İzmir Yahudi Cemaati’nin Oluşumu

İzmir Yahudi Cemaati’nin Oluşumu

Araştırmacı Tarihçi Övgü Şendikici'nin kaleminden;

İzmir'in genel tarihçesi. İzmir'de Yahudi Cemaatinin oluşumu ve örgütlenişi.... Sefarad Yahudilerinin gelişiyle birlikte cemaatin geldiği seviye ve ticari hayattaki başarıları...

Yaklaşık 8 mil uzunluğunda bir körfez içinde kurulmuş olan İzmir, asırlar boyunca birçok kültüre ev sahipliği yapmıştır. Araştırmacılar tarafından kentin tarihi çok eski dönemlere kadar götürülür.  Bu döneme ait bilgileri Strabon ve Aristides gibi önemli isimlerden, arkeolojik kazılardan ve yazılı metinlerden öğrenebiliyoruz.

“ İlk İzmir ”in kuruluşu hakkındaki bilimsel çalışmalar, Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal ve Prof. Dr. John M. Cook’un ekibiyle beraber yürüttüğü kazılar sonucunda, Bayraklı’da başlatılmıştır. Bayraklı Tepekule Höyüğü'nde yapılan sondaj çalışmaları doğrultusunda, kentin kuruluş tarihi İ.Ö. 3000 yılı olarak tespit edilmiştir. Fakat yapılan son kazılarda bu tarih İ.Ö. 7000’lere kadar uzatılsa da somut bir kanıta ulaşılamamıştır. Kentteki ilk yerleşkelerin höyüğün en üst kısmındaki kayaların üzerine yapıldığı derin sondaj çalışmaları sayesinde tespit edilmiştir.[1] İlk İzmir’in kuruluşu ve kurucusunun kim olduğu hakkında birden fazla rivayet bulunmaktadır. Frigya Kralı Tantolos’un tanrılar tarafından cezalandırılarak Bayraklı’ya gönderilmesi ve bu bölgede kenti kurması, bunlardan ilkidir. Diğer bir rivayet kentin Lelegler tarafından kurulması hadisesidir. Sonuncusu ve en bilineni ise Amazonların İzmir’e gelip kenti kurduğu ve Kraliçeleri Smyrna’nın adını kente bahşettikleri efsanedir. [2]

Kentin ilk adı olan “ Smyrna ”nın, Smira, Smire, Lesmire, Lesmirr, Le Smirle şeklinde de versiyonları vardır. Hitit diline ait olduğu tahmin edilen Smyrna, bir dişi ismi olmakla beraber ismin menşei ile alakalı en az kentin kuruluşunda olduğu kadar rivayet vardır. Amazon kraliçesinden bahsedilmişti, bunun dışında Smyrna’nın İmparator Teseus’un karısının adı, Artemis’in bir diğer adı veya ömrünün son yıllarını Efes’te geçiren Hz. Meryem’e hediye edilen çiçeğin adı olabileceği şeklinde de efsaneler bilinmektedir. İbn Batuta, 13. yüzyıldaki ziyaretinde kentten Yizmir şeklinde bahsetmiştir. Güncel olarak, tam anlamıyla Türkçeleşmiş hali ise İzmir’dir. [3] Uzun yıllar boyunca bir İon kenti olarak mevcudiyetini sürdürmüş olan İlk İzmir, Perslerin istilasıyla İ.Ö. 545 yılında tahrip olarak sonlanmıştır. Şehir, Büyük İskender’in rüyasıyla yer değiştirerek ikinci kez satrapı Lysimakhos tarafından Pagus Dağı’nın eteklerinde kurulmuştur. Birçok dinden ve ırktan insan burada yaşayarak kendi cemaatlerini kurmuş, ibadethanelerini, evlerini ve devlet binalarını inşa etmiştir. Ne yazık ki birçok kez depremlerden ve yangınlardan harap hale gelen bu yapılar, günümüzde kazılarak bulunmaya çalışılmaktadır.

