Hristiyanlık tarihini şekillendiren en önemli dönüm noktaları, konsillerde alınan kararlarla belirlenmiştir. İznik’ten Konstantinopolis’e, Efes’ten Kalkedon’a uzanan bu toplantılar, inanç doktrinlerini netleştirmiş ve mezheplerin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Bu yazıda ekümenik konsillerin kararlarını, tartışmalarını ve günümüze yansımalarını keşfedeceksiniz.
Hristiyanlık tarihini şekillendiren en kritik dönüm noktaları, yüzyıllar boyunca toplanan konsillerde alınan kararlarla belirlenmiştir. İznik’ten Konstantinopolis’e, Efes’ten Kalkedon’a uzanan bu büyük toplantılar; İsa’nın doğası, Kutsal Ruh’un konumu ve Meryem’in statüsü gibi temel inanç konularını netleştirerek Hristiyan doktrininin omurgasını oluşturmuştur. Bu konsiller aynı zamanda farklı mezheplerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış, Hristiyan dünyanın teolojik ve kurumsal yapısını kalıcı biçimde şekillendirmiştir.

Tarih boyunca yaşanan teolojik tartışmalar zaman zaman büyük krizlere dönüşmüş; inanç birliğinin korunması için piskoposlar, patrikler ve imparatorlar tarafından çeşitli konsiller düzenlenmiştir. Bu konsillerin bazıları tüm Hristiyan dünyasını bağlayan ekümenik statüye sahipken, bazıları daha bölgesel etki alanına sahiptir.
Bu yazıda, Hristiyanlığın en önemli ekümenik konsillerini, bu toplantılarda alınan kararları, ortaya çıkan tartışmaları ve bu kararların günümüz mezheplerine nasıl yansıdığını rehber bakış açısıyla keşfedeceksiniz.
1. Konsillerin Türleri
Hristiyan tarihinde üç farklı türde konsil bulunmaktadır:
1️-Ekümenik Konsiller (Tüm Hristiyan dünyasını ilgilendiren büyük toplantılar)
2️-Yerel Konsiller (Belirli bir bölgeye hitap eden, daha küçük çaplı toplantılar)
3️-Bölgesel Konsiller (Genellikle bir mezhebin veya kilise grubunun toplandığı oturumlar)
2. Ekümenik Konsiller Nedir?
Ekümenik Konsiller, tüm Hristiyan dünyasını ilgilendiren ve kilisenin doktrinlerini belirlemek amacıyla düzenlenen büyük çaplı toplantılardır. Yunanca "οἰκουμένη" (oikouménē) kelimesinden türetilmiş olan ekümenik terimi, bütün dünya anlamına gelir ve bu konsillerin evrensel geçerliliğe sahip olduğunu ifade eder.
Ekümenik Konsillerin temel amacı, Hristiyan inancıyla ilgili tartışmalı konulara nihai bir açıklık getirmek, sapkın (heretik) öğretileri reddetmek ve Kilise’nin resmi öğretilerini şekillendirmektir. Bu toplantılarda alınan kararlar, Hristiyanlık inancının temel taşlarını oluşturmuş ve mezheplerin ayrılmasına veya birleşmesine neden olmuştur.

Ekümenik Konsillerde Ele Alınan Konular
Bu konsillerde genellikle aşağıdaki konular tartışılmış ve karara bağlanmıştır:
Teolojik Tartışmalar: İsa’nın doğası, Kutsal Ruh’un konumu, Meryem’in rolü gibi inanç konularının netleştirilmesi.
Sapmalara Karşı Mücadele: Hristiyan öğretileriyle çelişen görüşlerin (Arianizm, Nestorianizm, Monofizitizm gibi) sapkın ilan edilmesi.
İnanç Bildirimleri: Hristiyan doktrinlerini özetleyen resmi inanç bildirgelerinin (örneğin, İznik İnanç Bildirgesi) oluşturulması.
Kilise Yönetimi: Piskoposların yetkileri, Patriklik düzeni, Roma Piskoposluğu’nun (Papalık) rolü gibi konuların belirlenmesi.
Ritüel ve İbadet Uygulamaları: Paskalya’nın tarihi, ikonaların kullanımı gibi dini uygulamalar hakkında kararlar alınması.
🟠 Hristiyan Mezheplerinde Ekümenik Konsillerin Kabulü
Hristiyan mezhepleri arasında ekümenik konsillerin sayısı konusunda önemli görüş ayrılıkları bulunmaktadır:
- Katolik Kilisesi resmi olarak 21 ekümenik konsili kabul eder.
- Ortodoks Kilisesi yalnızca ilk 7 ekümenik konsili tanır.
- Protestan Mezhepleri bazı konsilleri kabul etse de bunları Katolik Kilisesi kadar bağlayıcı görmez.
Ekümenik Konsillerin Tarihsel Etkisi
Ekümenik Konsiller, Hristiyan dünyasının şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Özellikle ilk 7 ekümenik konsil, Doğu (Ortodoks) ve Batı (Katolik) Kiliseleri tarafından ortak kabul edilmiştir. Ancak 1054 yılında yaşanan Büyük Ayrılık (Büyük Skizma), Katolik ve Ortodoks Kiliselerini kesin olarak ikiye bölmüştür. Katolik Kilisesi bu bölünmeden sonra ekümenik konsiller düzenlemeye devam etmiştir.
Günümüzde ekümenik konsillerin mirası, Hristiyan inanç sisteminde hala büyük bir öneme sahiptir. Bu konsillerde alınan kararlar, Hristiyan mezheplerinin teolojik temellerini oluşturmuş ve günümüze kadar etkilerini sürdürmüştür.
3. Hristiyanlık Tarihindeki Önemli Konsiller
Hristiyan tarihinin en belirleyici konsilleri İlk 7 Ekümenik Konsil olarak kabul edilir. Şimdi bu konsilleri tek tek inceleyelim.
3.1. İznik Konsili (325)
Konsilin Genel Bilgileri
📍 Toplanma Yeri: İznik (Nicaea, Günümüz Türkiye)
📍 Toplanma Tarihi: 20 Mayıs - 25 Temmuz 325
📍 Toplayan Kişi: Roma İmparatoru I. Konstantin
📍 Başkan: İskenderiye Patriği I. Aleksandros
📍 Katılımcılar: 318 piskopos (Doğu ve Batı’dan)
3.1.1. Konsil Neden Toplandı?
İznik Konsili’nin toplanmasının temel nedeni, Hristiyan dünyasında büyük bir kriz yaratan Arianizm tartışmasıydı. Arianizm, İskenderiyeli Arius’un savunduğu ve İsa’nın Tanrı’ya eşit olmadığını, Tanrı tarafından yaratılmış bir varlık olduğunu öne süren bir görüştü.
Arius’a göre Tanrı tekti ve İsa O’nun yarattığı bir varlıktı; bu düşünce kısa sürede büyük bir teolojik çatışmaya dönüştü. Kilise’nin çoğunluğu ise İsa’nın Tanrı ile aynı özden (homoousios) olduğunu savunuyordu. Bu görüş ayrılığı Hristiyan dünyasında ciddi bölünmelere yol açınca, İmparator I. Konstantin birliği korumak amacıyla 325 yılında İznik Konsili’ni topladı.

3.1.2. Konsilde Kimler Katıldı?
İznik Konsili’nin katılımcıları arasında dönemin en etkili isimleri yer alıyordu. Konsili, Hristiyan dünyasında birliği sağlamak isteyen İmparator I. Konstantin topladı; toplantıya ise başkanlığı üstlenen İskenderiye Patriği I. Aleksandros liderlik etti. Yaşlılığı nedeniyle konsile katılamayan Papa I. Silvester, Roma’yı temsil etmesi için özel delegeler gönderdi. Doğu ve Batı’dan toplam 318 piskoposun katıldığı konsil, Hristiyanlığın ilk büyük evrensel toplantısı olarak tarihe geçti.
