Antik Çağ'da Yahudiler ve İzmir’e Gelişleri

Antikçağda Yahudiler ve İzmir’e Gelişleri

Araştırmacı Tarihçi Övgü Şendikici'nin kaleminden;

Yahudiler kimdir? Tarih boyunca neler yaşadılar? İzmir'e ilk ne zaman geldiler? Antik Çağ'da Yahudiler ve İzmir'e gelişleri...

Yahudiler, tarihlerini Semavi dinlerin kurucu babası olan Hz. İbrahim (Abraham) ile başlatırlar (İ.Ö. 17. Yüzyıl). Yahudi dininin yanı sıra Hz. İbrahim, diğer semavi dinler tarafından da sahiplenilir. Yahudiler, birkaç nesil sonra dünyaya gelen peygamberleri Hz. Musa’nın (Moses), Hz. İbrahim’in soyundan geldiğine inanırlar. Şöyle ki, Hz. İbrahim’in oğlu İshak’tır. İshak’ın oğlu ise Hz. Yakup, diğer adıyla İsrail’dir. Hz. Musa, Yakup’un on iki oğlundan Levi’nin torunun torunudur. Kutsal kitap Tevrat’a göre, göçebe hayat tarzına sahip olan Hz. İbrahim’in Tanrının verdiği “git” emri ile bugünkü Irak coğrafyasında bulunan Ur’dan çıkarak Kenan bölgesine yaptığı göç, gelecekte yaşanacak hadiselere küçük bir haber niteliğindedir. Çünkü bundan sonra asırlar boyunca kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklara dönme arzusu ile yanıp tutuşan Yahudilerin mücadeleleri hiç bitmeyecek, bu özlemlerine rağmen, sanki Tanrıları tarafından sonsuz bir lanete çarptırılmışçasına her seferinde kutsal topraklardan uzaklara savrulacaklardır. [1]

Kendilerini Tanrıları tarafından seçilmiş olarak gören Yahudiler, Kenan bölgesini de vaat edilmiş toprak olarak gördüler ve bu fikirleri hiç değişmedi. Fakat aşırı sahiplenici tutumlarına rağmen kutsal toprakların birçok kez el değiştirmesine engel olamadılar. Babiller, Makedonyalılar, Romalılar, Frenkler, Memlukler ve Osmanlılar... Her biri tarihin akışını değiştirmiş, kimisi birbiriyle çağdaş olan bu devletlerin belirli zamanlarda egemenliği altına giren Kutsal toprakların beraberindeki Yahudiler, birçok kez yurtlarından uzak diyarlara sürüldüler. [2] Bu sürecin ilk keskin ayağı, I. Tapınak olarak adlandırılan dönemin sona erdiği İ.Ö. 586 yılıdır. Tabii bu tarihe kadar birden fazla kez dönüm noktası yaşadıkları biliniyor.  Hz. İbrahim’in Kenan’a gelişinin ardından belli bir süre geçtikten sonra bölgede kıtlık baş göstermesi üzerine Hz. Yakup, on iki oğlu ile birlikte oğlu Hz. Yusuf’un yanına, Mısır’a göç etmek zorunda kalmıştı. Ardından kendi soyundan gelenler ile beraber köleleştirilerek 400 yıl boyunca burada yaşadılar. [3]

İlk dönüm noktası (yaklaşık İ.Ö. 1200), Hz. Musa’nın arkasında on iki kavmiyle birlikte Kızıldeniz'i aşarak Kenan Bölgesine ulaşmasıdır. Varışlarının ardından Tanrı, Sina Dağı’nda Hz. Musa’ya emirlerini buyurur. Fakat bu emirler İ.Ö. 8. yüzyıldan itibaren yazıya geçirilmeye başlanmış, ancak yaklaşık İ.Ö. 2. yüzyılda Yahudilerin dini kitabı olan Tanah haline getirilebilmişti. Bunun sebebi Yahudilerin İsa’dan önceki dönemlerde tarihi kaynak olarak sayılacak dini kitaplarına, sürekli kısa dramatik hikâyeler eklemeleridir. Bu davranışları sayesinde geniş tarihi bir perspektif yakalamışlardır.