Diğer ırklar gibi Yahudilerin de İzmir’deki varlığı bazı araştırmacılar tarafından antik dönemlere kadar götürülmektedir. Yahudi halkı, Kalde Kralı Nebukadnezar tarafından diaspora edildikleri için siyasi birlikleri bozularak farklı bölgelere dağılmak zorunda kalmıştır. Yerleştikleri kentler arasında İzmir’in de olduğu düşünülmektedir. Nebi Yoel gibi İ.Ö. 6. yüzyılda yazılmış Obadiah kitabında diaspora sonrasında birçok Yahudi’nin Sefarad’a geldiği geçer. Kitapta Sefarad kelimesinin semitik[4] anlamda Sardes şehrinin karşılığı olarak verildiği düşünülmektedir. Bugünkü Manisa’nın sınırları içinde olan kentin İzmir’e olan uzaklığının 80 kilometre olması, o dönemde İzmir’e de gelmiş olma ihtimallerini güçlendirir. Pers İmparatorluğunu tarih sahnesinden silerek on iki yıllık iktidarında imparatorluğunun sınırlarını Yunanistan’dan Hindistan’a kadar genişleten Büyük İskender’in İzmir’i de toprakları içine katıp İsrail’deki Yahudileri buraya sürmüş olduğu, araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir. Ölümünden sonra ardıllarından biri olan Seleukos Hanedanlığının imparatoru III. Antiokhos’un da Pergamon Krallığı’na karşı Anadolu’daki iktidarını güçlendirmek adına Yahudileri bu kente diaspora ettiği bilinmektedir.

 

Helenistik dönemin bitişinin ardından İ.S. 1. yüzyılda Yahudilerin çoğunluklu olarak yerleştikleri bölge, bugünkü Güzelyalı’dır. Yahudilere ait en eski mezar bu bölgede bulunmuştur. [5] İ.S. 2. yüzyılda Symrna’da yaşayan kentin ilk metropoliti ve Aziz Yuhanna’nın müridi olan Aziz Polikarp’ın buradaki dinsiz halka ve Yahudilere Hristiyanlığı kabul ettirmeye çalıştığı ve bu yüzden İzmir Antik Tiyatro’da yakılarak öldürüldüğü bilinmektedir. Aziz Polikarp, İsa’nın şehidi sayılarak tarihe geçmiştir. Bu bilgiden İ.S. 100’lerde şehirde Yahudilerin yaşadığı sonucunu çıkarılabilir. [6]

Roma’nın ikiye ayrılışının ardından Bizans egemenliği altına giren İzmir’de, Yahudilerin yaşadığına dair net bir bilgi bulunamamıştır. Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı kabulünün ardından halk ve devletin imparatorluk içinde yaşayan Yahudilere tepki duyarak toplumdan dışlamaya başlamaları, bu durumun nedeni olarak kabul edilebilir. (4. Yüzyıl). Bu yüzden Ortaçağ boyunca çeşitli zamanlarda Yahudiler, Bizans topraklarından kaçmak zorunda kalmışlardır. 9. yüzyılda Bizans zulmünden çok sayıda aile kaçarak bugünkü Fransa sınırları içinde olan Languedoc kentine/ Ren bölgesine, doğru göç etmek zorunda kalmıştır. Bu olayların sonucunda kendilerine Aşkenaz adı verilecek olan, Almanca konuşan, Yahudi Cemaatinin kökenleri Avrupa’da atılmış olur. [7]

İzmir’de kalan Yahudilerin de zaman zaman güçleri azalmış, bazı zamanlarda kenti terk etmişlerdi. Yine de varlıklarını az da olsa kentte sürdürebilmeyi başardılar. Bizans döneminde Yahudilerin İzmir’de yaşadıklarına dair bulunan kanıtlar bir elin parmağını geçmemektedir. Bunlardan biri, Basmane’de yapılan arkeolojik kazılar sonucunda İ.S. 5. yüzyıla ait olduğu saptanan, bir ‘Yağ Kandili’dir. Yahudilere ait olduğunu üzerindeki “Magen David” (Davud’un Kalkanı) adı verilen kabartmadan anlaşılabilmektedir. [8]

1424 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından şehir fethedildiğinde de Yahudilerin burada yaşadıklarına dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Çünkü İzmir, Bizans döneminden itibaren kaynak bakımından karanlık bir sürece girmiş, bu süreç 16. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir. [9] İzmir’in tarihsel anlamda bu kadar başıboş bırakılmasının bazı sebepleri vardır. Bu nedenler, doğal koşullar sonucunda ortaya çıkmıştır. Yaklaşık olarak 8 mil uzunluğundaki büyük bir körfezde kurulan kentte sık sık meydana gelen deprem, yangın gibi doğal afetler ve salgın hastalıklar yüzünden İzmir Ortaçağ’da, antik dönemde sahip olduğu ihtişamını, buna bağlı olarak popülaritesini kaybetmişti. Fakat aynı durum, kentin civarındaki Manisa, Tire ve Aydın gibi kentler için geçerli değildi. Örneğin bir grup, Batı Anadolu’daki herhangi bir kente göç etmek istediğinde, tercihlerini İzmir değil de civar kentlerden yana kullanırdı. Ki gerçekten de öyle olmuştur, 1492 İspanyol zulmünden kaçan Sefarad Yahudileri öncelikli olarak Selanik, Edirne ve İstanbul gibi kentlere yerleştiyseler de kendi istekleri dâhilinde veya yine sürülerek Tire ve Aydın’a gelmişlerdir. II. Beyazıt çoğunluğu İstanbul’a yerleşen bu kesimi, tebaası olarak saymıştır.