Öne çıkan isimler arasında, Arianizm’e karşı güçlü bir duruş sergileyen Patrik Aleksandros, İsa’nın yaratılmış bir varlık olduğunu savunan Arius, ve İsa’nın Tanrı ile aynı özden olduğunu savunarak konsilin doktrinel kararlarında belirleyici bir rol oynayan Aziz Athanasius bulunuyordu.
3.1.3. Konsilde Neler Tartışıldı?
Arianizm tartışmalarında iki temel görüş karşı karşıya geliyordu. Arius, İsa’nın Tanrı ile eşit olmadığını, başlangıcı olan ve Tanrı tarafından yaratılmış bir varlık olduğunu savunuyordu. Buna karşılık İskenderiye Patriği Aleksandros ve onun genç diyakonu Athanasius, İsa’nın Tanrı ile aynı özden olduğunu ve ezeli-ebedi bir varlık olarak Baba ile eşitlendiğini ileri sürdü. İmparator Konstantin de kilise içindeki bölünmenin büyümemesi için tartışmalara yakından müdahil oldu. Konsilin sonunda Arianizm resmen sapkın ilan edildi ve Kilise’nin temel inancı olarak İsa’nın Tanrı ile aynı özden olduğu kabul edildi.
3.1.4. Konsilde Alınan Kararlar
• Arianizm sapkın ilan edildi.
• İsa’nın Tanrı ile aynı özden (homoousios) olduğu kabul edildi.
• İznik İman Bildirgesi (Nicene Creed) kabul edildi.
• Paskalya’nın hesaplanması için ortak bir tarih belirlendi.
• Kilisenin disiplin kuralları oluşturuldu.

3.1.5. Konsilin Sonuçları ve Etkileri
Birinci İznik Konsili, Hristiyanlık tarihinde dönüm noktası niteliğinde kararlar alarak Kilise’nin doktrinsel birliğini büyük ölçüde sağlamıştır. Konsil sonunda hazırlanan İznik İman Bildirgesi, Hristiyan inancının temel metni haline gelmiş ve yüzyıllar boyunca tüm büyük mezhepler tarafından kabul edilmiştir. Konsilde Arianizm resmen yasaklanmış, ancak öğreti tamamen yok olmayarak farklı bölgelerde varlığını bir süre daha sürdürmüştür. Ayrıca bu konsil, Roma İmparatoru’nun kilise üzerindeki etkisini artırmış, imparatorluk ile dini otorite arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirmiştir.
🟠 Birinci İznik Konsili’nin Günümüzdeki Önemi
• Katolik, Ortodoks ve birçok Protestan mezhebi, bu konsilin aldığı kararları bugün de kabul etmektedir.
• İznik İman Bildirgesi, Hristiyan dünyasında yüzyıllardır okunmaya devam eden en temel inanç metinlerinden biridir.
• Birinci İznik Konsili, Hristiyanlık tarihinde toplanan ilk büyük ekümenik konsil olması bakımından ayrı bir öneme sahiptir.
• Bu konsil, kilisenin teolojik yapısını belirleyen ve Hristiyan doktrininin temelini oluşturan en kritik dönüm noktalarından biridir.
3.2. Birinci Konstantinopolis Konsili (381)
📍 Toplanma Yeri: Konstantinopolis (Günümüz İstanbul)
📍 Toplanma Tarihi: 381 yılı
📍 Süren: Yaklaşık 2 ay
📍 Çağıran: Roma İmparatoru I. Theodosius
📍 Başkan: Konstantinopolis Patriği Gregory Nazianzus
📍 Katılımcılar: Yaklaşık 150 Doğu Piskoposu (Batı Kilisesi konsile katılmadı)
3.2.1. Konsilin Toplanma Sebebi ve Arka Planı
Birinci Konstantinopolis Konsili (381), İznik Konsili’nden yaklaşık 56 yıl sonra toplandı. İznik Konsili her ne kadar İsa’nın tanrılığı konusunda tartışmaları bastırmış ve Aryanizmi sapkın ilan etmiş olsa da, bu öğreti Doğu Roma’da etkisini sürdürmeye devam ediyordu. İmparator I. Theodosius’un 380 yılında yayımladığı Selanik Fermanı ile Hristiyanlık resmi din ilan edildi ve ardından Aryanizmi tamamen ortadan kaldırmak amacıyla 381’de Konstantinopolis’te büyük bir konsil düzenlendi.
Konsilin amacı, Aryanizmi kesin olarak reddetmek, İznik İnanç Bildirgesi’ni güçlendirmek, Kutsal Ruh’un Tanrılığını açık biçimde tanımlamak ve Konstantinopolis Patriği’nin yetkisini artırmaktı.
3.2.2. Konsile Kimler Katıldı?
Birinci Konstantinopolis Konsili, Batı Kilisesi’nin katılmadığı ve ağırlıklı olarak Doğu piskoposlarının toplandığı bir konsildi. Toplantıya yaklaşık 150 Doğu piskoposu iştirak etti. Papa I. Damasus konsile herhangi bir temsilci göndermediği için kararlar tamamen Doğu Kilisesi hiyerarşisi içinde şekillendi. Konsilin başkanlığını Konstantinopolis Patriği Gregory Nazianzus yürütürken, Antakya Patriği Meletius ve İskenderiye Patriği Timotheos da süreçte önemli roller üstlendi.
Öne çıkan isimler arasında konsilin başkanı Gregory Nazianzus, toplantı sırasında vefat eden Antakya Patriği Meletius, İskenderiye Patriği Timotheos ve Kudüs Patriği Cyril bulunuyordu. Bu liderler, konsilin teolojik yönlendirmesinde ve İznik inancının güçlendirilmesinde belirleyici bir role sahipti.

3.2.3. Konsilde Neler Tartışıldı?
Birinci Konstantinopolis Konsili’nde iki temel konu öne çıktı. İlk olarak, İznik Konsili’ne rağmen Doğu’da yeniden güç kazanan Aryanizm bir kez daha tartışıldı ve kesin olarak sapkın ilan edildi. Böylece İsa’nın Tanrı ile aynı özden olduğu inancı yeniden ve güçlü bir şekilde teyit edilmiş oldu. İkinci önemli konu ise Kutsal Ruh’un konumuydu. İznik Konsili’nde Baba ve Oğul hakkında net hükümler verilmiş olsa da, Kutsal Ruh’un tanrılığı açık bir şekilde tanımlanmamıştı. Bu konsilde Kutsal Ruh’un da Baba ve Oğul ile aynı ilahi özden geldiği kabul edilerek üçlü birlik (Teslis) doktrini tamamlandı.
Konsilde ayrıca Apollinarianizm (İsa’nın tam insan olmadığı iddiası) ve Makedonianizm (Kutsal Ruh’un Tanrı olmadığı görüşü) sapkın ilan edildi. Bu süreçte İznik İnanç Bildirgesi genişletilerek günümüz Hristiyan Kiliselerinde hala okunan nihai haline kavuşturuldu.
3.2.4. Birinci Konstantinopolis Konsili'nde Alınan Kararlar
• Aryanizm Kesin Olarak Sapkın İlan Edildi
Birinci Konstantinopolis Konsili’nde Aryanizm resmen sona erdirildi. İznik Konsili Aryanizmi reddetmiş olsa da, öğreti Doğu Roma’nın bazı bölgelerinde yaşamaya devam ediyordu. 381’de yapılan bu konsilde Aryanizm tamamen sapkın ilan edildi ve imparatorluk genelinde yasaklandı. Bu kararın ardından Aryanist piskoposlar görevlerinden alındı, Aryan topluluklarına ait kiliseler kapatıldı ve böylece İmparatorluğun dini birliği yeniden sağlanmış oldu.