 

Tanah, tarih boyunca farklı şekillerde adlandırılmıştır. Tevrat, Tanah’ın ilk beş bölümüne verilen addır. Hristiyanlar, Yahudilerin dini kitabı Tanah’ı Eski Ahit olarak adlandırırlarken, Yahudilerin bir bölümü bu adlandırmayı kabul etmezler. Bu tutumlarının tek bir sebebi vardır, bu iki semavi din tarafından Sina Dağı’nda Tanrının Hz. Musa ile bir anlaşma yaptığı kabul edilir. Fakat Yahudiler, Tanrı ile Hz. İsa’nın yeni bir anlaşma yaptığına, dolayısıyla verilen emirlerden yeni bir kitabın oluştuğuna inanmazlar. İncil’in Yeni Ahit, Tanah’ın Eski Ahit olarak adlandırılması bir kısım Yahudice uygunsuz görülmekle birlikte, İsa’nın Mesihliği de onlar tarafından reddedilir.[4]

Yahudilerin asıl kabul etmediği nokta, Yeni Ahit’in bütünüyle Eski Ahit’in yerine geçebileceğine inanılmasıydı. Onlara göre Hristiyanlık, var olan tek tanrılı bir dinin üzerine ekleme bir dindi.[5]  Bu hususta asırlar boyunca süre gelen tartışmışlara daha fazla girmeden, Yahudiliğin ve Yahudi halkının tarihsel evirilişi konusunu devam ettireceğiz.

Hz. Musa öncülüğünde vaat edilmiş İsrail topraklarına yerleşmelerinin ardından bu on iki kavmin başında çeşitli krallar hüküm sürmüştür. Sırasıyla Soul, Davud ve Süleyman… İlk ikisi ile alakalı fazla bilgiye erişilememiş olmakla beraber, dini kitapta Davud’un Kudüs’ü ele geçirerek İsrail Krallığı'nın başkenti yaptığı anlatılır. Fakat ardılı Süleyman ile beraber krallık farklı bir seviyeye evirilmiştir (İ.Ö. 965-930). Krallığını büyük bir coğrafyaya genişleten Süleyman, İ.Ö. 950 yılında yaptırmış olduğu ve kendi adını verdiği mabet ile I. Tapınak dönemi denilen süreci başlatır. İ.Ö. 930 yılındaki ölümünden sonra krallık içinde karışıklıklar baş gösterir ve krallık yönetimi altında yaşayan 12 kabile parçalanır. Kuzeydeki 10 kabile, krallıktan ayrılarak İsrail adını alır, geriye kalan iki kabile ise Güneyde, Yahuda adlı bir krallık kurar. Bu tarihten sonra kaderlerini değiştiren bir sürü olay silsilesi meydana gelecektir. Her bakımdan bu iki ayrı krallığın yaptığı taşkın hareketler, onlara seçilmiş ırk olma özelliklerini kaybettirdiğine ve buna bağlı olarak Kalde Kralı Nebukadnezar’ın gazabına uğradıklarına inanılır.[6]

Süleyman Tapınağı

İ.Ö. 586 yılında Nebukadnezar’ın Kudüs’ü işgal edip buradaki Süleyman Mabedini yıkmasıyla, I. Tapınak dönemi sona ermiş ve "Ara Dönem" olarak adlandırılan sallantıdaki döneme geçilmiştir. Bu noktada Yahudilerin hayatını kökten değiştiren olay, Babil kentine sürgün edilmeleridir. Diaspora sonrası buradaki zigurat inşasında çalıştırılan Yahudiler, ait oldukları topraklardan uzakta yetmiş yıl kadar köle hayatı sürdüler. Nihayet Pers kralı Kyros tarafından Babil’in ele geçirilmesiyle birlikte Yahudilerin Kudüs’e dönebilmelerine izin veren bir ferman yayınlanmış ve mabet yeniden inşa edilmiştir. Süleyman Mabedinin yeniden inşası ile II. Tapınak Dönemi adı verilen İ.Ö. 70 yılına kadar devam edecek olan sürece geçilmiş olur.[7] Vatanlarına dönüş izni alan Yahudilerin bir kısmı Kenan’a göç etmişse de halinden memnun olanlar Babil’de yaşamaya devam etmiştir.