 

Avrupa’dan kaçan Yahudilerin özellikle Osmanlı himayesinin altına girmek istemelerinin nedeni, geldikleri yere göre fazlasıyla iyi muamele görmelerinden kaynaklanır. Çoğunlukla hoşgörü ile yaklaşılan Yahudilere dil ve ibadet özgürlüğü de sağlanmıştır. Devlet, onları ‘zimmi’ adı verilen statü içine koyar. Bu statü onları fert olarak sınıflandırmasa da kendi cemaatlerinin üyesi olma hakkı vermiştir ve haklarını padişaha karşı liderleri savunur. Osmanlı İmparatorluğu Yahudileri en başından itibaren diğer azınlık sınıflara göre güvenilir bir ırk olarak görmüş, bu sebeple her seferinde zulüm gördükleri yerlerden kaçan Yahudilere kapılarını açmaktan geri kalmamıştır. Birkaç yıl sonra Portekiz’den kaçan Yahudiler de aynı şekilde İstanbul’a yerleştirilmişlerdir.

İstanbul’a Sefarad Yahudilerinin gelişiyle birlikte buradaki Yahudi Cemaati, kendi içinde farklı bir evreye atlayarak, altın çağına girmiştir. Bu kentte yaşayan Karaizm, Romanyot ve Eşkanizm gibi cemaatlerle birlikte yaşamaya başlayan bu grup, ateşli silah yapımı, tekstil, boyama, dokuma ve matbaacılıkta uzmandır. Bu donanımları sayesinde öne çıkarak devlet kadrolarına girmeye başlamışlardır. Devlet tarafından desteklenen Seferad Yahudilerinin arasından saray danışmanı ve saray doktoru gibi kilit noktalara yükselenler de olmuştur. İçlerinden öne çıkan isim, Kanuni Sultan Süleyman’ın doktoru Moses Homon’dur. Tüm bu yetkin kişiler, Osmanlı dış politikasını yönlendirebilecek kadar güçlenmişlerdir. Diğer taraftan ticaret alanında gösterdikleri başarılar ile beraber zenginleşerek nüfuz kazanmışlardır. Bu olaylara tanık olan diğer cemaatler de Sefarad kültürünü hızlıca benimsemiştir.

16. ve 17. yüzyılda ekonomik, kültürel, sosyal her anlamda zirveye ulaşan Osmanlı Yahudileri, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamasıyla doğru orantılı olarak çöküşe geçerek cemaat içinde mali krizlerin baş göstermesiyle beraber fakirleşmeye başlamışlardı. Hahamların güçlenmesiyle beraber bütün sistem bozulmuş, Sefarad’ın zengin kültürü yerini skolastik eğitim sistemine, dolayısıyla cahilleşme dönemine bırakmıştı. Geriye gidişle beraber Yahudiler ticaretteki ve en önemlisi yönetimdeki ağırlıklarını diğer azınlıklara kaptırdılar. Modern eğitimden vazgeçilmesiyle birlikte kendilerini düzgün bir şekilde temsil edecek önderlerinden mahrum kalmaları, bu durumun sebebi olarak görülür. Ve artık Avrupa’dan Sefarad göçü durmuş pozisyondadır. Çünkü merkantilist anlayışa bağlı olarak Avrupa, Osmanlı’ya göre daha yaşanılır bir hale gelmiştir. [10]

 

Konumuza dönersek 15. yüzyılın sonuna gelindiğinde, İzmir’de hâlihazırda bir Yahudi Cemaati’nin varlığından bahsetmek oldukça zordur. Cemaatin oluşumunun bu kadar gecikmesinin sebepleri direkt olarak doğal koşullar olarak görülse de kentteki az sayıda var olan Yahudi nüfusunu tamamıyla tükenmesine neden olan başka durumlar da vardı:

1453 yılında İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet iskân politikasına bağlı olarak tebaaya dâhil edilen Ege Bölgesi’ndeki Ermenileri, Rumları ve Yahudileri yeni başkente sürmüştü. Osmanlı İmparatorluğu İzmir’i fethettiğinde burada İskender döneminden beri yerleşik, “Romanyot” olarak adlandırılan Yahudilerin varlığı ihtimali üzerinde de durulmaktaydı. Yoğunluklu göçler Tire ve Aydın’dan yaşandı. Eğer İzmir’de bir Yahudi cemaatinin var olduğunu kabul edersek, bu iskân politikası sonucunda kentte hiçbir Yahudi’nin kalmama ihtimali yüksektir.