• İznik İnanç Bildirgesi Genişletildi
Birinci Konstantinopolis Konsili’nde İznik İnanç Bildirgesi genişletildi ve güçlendirildi. Bu çerçevede İsa’nın tam Tanrı olduğu bir kez daha açıkça vurgulandı. Ayrıca, İznik Konsili’nde netleştirilmeyen en önemli konu olan Kutsal Ruh’un Tanrılığı bu toplantıda kesin bir ifadeyle kabul edildi ve Kutsal Ruh’un Baba ve Oğul ile aynı özden olduğu ilan edildi. Bunun yanında, 325’teki bildirgede eksik bırakılan bazı teolojik ifadeler tamamlanarak Hristiyan inancının temel çerçevesi daha sağlam ve anlaşılır bir hale getirildi.
• Konstantinopolis Patriği’nin Yetkisi Artırıldı
Birinci Konstantinopolis Konsili’nde alınan kararlardan biri, Konstantinopolis Patriği’nin yetkisinin artırılmasıydı. Buna göre, Roma Piskoposu’ndan (Papa) sonra ikinci en önemli ruhani otorite olarak Konstantinopolis Patriği kabul edildi. Bu durum, şehrin siyasi ve dini önemini pekiştirerek Konstantinopolis’i Hristiyan dünyasının ikinci büyük merkezi haline getirdi. Ancak bu yeni hiyerarşik düzen, Roma ile Konstantinopolis arasındaki rekabeti daha da belirginleştirdi ve ilerleyen yüzyıllarda 1054’te yaşanacak olan Doğu–Batı Kilise Ayrılığı’nın (Büyük Schisma) temellerini atan gelişmelerden biri oldu.
• Hristiyanlık Resmi Din Oldu (Selanik Fermanı’nın Onayı)
Birinci Konstantinopolis Konsili, İmparator Theodosius’un 380 yılında yayımladığı Selanik Fermanı’nı resmen destekleyerek Hristiyanlığın imparatorluğun tek resmi dini olduğunu teyit etti. Bu kararın ardından putperestlik uygulamaları yasaklandı ve pagan tapınakları giderek kapatıldı. Böylece Roma İmparatorluğu’nun dini yapısı köklü biçimde değişti; Hristiyan olmayan topluluklara yönelik baskılar da bu dönemde artış gösterdi.
• Yeni Mezhepler Sapkın İlan Edildi
Makedonianizm, Kutsal Ruh’un Baba ve Oğul’dan ayrı ve Tanrısal olmayan bir varlık olduğunu savunuyordu; konsilde bu öğreti kesin biçimde sapkın ilan edildi. Apollinarianizm ise İsa’nın tam bir insan ruhuna sahip olmadığını öne sürüyordu; bu yüzden İsa’nın tam insan olmadığı görüşü kabul edilemez bulunarak sapkınlık olarak tanımlandı.
🟠 Birinci Konstantinopolis Konsili'nin Hristiyanlığa Etkisi
Birinci Konstantinopolis Konsili, Hristiyan dünyası açısından büyük bir dönüm noktasıdır ve günümüzde Katolik, Ortodoks ve bazı Protestan mezhepleri tarafından kabul edilmeye devam eder. Konsil, Hristiyan inancının temel taşlarını güçlendirmiştir:
• İsa’nın Tanrılığı ve Kutsal Ruh’un Baba ve Oğul ile eşitliği netleştirildi.
• Aryanizm ve diğer sapkın akımlar kesin şekilde bastırıldı.
• Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nun tek resmi dini haline geldi.
• Konstantinopolis Patrikliği, Papa’dan sonra ikinci en önemli dini merkez kabul edildi.
Bu kararlar, uzun vadede Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki çekişmeyi artırarak 1054’teki “Büyük Ayrılık”ın (Ortodoks–Katolik bölünmesi) zeminini hazırladı.
3.3. Efes Konsili (431)
Konsilin Genel Bilgileri
📍 Toplanma Yeri: Efes (Günümüz Türkiye, İzmir)
📍 Toplanma Tarihi: 22 Haziran - 31 Temmuz 431
📍 Toplayan Kişi: Doğu Roma (Bizans) İmparatoru II. Theodosius
📍 Başkan: İskenderiye Patriği Cyril
📍 Katılımcılar: 200’den fazla piskopos
3.3.1. Efes Konsili Neden Toplandı?
4. yüzyıldan itibaren Hristiyanlık içinde İsa’nın doğası ve Meryem’in konumu üzerine derin teolojik tartışmalar yaşanmaya başlamıştı. Bu tartışmaların merkezinde ise Konstantinopolis Patriği Nestorius’un öğretileri bulunuyordu. Nestorius’un görüşleri, hem teolojik hem de siyasi açıdan büyük bir ayrılığa yol açtı ve Hristiyan dünyasında ciddi bir kriz doğurdu. 431 yılında yapılan Efes Konsili, bu krizin çözülmesi için toplanan en kritik ekümenik konsillerden biri olarak tarihe geçti.
Konsilin ana gündemi, Meryem’in Tanrı’nın Annesi (Theotokos) unvanına sahip olup olmadığı ve İsa’nın iki doğasının nasıl anlaşılması gerektiğiydi.
Nestorius’a göre Meryem “Theotokos” yani “Tanrı’nın Annesi” olarak adlandırılamazdı. Ona göre Meryem yalnızca İsa’nın annesi (Christotokos) olabilirdi; çünkü İsa’nın ilahi ve insani doğaları birbirinden ayrıydı. Bu nedenle Meryem’in yalnızca insani doğaya sahip İsa’yı doğurduğunu iddia ediyordu. Bu görüşler hem İskenderiye Patriği Cyril hem de Roma Kilisesi tarafından sapkınlık olarak değerlendirildi. Cyril ve Roma, Meryem’in Theotokos olarak adlandırılmasının zorunlu olduğunu, aksi halde İsa’nın tanrısal ve insani doğasının birliğinin bozulacağını savunuyordu.
Tartışmaların giderek büyümesi üzerine Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius, ortaya çıkan bölünmeyi durdurmak için 431 yılında Efes’te büyük bir konsil toplanmasını emretti. Bu konsil, Hristiyan inancının merkezindeki en önemli teolojik meselelerden birini kalıcı şekilde şekillendiren tarihi bir dönüm noktası oldu.

3.3.2. Efes Konsili’nde Kimler Katıldı?
Efes Konsili’ne dönemin en önemli kilise liderleri ve piskoposları katıldı. Konsilin başkanlığını İskenderiye Patriği Cyril yürüttü ve Roma’dan Papa Celestine’in temsilcileri de toplantıda güçlü bir şekilde yer aldı. Konstantinopolis Patriği Nestorius da konsile katıldı ancak destekçileri oldukça azdı. Genel olarak 200’ü aşkın piskopos ve din adamı bu büyük toplantıda hazır bulundu.
Konsilin en etkin ismi olan İskenderiye Patriği Cyril, Meryem’in Theotokos yani Tanrı’nın Annesi unvanını savunan tarafın liderliğini yaptı. Nestorius ise kendi öğretilerini korumaya çalışsa da konsil boyunca yoğun bir muhalefetle karşılaştı. Roma Kilisesi’nin Papa Celestine aracılığıyla gönderdiği temsilciler de açıkça Cyril’i desteklediklerini ve Nestorius’un görüşlerini reddettiklerini ifade ettiler. Bu durum konsilin gidişatını büyük ölçüde etkileyen bir unsur oldu.