Yine de çoğunun Mısır’a veya Yakın Doğu'daki diğer bölgelere sığınarak farklı coğrafyalara dağıldıkları biliniyor. Bu yüzden de lidersiz ve devletsiz bir şekilde yayıldıkları yerlerde asimile olma tehlikesine girmişlerdir. Bazı kaynaklar Yahudilerin Smyrna’ya gelişlerini yaklaşık İ.Ö. 500 yılına kadar götürür. İ.Ö. 6. yüzyıla ait Nebi Yoel kitabı, Fenikeli esir tüccarları tarafından Yahudilerin İyonyalılara satıldığını anlatır.[8]  Smyrna dışında diğer Batı Anadolu’daki kentlerle birlikte Halep, Maraş, Antakya, İstanbul gibi bölgelere de yayıldıkları ihtimali üzerinde durulmaktadır. Anadolu’daki en eski havraların İ.Ö. 5. yüzyılda bugünkü Aydın yakınlarındaki Priene ve İ.Ö. 4. yüzyıldaki Milet kentlerinde yapıldığına dair bilgiler bunu kanıtlar niteliktedir. Sardes Antik Kentinde bulunan Yahudilere ait İ. Ö. 2 veya 3. yüzyıldan kalma havra, dünyada bu güne kadar ayakta kalan en büyük havradır.[9]

Sardes Sinagogu

Kutsal topraklara geri dönen Yahudiler ise bir zaman sonra Makedonya Kralı Büyük İskender’in egemenliği altına girmişlerdir. Bu yüzden bazı araştırmacılar Yahudilerin Smyrna’ya gelişlerini, Büyük İskender dönemine dayandırır. Makedonya Kralı’nın Kudüs’ü ele geçirmesinin ardından bir kısım Yahudi’yi Smyrna’ya diaspora ettiği söyleniyor. Büyük İskender’in ölümünden sonra ise imparatorluk üçe ayrılmıştır. Bu tarihten sonra Yahuda için Mısır merkezli Ptolemaioslar ile Suriye merkezli Seleukosların çeşitli mücadelelere giriştiği ve bu toprakların ilk başta Ptolemaiosların, daha sonra Seleukosların egemenliği altına girdiği biliniyor.[10]

Seleukos Kralı III. Antiokhos tarafından Frigya ve Lidya’nın önemli kentlerine yaklaşık 2000 Yahudi’nin diaspora edildiği kaynaklarda geçmektedir. Anadolu’daki Yahudilere ait epigrafik ve nümizmatik buluntular toplandığında, bu Yahudi topluluğunun İyonya kıyıları, Gediz ve Büyük Menderes Havzasında yoğunluklu olarak yaşadıkları anlaşılıyor. Anadolu’ya yapılan bu göçler sonucunda Yahudi kültürü, Helenistik dünyanın kalbine yerleşmiştir.

Şöyle ki, çok tanrılı dine mensup halkın arasına karışan semai dine mensup bu ırk sayesinde bu din anlayışı tanınmış olacak, böylece Yahudi dini ve Yahudi halkı, Hristiyanlığın oluşumunda köprü görevini üstlenecekti. Tabii ki ilk yerleştikleri dönemde çeşitli asimilasyon girişimlerine uğrasalar da bir kısmı kültürlerini devam ettirmeyi başarmıştır. Yahudiye’de Seleukos Hanedanlığının egemenliği altında yaşayan Yahudilere de bir zaman sonra zoraki bir şekilde Helen kültürü dikte edilemeye çalışılmıştır. Seleukos Kralı IV. Antiokhos, Kudüs Tapınağı'nda Yunan tanrılarına kurban verilmesini ve Musa kanunlarının reddedilmesini emrederek kendi mabetlerinde ibadet etmelerini yasaklamıştı. Bunun üzerine Yahudiler bir isyan başlatarak İ.Ö. 147 senesinde özerkliklerini kazandılar. Tapınaklarını geri aldıkları İ.Ö. 164 yılı, dünyanın her yerindeki Yahudiler tarafından Hannuka Bayramı olarak kutlanır. İ.Ö. 129 yılında Seleukos İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden silinmesiyle, Yahudiler tamamen bağımsızlıklarını kazanarak kendi ırklarına mensup bir hanedanlığın yönetimi altına girdiler. Bu tarihten sonra Hosmon Hanedanlığı ile beraber krallığın sınırları genişleyerek neredeyse Süleyman dönemindeki büyüklüğe ulaşacaktı.

