Kasım–15 Mayıs arasında ziyarete kapatılıyor; Kuru Mağara ise yıl boyunca açık tutuluyor. Özellikle ilkbahar ve sonbaharda İğneada’nın orman dokusu çok daha etkileyici hale geliyor. İstanbul’a yakın doğa rotaları içinde biraz daha uzun yol yapmayı göze alanlar için, karşılığını fazlasıyla veren seçeneklerden biri.

🟧 Abant – Gölcük Rotası

Abant Gölü, sazlık kıyıları ve çevresindeki ormanlık tepeler​​​​​​​

Abant’ta gölün çevresini saran ormanlar ve sazlık kıyılar, özellikle sakin havalarda manzarayı daha da etkileyici hale getiriyor.​​​​​​​

📍 Mesafe: 3 saat

İstanbul’dan biraz daha uzun bir günübirlik kaçamak yapmak isteyenler için Abant – Gölcük rotası, yolun karşılığını veren seçeneklerden biri. İki göl birbirine benzese de aynı hissi vermiyor; Abant daha geniş ve hareketli, Gölcük ise daha küçük, daha toplu ve orman dokusunun içinde kalıyor.

Abant Gölü, İstanbul’a yaklaşık 258 kilometre uzaklıkta. Gölün çevresi yaklaşık 7 kilometre olduğu için burada bütün kıyıyı dolaşmak yerine manzarayı sevdiğiniz bir noktada yürüyüş yapmak, göl çevresinde vakit geçirmek ve ardından yola devam etmek günü daha dengeli tutuyor. Abant’ın en güzel taraflarından biri de tek bir mevsime bağlı olmaması; ilkbaharda yeşil, sonbaharda renkli, kışın ise tamamen başka bir manzaraya dönüşüyor.

Bolu merkezinin güneyindeki Gölcük, Abant’tan daha küçük ama fotoğraf açısından çok güçlü bir durak. Yaklaşık 1.300 metrelik göl çevresi kısa bir yürüyüşle gezilebiliyor; çam ve göknarlarla çevrili olması da buraya daha sakin bir hava veriyor. Özellikle göl kıyısındaki klasik manzarayı gördüğünüzde, neden Bolu’nun en çok fotoğraflanan yerlerinden biri olduğunu anlamak zor değil.

Bu iki gölü aynı güne koymanın avantajı, Yedigöller’de olduğu gibi uzun ve virajlı bir dağ yoluna girmenize gerek kalmaması. Erken çıkıldığında İstanbul’dan günübirlik Bolu gezisi için daha gerçekçi, daha az yorucu ve yine de dolu bir rota ortaya çıkıyor.

Bir Gün Yetiyor: Yeter ki Rotayı Doğru Seçin

İstanbul’un en güzel taraflarından biri, birkaç saatlik yolculukla bambaşka manzaralara ulaşabilmek. Bir hafta sonu Karadeniz kıyısında yürürken, başka bir hafta İznik’in surları arasında dolaşabilir; bazen bir göl kenarında, bazen de küçük bir Trakya kasabasında günü tamamlayabilirsiniz.

Bu rotaların hepsini aynı dönemde görmek gerekmiyor. Hatta bence en güzeli, o gün nasıl bir gezi istediğinize karar verip ona göre seçim yapmak. Deniz görmek istiyorsanız başka, biraz tarih ve kültür istiyorsanız başka, doğanın içinde sakinleşmek istiyorsanız bambaşka bir rota öne çıkıyor.

Asıl mesele kilometre yapmak değil; İstanbul’dan çıkınca geçen zamanı gerçekten geziye dönüştürebilmek. Doğru rota seçildiğinde bazen tek bir gün bile şehirden uzaklaşmış gibi hissetmeye yetiyor.

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.