3.3.3. Konsilde Hangi Tartışmalar Yaşandı?
Konsilin ana tartışması, Meryem’in Theotokos (Tanrı’nın Annesi) olarak mı yoksa Christotokos (Mesih’in Annesi) olarak mı adlandırılması gerektiği üzerineydi. İskenderiye Okulu’nun temsilcileri, özellikle Cyril ve destekçileri, İsa’nın iki farklı doğaya sahip olsa bile bu doğaların birbirinden ayrılamayacağını savunuyordu. Bu nedenle Meryem’in, hem insan hem de Tanrı olan İsa’yı doğurduğu için Theotokos”, unvanını hak ettiğini ileri sürdüler. Nestorius ve taraftarları ise İsa’nın insani ve ilahi doğalarının birbirinden tamamen farklı olduğunu savunarak, Meryem’in yalnızca insan doğasındaki İsa’nın annesi olduğunu, dolayısıyla Christotokos unvanı taşıması gerektiğini öne sürdüler. Bu ayrım konsilde büyük tartışmalara sebep oldu ve sonuçta Nestorius’un görüşü reddedilerek Meryem’in Theotokos olarak tanımlanması kabul edildi.
3.3.4. Efes Konsili’nde Alınan Kararlar
• Nestorius’un öğretileri sapkın ilan edildi ve lanetlendi.
• Meryem’in Theotokos (Tanrı’nın Annesi) olduğu resmi olarak kabul edildi.
• Nestorius, patriklikten alındı ve sürgüne gönderildi.
• İsa’nın doğasıyla ilgili kilisenin resmi görüşü netleştirildi.
Bu kararlarla birlikte, Ortodoks ve Katolik Kilisesi'nin Meryem'e olan bakışı kesinleşmiş oldu.
3.3.5. Efes Konsili’nin Sonuçları, Etkileri ve Nestorius’un Akıbeti
• Meryem Kültü Güçlendi
Efes Konsili’nde Meryem’in Theotokos – Tanrı’nın Annesi unvanı resmen kabul edildi. Bu karar, Hem Ortodoks hem de Katolik Kiliselerinde Meryem’e duyulan saygıyı ve Meryem kültünün önemini belirgin şekilde artırdı.
• Doğu–Batı Ayrımı Derinleşti
Nestorius’un öğretilerinin reddedilmesi, Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki görüş farklılıklarını daha görünür hale getirdi. Bu durum, ilerleyen yüzyıllarda yaşanacak büyük ayrılıkların temellerini oluşturan önemli bir dönüm noktası oldu.
• Nestorianizm’in Ortaya Çıkışı ve Yayılması
Nestorius, konsil sonrasında sapkın ilan edilerek Mısır’daki bir manastıra sürgüne gönderildi. Ancak onun görüşlerini benimseyen takipçileri Doğu’ya göç ederek özellikle Pers, Hindistan ve Çin’de güçlü bir Hristiyan topluluğu oluşturdu. Bu hareket zamanla Asya’da etkili olan Nestorian Kilisesi’nin (Doğu Kilisesi) temelini oluşturdu ve bölgedeki Hristiyanlığın gelişiminde önemli bir rol oynadı.
• Batıda Reddedilen Öğreti Doğuda Benimsendi
Batı ve Ortodoks dünyasında reddedilen Nestorianizm, Asya’da zamanla güçlü ve etkili bir Hristiyan mezhebine dönüştü. Özellikle Çin’de Tang Hanedanlığı döneminde resmi olarak tanınarak “Işık’ın Dini” adıyla bilinir hale geldi. Bu sayede Nestorian Hristiyanlığı, Çin’den Orta Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada kültürel ve dini etki yarattı.
🟠 Günümüzde Efes Konsili’nin Etkisi
• Katolik ve Ortodoks Kiliseleri bugün hala Meryem’i “Theotokos – Tanrı’nın Annesi” olarak kabul etmektedir.
• Nestorius’un görüşleri reddedildiği için ana akım Hristiyan mezhepleri bu öğretiyi benimsemez.
• Bununla birlikte Doğu Süryani Kiliseleri ve bazı Asya Hristiyan toplulukları Nestorianizm’den etkilenmiştir.
• Efes Konsili, yalnızca bir teolojik tartışma değil; Hristiyanlığın sonraki yüzyıllardaki gelişimini belirleyen büyük bir dönüm noktasıdır.
3.4. Kalkedon Konsili (451)
Konsilin Genel Bilgileri
📍 Toplanma Yeri: Kalkedon (Günümüz İstanbul, Kadıköy)
📍 Toplanma Tarihi: 8 Ekim - 1 Kasım 451
📍 Toplayan Kişi: Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Marcianus
📍 Başkan: Roma’dan Papa I. Leo’nun temsilcileri
📍 Katılımcılar: Yaklaşık 520 piskopos
3.4.1. Kalkedon Konsili Neden Toplandı?
Kalkedon Konsili, Hristiyanlık tarihinde en büyük ayrılıkların doğduğu toplantılardan biridir. Konsilin toplanma nedeni, İsa’nın doğasının nasıl anlaşılması gerektiği konusunda ortaya çıkan büyük krizi çözmekti. Amaç birlik sağlamaktı; ancak bu toplantı sonunda Hristiyan dünyası kalıcı biçimde bölündü.
Bu teolojik kriz, Efes Konsili’nde (431) Nestorius’un öğretilerinin reddedilmesinden sonra başladı. Nestorius’un görüşleri etkisini kaybederken bu kez farklı bir yaklaşım yükseldi: Monofizitçilik. Bu görüşe göre İsa’nın yalnızca ilahi bir doğası vardı ve insani doğası tamamen tanrısal doğa içinde erimişti. İskenderiye Patriği Dioscorus ve Rahip Eutyches tarafından savunulan bu öğretide İsa’nın tek bir – tamamen ilahi – doğası olduğu iddia ediliyordu.
Roma Piskoposu Papa I. Leo, Konstantinopolis Patriği Anatolios ve Doğu Roma İmparatoru Marcianus ise bu görüşe karşı çıktı. Onlara göre İsa hem tam Tanrı hem tam insandı ve iki doğası birbirine karışmadan bir arada bulunuyordu. Bu iki görüş arasındaki çatışma, Hristiyanlığın temel inançlarını tehdit edecek kadar derin bir sorun haline geldi.
Monofizit görüş kabul edilirse İsa’nın insanlığı reddedilmiş olacaktı; iki doğa öğretisi kabul edilirse Monofizitler bunu iman için bir tehlike olarak görüyordu. Ortaya çıkan bu gerilim Doğu ve Batı kiliseleri arasında büyük bir ayrışmaya yol açtı.
Bu nedenle Doğu Roma İmparatoru Marcianus, krizi çözmek ve kilisede birlik sağlamak amacıyla 451 yılında Kalkedon Konsili’ni topladı. Konsil, İsa’nın doğasıyla ilgili tartışmaları resmi olarak tanımlamak ve öğretilerde netlik sağlamak için bir araya geldi.

3.4.2. Konsilde Kimler Katıldı?
Kalkedon Konsili oldukça geniş bir katılımla gerçekleşti ve Hristiyanlık dünyasının en güçlü dini otoritelerini bir araya getirdi. Roma’dan Papa I. Leo konsile bizzat katılamadı ancak onun görüşlerini savunan temsilciler toplantıda hazır bulundu. Konstantinopolis Patriği Anatolios konsilin öncü isimlerinden biri olarak Roma’nın iki doğa öğretisini destekledi. İskenderiye Patriği Dioscorus ise Monofizit görüşü savunmak üzere konsile katıldı ancak tartışmaların sonunda aforoz edildi. Toplamda 520’den fazla piskopos ve din adamı Kalkedon’da bir araya gelerek İsa’nın doğası üzerine yürütülen tartışmalara yön verdi.
Öne çıkan isimler arasında Papa I. Leo, İsa’nın hem tam Tanrı hem tam insan olduğunu savunan iki doğa öğretisinin en güçlü savunucusuydu. İskenderiye Patriği Dioscorus ise Monofizit görüşü desteklemesine rağmen konsilde suçlu bulunarak görevden alındı. Monofizit düşüncenin ilk öncülerinden Rahip Eutyches’in öğretileri ise sapkın ilan edildi. Konstantinopolis Patriği Anatolios, Roma Kilisesi ile aynı çizgide durarak Monofizitçiliğin reddedilmesinde belirleyici bir rol üstlendi.