80 yıl kadar süren bağımsız yönetimin ardından İ.Ö. 63 yılında Yahudilere ait topraklar Roma hâkimiyeti altına girecek kutsal bölgeyle beraber İsrail toprakları eyalet olarak Roma’ya bağlanacaktı. Yine de yönetime gelen krallar kendi iç işlerinde neredeyse bağımsız hareket etmişlerdir. Bu dönemde öne çıkan kişi, Kral Herod’tur. Kral Herod’un ölümünden sonra eyalet içinde isyanlar peşi sıra çıkacak bu yüzden Yahudiye tamamen Roma idaresi altına girecektir. Romalılar isyanları bastırırken Süleyman Mabedini yakıp yıkmış ve Kudüs’ü yağmalamıştır. Yahudilerin bakiyelerine bu olay çok büyük bir felaket olarak kazınmıştır. Bu gelişmelerden sonra İsrail toprakları sırasıyla Roma’nın, ikiye bölünüşünün ardından 4. yüzyılda Bizans’ın, 7. yüzyılda Arapların, 11. yüzyılın sonunda Latinlerin, 13. yüzyılda Memluklerin ve 16. yüzyılda Osmanlı’nın egemenliği altına girmiş ve I. Dünya Savaşı'na dek Osmanlı egemenliği altında kalmıştır[11]

Yahudilerin tarihsel gelişimlerinin Anadolu ayağına gelirsek Smyrna, Pergamon Krallığı'nın egemenliği altındayken İ.Ö. 133 yılında diğer İyonya kentleri ile birlikte Roma İmparatorluğu tarafından ilhak edilmişti. Bu olaydan sonra Batı Anadolu’da yaşayan Yahudiler, direkt olarak Roma İmparatorluğu’nun egemenliği altına girdiler. Bu yüzden Roma döneminden beri bu topraklarda yaşayan Yahudilere imparatorluk tarafından "Romanyot" adı verilmiştir. Ankara’da bulunan bir sütunda Roma İmparatorluğu’nun kurucusu olan Augustus tarafından Anadolu’da yaşayan Yahudilere verilen haklar yer almaktadır. Anadolu’da yaşayan Yahudilerin dili Yunanca'dır. Yaşayış biçimi olarak da Helen kültürünü benimsemiş olarak görülen Yahudiler, Tevrat’ın yerine Yunanca versiyonu olan Septuagint’i kullanırlardı.[12] Anadolu topraklarında yaşayan Yahudiler ve beraberindeki diğer ırklar, ilerleyen dönemlerde farklı farklı devletlerin egemenliği altına gireceklerdir. Tüm bu yaşanılan değişim içinde konumuz olan Yahudiler, kendi cemaatlerini tekrar tekrar kuracak ve örgütleneceklerdir.

 


[1]  Michael Brenner, Kısa Yahudi Tarihi, Alfa Yayınlan, İstanbul 2008, s.7-23.

[2]  Paul Johnson, Yahudi Tarihi, Pozitif Yayınları, İstanbul 2001,s.12.                       

[3]  Tevrat, beş kitaptan ikincisi olan Mısır’dan Çıkış Kitabı.

[4]  Tanah: Tevrat/Tora (Musa’nın İlk Beş Kitabı), Peygamberler/Nebiim (Hakimler, Samuel ve Krallar gibi tarih kitapları da dahildir) ve Yazılar/Ketubim olmak üzere Tanah toplamda 39 metinden oluşur. Tevrat’ın Türkçe karşılığı: Öğretme, gösterme, yönlendirme, öğreti, yasadır. Daha detaylı bilgi için bkz. Hikmet Tanyu, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1967, 95-124.

[5]  Paul Johnson, a.g.e., s. 190-203,

[6]  Rabia Mert, Geçmişten Günümüze Kudüs, Milel ve Nihal: İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 2019, 52-70.

[7]  İsrail Enformasyon Merkezi, İsrail Hakkında Gerçekler, Kudüs 2008 s. 8-14.

[8]  Onikiler/On İki Küçük Peygamber olarak bilinen on iki kehanet kitabından ikincisi olan, Nebi Yoel kitabında yer alan “Yahuda ve Yeruşalim halkını topraklarından uzaklaştırmak için Greklere sattınız” ifadesinden Yahudilerin o dönemde Batı Anadolu’ya köle olarak satıldığı sonucu çıkarılabilir.

[9]  Sara Padro, Sevgili İzmir Beni Tanı Dünden Yarına İzmir Yahudileri, Etki Yayınları, İzmir 2007 s.10.

[10]  Paul Jahson, a.g.e., s. 122-130.

[11]  İsrail Enformasyon Merkezi, a.g.e., s. 15-20.

[12]  Sara Padro, a.g.e.,s,10-11.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.