3.4.3. Kalkedon Konsili’nde Hangi Tartışmalar Yaşandı?
Kalkedon Konsili’nin merkezindeki en büyük tartışma, İsa’nın tek bir doğaya mı yoksa iki ayrı doğaya mı sahip olduğu konusundaydı.
İskenderiye Patriği Dioscorus ve rahip Eutyches’in önderlik ettiği Monofizit görüş, İsa’nın yalnızca ilahi bir doğaya sahip olduğunu, insani doğasının ise tamamen ilahi doğa içinde eridiğini savunuyordu. Bu anlayışa göre İsa’nın insani yönü ikinci planda kalıyor ve tanrısallığı her şeyin önüne geçiyordu.
Buna karşılık Papa I. Leo ve onun destekçileri, İsa’nın aynı anda hem gerçek Tanrı hem de gerçek insan olduğunu; yani iki ayrı doğaya sahip olduğunu savundu. Bu görüşe göre İsa’nın ilahi ve insani doğaları birbirine karışmadan, birleşmeden ve bölünmeden aynı kişide bir arada bulunuyordu. Sadece ilahi doğayı kabul etmek, İsa’nın insan olarak yeryüzüne gelişini ve insanlığıyla ilgili tüm inancı zayıflatıyordu.
Konsilde yapılan uzun tartışmaların sonunda Monofizitçilik sapkın ilan edildi ve Hristiyanlığın resmi öğretisi “İsa’nın iki doğası vardır” şeklinde netleştirildi.
3.4.4. Kalkedon Konsili’nde Alınan Kararlar
• İsa’nın doğasıyla ilgili Kalkedon Tanımı kabul edildi:
- İsa, gerçek Tanrı ve gerçek insandır.
- İsa’nın iki doğası vardır (Tanrısal ve insani), ancak bunlar birbirine karışmaz ve bölünmez.
- İsa tek bir kişilik içinde hem Tanrı hem insandır.
• Monofizit görüş reddedildi ve sapkın ilan edildi.
• İskenderiye Patriği Dioscorus aforoz edildi ve sürgüne gönderildi.
• Konstantinopolis Patrikliği’nin yetkileri genişletildi.
• Papa I. Leo’nun otoritesi güçlendi.
3.4.5. Kalkedon Konsili’nin Sonuçları ve Monofizitlerin Sonraki Durumu
451’de toplanan Kalkedon Konsili, Hristiyanlık tarihinde büyük bir kırılma yarattı ve sonuçları yüzyıllarca etkisini sürdürdü. Konsilin en önemli sonucu, İsa’nın hem ilahi hem insani iki ayrı doğaya sahip olduğu öğretisinin resmen kabul edilmesiydi. Bu karar, Monofizit görüşün kesin şekilde reddedilmesi anlamına geliyordu. Böylece Hristiyanlık içinde tarihin en büyük bölünmelerinden biri yaşandı.
Bu karar, Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki mevcut ayrılıkları daha da derinleştirdi. Konsil sonrasında Konstantinopolis Patriği’nin yetkisi artırıldı ve Roma Piskoposu’yla (Papa) eşit seviyeye getirildi; bu durum iki büyük merkez arasında yeni bir rekabet doğurdu.
Monofizit görüşe bağlı kalan topluluklar Konsil kararlarını kabul etmedi. İskenderiye ve Antakya’daki bazı Hristiyan grupları Monofizit olarak kaldı ve zamanla kendi bağımsız kiliselerini oluşturdular. Bu topluluklar, kalkedon kararına karşı çıkarak Ermeni Apostolik Kilisesi, Kıpti Ortodoks Kilisesi, Süryani Ortodoks Kilisesi ve Habeş (Etiyopya) Kilisesi gibi büyük Doğu kiliselerini kurdular veya güçlendirdiler.
Bugün hala Kalkedon Konsili’ni reddeden bu kiliseler, Doğu Ortodoks (Oryantal Ortodoks) Kiliseleri olarak bilinir ve Monofizit inancı tarihsel kimliklerinin temel unsurunu oluşturmaya devam eder.
🟠 Günümüzde Kalkedon Konsili’nin Etkisi
• Katolik ve Doğu Ortodoks Kiliseleri, Kalkedon Konsili’nin kararlarını bugün de geçerli kabul eder.
• Kıpti Ortodoks, Ermeni Apostolik, Süryani ve Etiyopya Kiliseleri ise Kalkedon Konsili’ni reddeder.
• Hristiyan dünyasındaki “Ortodoks” ve “Doğu Ortodoks (Oryantal Ortodoks)” ayrımı bu konsilin ardından ortaya çıkmıştır.
• Kalkedon Konsili, Hristiyanlık tarihinde büyük bir bölünmeye yol açarak günümüze kadar süren mezhepsel ayrılıkların temelini atmıştır.
3.5. İkinci Konstantinopolis Konsili (553)
Konsilin Genel Bilgileri
📍 Toplanma Yeri: Konstantinopolis (Günümüz İstanbul)
📍 Toplanma Tarihi: 5 Mayıs - 2 Haziran 553
📍 Toplayan Kişi: Doğu Roma (Bizans) İmparatoru I. Justinianus
📍 Başkan: Konstantinopolis Patriği Eutychius
📍 Katılımcılar: 165 piskopos (Büyük çoğunluğu Doğu’dan)
3.5.1. Konsil Neden Toplandı?
İkinci Konstantinopolis Konsili, kilise içinde devam eden teolojik tartışmaları sonlandırmak, Monofizitlerle uzlaşmak ve “Üç Bölüm” olarak bilinen tartışmalı teolojik yazıları kınamak amacıyla toplandı. Konsilin temel sebebi, uzun süredir devam eden Üç Bölüm Tartışmasıydı. Bu tartışma; Antakyalı Theodore’un eserleri, Mopsuestialı Theodoret’in yazıları ve Edessalı Ibas’ın mektupları gibi, Nestorius’un öğretilerine yakın bulunan üç önemli teolojik metin etrafında dönüyordu.
431’de düzenlenen Efes Konsili Nestorius’u sapkın ilan etmiş olsa da, bazı teologlar Nestorius’a yakın fikirleri savunmaya devam etti. Bizans İmparatoru I. Justinianus, bu tartışmalı metinlerin tamamen ortadan kaldırılmasını ve kilisenin birliğinin sağlanmasını istiyordu. Roma Piskoposu Papa Vigilius başlangıçta buna karşı çıktı; ancak siyasi ve dini baskılar sonucunda Justinianus’un tutumunu kabul etmek zorunda kaldı.
Konsilin bir diğer amacı Monofizitlerle uzlaşmaktı. Monofizitler, Kalkedon Konsili’nin (451) “İsa hem tam Tanrı hem tam insandır” şeklindeki kararlarına karşı çıkıyordu. Justinianus, bu ikinci konsilin Monofizitlerle kilise arasında bir köprü kuracağını umdu, ancak beklentinin tersine Monofizitler bu süreçten daha da uzaklaştı. Konsil, birleştirmek yerine yeni ayrılıkların derinleşmesine yol açmış oldu.

3.5.2. Konsilde Kimler Katıldı?
İkinci Konstantinopolis Konsili’nde Doğu Roma İmparatoru I. Justinianus’un etkisi son derece belirleyiciydi. Konsile Konstantinopolis Patriği Eutychius başkanlık etti. Roma Piskoposu Papa Vigilius başlangıçta konsilin kararlarını tanımayı reddetti; ancak siyasi baskılar ve imparatorluk otoritesi nedeniyle daha sonra kararları kabul etmek zorunda kaldı. Konsile çoğunluğu Doğu’dan gelen yaklaşık 165 piskopos katıldı; Batı Kilisesi’nin katılımı ise oldukça sınırlı kaldı.
Konsilde öne çıkan isimler arasında İmparator Justinianus, konsilin toplanmasındaki asıl yönlendirici güç olarak dikkat çekti. Patriği Eutychius toplantının yönetiminde aktif rol üstlendi. Papa Vigilius ise hem karşıt tavrı hem de sonunda kararları kabul edişiyle konsilin en tartışmalı figürlerinden biri haline geldi.
3.5.3. Konsilde Neler Tartışıldı?
İkinci Konstantinopolis Konsili’nin en önemli başlıklarından biri “Üç Bölüm” tartışmasıydı. İmparator Justinianus, Nestoriusçu düşüncelerin tamamen ortadan kaldırılmasını istiyor ve bu nedenle tartışmalı üç teolojik metnin lanetlenmesini talep ediyordu. Papa Vigilius başlangıçta bu karara şiddetle karşı çıktı; ancak imparatorun güçlü baskısı sonucunda geri adım atmak zorunda kaldı. Böylece “Üç Bölüm” resmen lanetlenerek kilise tarihinde kesin bir şekilde reddedilmiş oldu.
Konsilin diğer önemli hedefi, Kalkedon Konsili’nin kararlarını benimsemeyen Monofizitlerle yeniden birlik sağlamaktı. Justinianus, bu konsil aracılığıyla Monofizitleri kilise içine geri çekmeyi amaçladı. Fakat beklentinin aksine bu girişim tamamen başarısız oldu. Monofizit topluluklar, İkinci Konstantinopolis Konsili’ni de reddederek kiliseden kesin şekilde ayrıldılar ve Kıpti, Süryani ve Ermeni Kiliseleri gibi bağımsız mezhepler haline geldiler. Bu durum, Hristiyan dünyasındaki ayrılığı daha da derinleştirdi.

3.5.4. Konsilde Alınan Kararlar
• "Üç Bölüm" (Nestorius’a yakın yazılar) lanetlendi.
• Kalkedon Konsili’nin kararları yeniden onaylandı.
• Kilisenin resmî doktrini olarak "İsa hem tam Tanrı hem tam insandır" fikri benimsendi.
• Papa Vigilius, baskı altında kararları kabul etti.
• Monofizitler daha da uzaklaştı ve ayrılık kesinleşti.
3.5.5. Konsilin Sonuçları ve Etkileri
İkinci Konstantinopolis Konsili’nin en önemli sonuçlarından biri, Nestoriusçuluğun kesin olarak reddedilmesiydi. Böylece kilise, İsa’nın doğasıyla ilgili tartışmalı öğretileri tamamen dışlamış oldu. Konsil sürecinde yaşanan baskılar nedeniyle Papa Vigilius’un otoritesi ciddi şekilde sarsıldı; bu durum Batı Kilisesi için önemli bir prestij kaybı anlamına geliyordu. Buna karşın Bizans İmparatoru Justinianus’un kilise üzerindeki siyasi gücü belirgin biçimde arttı ve imparatorluk, teolojik kararlar üzerinde daha etkili hale geldi.
Konsilin bir diğer büyük sonucu, Monofizit toplulukların resmen ayrılarak bağımsız kiliseler haline gelmesiydi. Bu ayrılık, hem teolojik hem de kurumsal açıdan Hristiyan dünyasında kalıcı bir bölünmeye yol açtı. Bütün bu gelişmelerin sonucunda Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki görüş ayrılıkları daha da derinleşti ve ileride yaşanacak büyük ayrılıkların temeli güçlenmiş oldu.
🟠 İkinci Konstantinopolis Konsili’nin Günümüzdeki Önemi
• Katolik ve Ortodoks Kiliseleri, bu konsilin kararlarını bugün de geçerli kabul etmektedir.
• Ancak Ermeni, Kıpti ve Süryani Kiliseleri gibi Monofizit gelenekten gelen kiliseler hem Kalkedon’u hem de İkinci Konstantinopolis Konsili’ni reddetmektedir.
• Bu konsil, Bizans İmparatoru’nun teolojik tartışmalar üzerindeki etkisini güçlendirmiş ve imparatorluğun dini yapı üzerindeki kontrolünü artırmıştır.
• Ayrıca, konsilin kararları Doğu ve Batı Kiliseleri arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirerek, mezhepsel farklılıkların günümüze kadar süren bir yapıya dönüşmesine zemin hazırlamıştır.
3.6. Üçüncü Konstantinopolis Konsili (680-681)
Konsilin Genel Bilgileri
📍 Toplanma Yeri: Konstantinopolis (İstanbul)
📍 Toplanma Tarihi: 7 Kasım 680 - 16 Eylül 681
📍 Toplayan Kişi: Bizans İmparatoru IV. Konstantinos
📍 Başkan: Konstantinopolis Patriği Georgios I
📍 Katılımcılar: Yaklaşık 174 piskopos
3.6.1. Konsil Neden Toplandı?
Kalkedon Konsili’nden sonraki yüzyıllarda, Hristiyanlık dünyasında İsa’nın doğasıyla ilgili tartışmalar devam etti ve bu tartışmalar özellikle irade konusuna yoğunlaştı. Monotelitizm adı verilen öğreti, İsa’nın hem insan hem Tanrı olmak üzere iki ayrı doğası olduğunu kabul etmekle birlikte, bu iki doğanın yalnızca tek bir iradeye sahip olduğunu savunuyordu. Bu görüş, Kalkedon’un ortaya koyduğu iki doğa ilkesine aykırı bulunduğu için büyük bir teolojik çatışmaya yol açtı.
Doğu Kiliseleri’nin bir kısmı Monotelitizmi desteklerken Roma Kilisesi sert bir biçimde karşı çıktı. Papa I. Martinus’un Monotelitizmi reddettiği için tutuklanıp sürgüne gönderilmesi, tartışmanın ne kadar derin olduğunu gösteriyordu. İmparatorlar ise Doğu ve Batı arasındaki ayrılığı azaltmak için Monotelitizmi bir uzlaşma yolu olarak desteklemeye çalıştı; fakat bu çaba daha büyük bir krize dönüştü. Bu nedenle Bizans İmparatoru IV. Konstantinos, büyüyen teolojik karışıklığı çözmek, doğru doktrini belirlemek ve kilise birliğini yeniden sağlamak için 680 yılında Üçüncü Konstantinopolis Konsili’ni topladı.

3.6.2. Konsilde Kimler Katıldı?
Üçüncü Konstantinopolis Konsili, hem Doğu hem Batı Kiliseleri için büyük önem taşıdığı için geniş bir katılım ile toplandı. Konsilin toplanmasını doğrudan Bizans İmparatoru IV. Konstantinos sağladı ve süreci yakından takip etti. Toplantıya Konstantinopolis Patriği Georgios I başkanlık ederken, Papa Agatho Roma’dan güçlü bir temsilci heyeti göndererek Batı Kilisesi’nin görüşlerini açık şekilde ortaya koydu.
Toplamda yaklaşık 174 piskopos, daha önce Monotelitizmi destekleyen isimler de dahil olmak üzere konsilde yer aldı. Bu farklı görüşlerin aynı masa etrafında toplanması, konsilin hem teolojik hem de politik açıdan ne kadar kritik olduğunu gösteriyordu.
3.6.3. Konsilde Neler Tartışıldı?
Üçüncü Konstantinopolis Konsili’nin ana tartışma konusu, Hristiyanlığın en karmaşık teolojik meselelerinden biri olan Monotelitizm (İsa’nın tek iradeye sahip olduğu görüşü) etrafında şekillendi. Monotelitizmi savunan bazı piskoposlar, İsa’nın iki doğaya sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu doğaların tek bir ilahi iradede birleştiğini ileri sürdüler. Bu görüşe göre İsa’nın insan iradesinden söz etmek mümkün değildi.
Buna karşılık Roma Kilisesi, Papa Agatho’nun temsilcileri aracılığıyla çok net bir duruş sergiledi: İsa hem gerçek Tanrı hem gerçek insandı ve bu iki doğa doğal olarak iki farklı iradeye sahip olmalıydı. Doğu’daki birçok piskopos da bu görüşe katıldı. Konsil boyunca İncil metinleri, Aziz Maksimos ve diğer Kilise Babaları’nın yorumları üzerinden kapsamlı tartışmalar yapıldı.
Tüm bu değerlendirmelerden sonra konsil, Monotelitizmin Hristiyan inancıyla bağdaşmadığına hükmetti.
3.6.4. Konsilde Alınan Kararlar
• Monotelitizm sapkın ilan edildi.
• İsa'nın hem insan hem Tanrısal iradeye sahip olduğu kesin olarak kabul edildi.
• Önceki Monotelitizmi destekleyen Bizans İmparatorları ve Patrikler lanetlendi.
• Papa Honorius I (625-638), Monotelitizme destek verdiği için sapkın ilan edildi.
• İsa’nın iki doğasının ayrı ama uyumlu şekilde iki iradeye sahip olduğu kabul edildi.
3.6.5. Konsilin Sonuçları ve Etkileri
Üçüncü Konstantinopolis Konsili, Hristiyanlığın teolojik yapısında önemli ve kalıcı etkiler bıraktı. Bu konsille birlikte Ortodoks teoloji kesin bir çerçeveye oturtuldu ve İsa’nın hem insani hem de ilahi iradeye sahip olduğu öğreti resmen kabul edildi. Roma Kilisesi’nin görüşleri konsile yön verdiği için, Papalık otoritesi de belirgin şekilde güçlendi.
Konsilin ardından Bizans imparatorları, teolojik tartışmalara doğrudan müdahale etme konusunda daha temkinli davranmaya başladı; böylece kilise yönetiminde siyasi etkiler kısmen azaldı. Monotelitizm ise tamamen reddedilerek resmi öğreti olmaktan çıkarıldı. Tüm bu kararlar, yüzyıllardır süren teolojik anlaşmazlıkların bir kısmını yatıştırdığı için Hristiyan dünyasında bölünmeler bir nebze olsun azaldı.
🟠 Üçüncü Konstantinopolis Konsili’nin Günümüzdeki Önemi
• Katolik ve Ortodoks Kiliseleri, bu konsilin kararlarını kabul etmeye devam etmektedir.
• Monotelitizm artık hiçbir büyük Hristiyan mezhebi tarafından savunulmamakta ve İsa’nın hem insani hem ilahi iki iradeye sahip olduğu öğreti evrensel bir kabule sahiptir.
• Papa Honorius’un sapkın ilan edilmesi ise Roma Kilisesi içinde hala tartışılan konulardan biridir.
• Konsil, Hristiyanlık inancının temel taşlarından biri olarak görülmekte ve İsa’nın doğasıyla ilgili teolojik yapıyı kalıcı şekilde netleştirmiştir.
3.7. İkinci İznik Konsili (787)
Konsilin Genel Bilgileri
📍 Toplanma Yeri: İznik (Nicaea, Günümüz Türkiye)
📍 Toplanma Tarihi: 24 Eylül - 23 Ekim 787
📍 Toplayan Kişi: Bizans İmparatoriçesi İrene (Oğlu VI. Konstantinos adına)
📍 Başkan: Konstantinopolis Patriği Tarasios
📍 Katılımcılar: Yaklaşık 350 piskopos (Roma, Bizans ve Doğu’dan)
3.7.1. Konsil Neden Toplandı?
İkinci İznik Konsili’nin toplanma nedeni, Bizans dünyasını uzun yıllar boyunca sarsan İkonoklazm krizine son vermekti. Konsilin temel amacı, ikonaların kiliselerde kullanılıp kullanılamayacağına dair süregelen tartışmaları çözmek, dini birliği yeniden kurmak ve Roma–Bizans ilişkilerini güçlendirmekti.
İkonoklazm, İsa, Meryem ve azizlerin tasvirlerinin tapınma nesnesi haline geldiği düşüncesiyle yasaklanması ve yok edilmesi hareketidir. Bu uygulama, ilk olarak Bizans İmparatoru III. Leon tarafından başlatıldı ve oğlu V. Konstantinos döneminde daha sert bir politika haline geldi. Bu süreçte ikonalar kiliselerden kaldırıldı, ikonaları savunan keşişler ve din adamları cezalandırıldı.
Ancak halkın büyük çoğunluğu ikonaların korunmasını istiyor, özellikle de keşişler ikonaların dini yaşamın önemli bir parçası olduğunu savunuyordu. İkonalara karşı yürütülen baskılar oldukça büyük tepkilere yol açınca, ikonaları destekleyen İmparatoriçe İrene devreye girdi ve 787 yılında İkinci İznik Konsili’ni toplayarak bu krizi sona erdirmeyi amaçladı.

3.7.2. Konsilde Kimler Katıldı?
İkinci İznik Konsili’nin katılımcıları hem Doğu hem Batı Kilisesi’nden geniş bir heyeti kapsıyordu. Konsil, ikonoklazmı sona erdirmek isteyen İmparatoriçe İrene tarafından toplandı ve toplantıya Konstantinopolis Patriği Tarasios başkanlık etti. Roma’dan ise Papa Hadrianus’un temsilcileri gönderildi. Toplamda yaklaşık 350 piskoposun yer aldığı bu büyük toplantı, geniş bir coğrafyadan gelen din insanlarını bir araya getiren önemli bir buluşmaydı.
Konsilde öne çıkan isimler arasında İmparatoriçe İrene, ikonaların yeniden kabul edilmesi için önemli bir siyasi irade ortaya koydu. Konstantinopolis Patriği Tarasios süreci yöneten dini liderdi. Papa Hadrianus’un Roma’dan gönderdiği temsilciler, Batı Kilisesi’nin görüşlerini konsile taşıdı. Başlangıçta ikonoklazm yanlısı bazı piskoposlar karşı çıksa da, konsilin sonunda alınan kararları kabul etmek zorunda kaldılar.
3.7.3. Konsilde Neler Tartışıldı?
Konsilde en önemli tartışma, ikonaların kiliselerde kullanımıyla ilgiliydi. İkonaların Tanrı’ya tapınma amacıyla değil, dini öğretiyi aktarmak, imanlılara örnek olmak ve Hristiyan inancını görsel olarak anlatmak için kullanılabileceği savunuldu. Bu nedenle İsa, Meryem ve azizlere ait ikonaların kiliselerde bulundurulmasının sakıncalı olmadığı açıkça ifade edildi.
Ayrıca ikonoklazm hareketinin Hristiyan geleneğine zarar verdiği, kilise birliğini bozduğu ve inancın görsel ifade biçimlerini yok ettiği vurgulandı. Tüm bu tartışmaların sonunda ikonoklazm resmen sapkın ilan edildi ve ikonaların yeniden kabul edilmesi yönünde karar alındı.
3.7.4. Konsilde Alınan Kararlar
• İkonoklazm resmi olarak reddedildi.
• Kiliselerde ikonaların tekrar kullanılmasına izin verildi.
• İkonalar, Tanrı’ya tapınma aracı değil, dini eğitimin bir parçası olarak kabul edildi.
• Papa Hadrianus’un görüşleri kabul edildi, Roma ve Bizans ilişkileri düzeltildi.
• İkonoklazm yanlıları tövbe etmeye çağrıldı.

3.7.5. Konsilin Sonuçları ve Etkileri
Konsilin en önemli sonucu, Hristiyan dünyasında ikonaların kullanımının yeniden serbest bırakılması oldu. Bu karar hem halk hem de din adamları tarafından büyük ölçüde desteklendi ve kiliselerde ikonaların eski yerine kavuşmasını sağladı. Ayrıca konsil, Papa ile Bizans arasındaki ilişkilerin toparlanmasına katkı sunarak iki merkez arasındaki diplomatik bağları güçlendirdi.
Bu kararlarla birlikte kilise sanatı yeniden canlandı; ikonalar, freskler ve mozaik geleneği büyük bir gelişme gösterdi. Ancak her ne kadar ikonoklazm bu konsille bastırılsa da, 9. yüzyılda yeniden ortaya çıkarak Bizans tarihinde ikinci bir putkırıcı dönem başlattı.
🟠 İkinci İznik Konsili’nin Günümüzdeki Önemi
• Katolik ve Ortodoks Kiliseleri, İkinci İznik Konsili’nin kararlarını bugün hala geçerli kabul etmektedir.
• Hristiyan sanatında ikonalar çok önemli bir yere sahiptir ve bu konsilin aldığı kararlar bu geleneği güçlendirmiştir.
• Bu konsil, Ortodoks Kilisesi’nin en önemli ekümenik konsillerinden biri olarak kabul edilir.
• İkinci İznik Konsili, ikonaların teolojik ve litürjik önemini kesinleştirerek hem Ortodoks hem de Katolik geleneklerinde kalıcı bir dönüm noktası olmuştur.
4. Doğu ve Batı Kiliseleri Arasında Bölünme (1054)
Doğu ve Batı Kiliseleri arasındaki 1054 Büyük Bölünmesi, Hristiyanlık tarihindeki en kalıcı ve en derin ayrılıklardan biridir. Aslında bu kopuş tek bir olayla değil, yüzyıllar boyunca biriken teolojik, siyasi ve kültürel farklılıkların bir sonucuydu. Kutsal Ruh’un doğasıyla ilgili “Filioque” tartışması, Papa’nın evrensel otoritesinin Doğu tarafından reddedilmesi, Latince–Yunanca kültürel ikiliği ve Roma ile Konstantinopolis arasındaki siyasi rekabet gerginliği giderek artırdı. Bu uzun süreç, 1054 yılında Papa IX. Leo’nun temsilcileri ile Patrik I. Mihail Kerullarios’un karşılıklı aforozlarıyla resmileşti ve Hristiyan dünyası kalıcı olarak ikiye ayrıldı. Batıda Katolik Kilisesi, doğuda Ortodoks Kilisesi ortaya çıktı. Bu ayrılık günümüzde hala devam eden mezhepsel yapıların temelini oluşturmuştur.

📌 Bölünmenin Temel Sebepleri
🔹 Teolojik Farklılıklar (Filioque Tartışması)
Kutsal Ruh’un yalnızca Baba’dan mı yoksa “Baba ve Oğul’dan” mı çıktığı konusundaki Filioque eklemesi, iki kilise arasında en büyük inanç ayrılıklarından biriydi. Batı Filioque’yi benimserken Doğu bu eklemeyi teolojik bir hata olarak gördü.
🔹 Kilise Otoritesi Anlayışı
Papa'nın tüm Hristiyan alemi üzerinde evrensel yetkiye sahip olduğu görüşü Batı’da kabul edilirken, Doğu Kilisesi bu otoriteyi reddediyor ve patrikler arasında eşitlik olduğunu savunuyordu. Bu fark, otorite krizini derinleştirdi.
🔹 Kültürel ve Dilsel Ayrılıklar
Batı dünyası Latince konuşurken, Doğu’da Yunanca hakimdi. İbadet dili, teolojik terminoloji ve kilise geleneklerindeki bu kültürel farklılıklar iki tarafın birbirini anlamasını zorlaştırdı.
🔹 Siyasi Rekabet ve İmparatorluk Çekişmesi
Roma ve Konstantinopolis uzun yıllar boyunca hem siyasi hem dini üstünlük için mücadele etti. İki merkez arasındaki güç rekabeti zamanla dini tartışmaları da keskinleştirdi ve ayrılığı kaçınılmaz hale getirdi.
1054’te Ne Oldu?
1054 yılında Roma ile Konstantinopolis arasındaki uzun süredir devam eden gerilim doruk noktasına ulaştı. Papa IX. Leo’nun gönderdiği elçiler, Ayasofya’da düzenlenen bir tören sırasında Konstantinopolis Patriği I. Mihail Kerullarios’u resmen aforoz etti. Bu hamleye karşılık olarak Patrik Kerullarios da Papa’yı aforoz etti. Böylece karşılıklı aforozlar iki kilise arasındaki kopuşu kesinleştirdi ve tarihe 1054 Büyük Bölünmesi (Great Schism) olarak geçen ayrılık resmen başlamış oldu.
Bölünmenin Sonuçları
1054’teki karşılıklı aforozlar, Hristiyan dünyasını kalıcı olarak ikiye ayırdı ve bu kopuşun etkileri yüzyıllar boyunca sürdü. Batı’da Roma Katolik Kilisesi Papa’nın mutlak otoritesi altında şekillenmeye devam ederken, Doğu’da Bizans Ortodoks Kilisesi kendi patrikleri ile bağımsız bir yapıya sahip oldu. Böylece Hristiyanlık dünyası, hem teolojik hem de kültürel anlamda birbirinden farklı iki büyük gelenek olarak yoluna devam etti.
Kilit Sonuçlar:
• Batı’da Roma Katolik Kilisesi Papa merkezli bir yapı olarak gelişti.
• Doğu’da Ortodoks Kilisesi kendi patrikleriyle bağımsızlığını korudu.
• Hristiyanlık resmen iki büyük kola ayrıldı ve bu ayrılık günümüze kadar devam etti.
🟠 1965 Gelişmesi:
Papa VI. Paul ile İstanbul Patriği Athenagoras, yüzyıllardır süren gerilimin sembolü olan karşılıklı aforozları kaldırarak önemli bir adım attı. Bu diplomatik jest, Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki diyaloğu güçlendirdi; ancak iki kilise bugün hala birleşmiş değildir ve farklı teolojik–kurumsal yapılarla varlıklarını sürdürmektedir.
5. Günümüzde Konsillerin Önemi
Ekümenik konsiller, Hristiyanlığın teolojik temelini oluşturan kararları şekillendirdiği için bugün hala büyük önem taşır. Katolik, Ortodoks ve birçok Protestan geleneğinin inanç yapıları, bu tarihsel toplantılarda belirlenen doktrinlere dayanır. Aynı zamanda konsiller, Hristiyan mezheplerinin oluşmasında ve farklı teolojik yolların ortaya çıkmasında belirleyici rol oynamıştır. Katolik Kilisesi ise günümüzde bile yeni konsiller düzenleyerek inanç esaslarını geliştirmeye ve resmi öğretisini sağlamlaştırmaya devam etmektedir.

6. Hristiyan Konsillerinin Mirası
Hristiyanlık tarihi, ekümenik konsillerin şekillendirdiği bir inanç yolculuğudur. İznik’ten Konstantinopolis’e, Efes’ten İznik’e uzanan bu büyük toplantılar; hem teolojinin temel taşlarını attı hem de mezhepler arası farklılıkların doğmasını belirledi. Bugün Katolik, Ortodoks ve Protestan gelenekleri arasındaki ayrımların çoğu, doğrudan bu konsillerde alınan kararlara dayanır.
📌 Peki, bu konsiller neden böylesine kritik bir dönüm noktasıydı?
• Hristiyan inancının ana doktrinleri – İsa’nın doğası, Kutsal Ruh’un Tanrılığı, Meryem’in konumu – bu toplantılarda kesinleştirildi.
• Tartışmalı veya aykırı görülen öğretiler sapkın ilan edilerek resmi öğretiden dışlandı.
• Kilise içi otorite yapısı belirlendi ve zamanla Doğu – Batı ayrımının temelleri atıldı.
• Hristiyanlığın kurumsal ve teolojik birliğini sağlamak hedeflense de, sonuç çoğu zaman mezhepleşme ve kalıcı bölünmeler oldu.
Bugün bile Hristiyan dünyasındaki farklı inanç pratiklerinin, teolojik yorumların ve mezhepsel ayrılıkların kökleri bu konsillerin mirasında yaşamaya devam etmektedir.