İzmir’deki Yahudi Cemaati’nin kurumsal olarak oluşumunun tam olarak ne zaman yaşandığı bilinmez. 1528 ve 1575 yılı tapu tahrir defterlerinde şehirde Yahudilerin yaşadıklarına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Aynı şekilde 16. yüzyılın sonuna doğru kente gelen seyyah Goffman, seyahatnamesinde tapu tahrir defterlerini incelediğinden fakat herhangi bir Yahudi nüfusuna rastlamadığından bahsetmiştir. Fakat İzmir’de Yahudi Cemaati’nin 16. yüzyılın yarısından sonra başladığına dair bazı bulgulara da erişilmiştir. 1565 yılı olarak tarihlendirilen bir mezar taşı, Avraham Galante’nin listesinde yer almaktadır. Bu mezar taşı cemaatin kuruluşun tarihlendirilmesinde önemli bir kanıttır. 16. yüzyılın sonlarında İzmir ticari alanda odak haline gelmeye başlamışıyla, çeşitli bölgelerden her ırktan aileler İzmir’e göç etmeye başlamışlardır. 19. yüzyılda cemaatin önemli bir mevkilerinde görev alan Rabi Hayim Palaçi, tüm bu göç dalgalarının ticaretin gelişmesinin etkisiyle yaşandığını yani Yahudi Cemaatinin bu sayede kurulduğunu; bu göçlerin ilk etapta yakın bölgelerden, daha sonra tüm Batı Anadolu’dan yaşandığını belirterek cemaatin kuruluşunu 1599 yılı olarak tarihlendirir. [11] Avraham Galente ise bu tarihi 1605 yılı olarak belirleyerek, belgeler. [12]

 

Tüm bu gelişmelerle beraber kente art arda göç dalgaları yaşanmaya başlamış, çeşitli Avrupa ülkelerinden başta tüccarlar olmak üzere seyyahlar, diplomatlar ve gezginler akın etmiştir.  1638, 1657 ve 1664 yılları olmak üzere üç kez kenti ziyaret eden Jean-Baptiste Tavernier, seyahatnamesinde İzmir’den şu şekilde bahsetmiştir:

"İzmir, bugün artık Doğu’nun en ünlü ticaret şehri durumundadır; gerek deniz yoluyla Avrupa’dan Asya’ya, gerekse kara yoluyla Asya’dan Avrupa’ya gönderilen bütün mallar İzmir’den geçmektedir."

Verdiği bu bilgiyle kentin önceki dönemlerdeki hali ve o yılki hali arasındaki fark rahatlıkla anlaşılabilir. Ayrıca Tavarnier, kente gelen seyyahlar arasında Antik Smyrna Tiyatrosu hakkında bilgi veren ilk gezgin olması açısından çok önemlidir. Seyahatnamesinden o dönemde kentte 7-8 bin civarında Yahudi’nin yaşamakta olduğuna dair bilgi vermiştir. Ayrıca yine o dönemde mevcut olan bir dış tehlike yüzünden kale yapımına girişildiğinden, inşaat için Smyrna Tiyatrosunun tamamen yakılıp taşlarının kullanıldığından bahseder. Fakat Tavariner şöyle bir ekleme de yapar: “İki yapı arasındaki mesafe uzaklığı yüzünden bu plan uygulanamamış, bu yüzden Yahudi ve Ermeni mezarlarındaki taşlar kullanılmıştır.”[13]  Bahsedilen mezar yeri, bugünkü Güzelyalı’dadır. 1671 yılında kente gelen diğer bir gezgin Thomas Smith, nüfusunun yoğunluğunu ve çok büyük ölçüde ticaret yapıldığını, bu sayede Küçük Asya’nın en gelişmiş şehri olduğunu anlatır. O da şehrin nüfusuna Türkleri, Frenkleri, Rumları ve Yahudileri dâhil eder. [14] Seyyahların da anlatılarına göre İzmir’e talep, 16. yüzyılın sonlarından itibaren artmıştı. Bunun başlıca sebeplerinden biri, 17. yüzyılın ilk yıllarında başlayan Celali İsyanları sebebiyle doğan tehlikeli ortam yüzünden güvenli bir yaşam alanı aramalarıdır. Bu dönemde körfez içindeki güvenli konumuyla İzmir, yaşamak için tam anlamıyla biçilmiş bir kaftandır.

 17. yüzyılda ticari anlamda gelişmeye, zenginleşmeye başlayan ve yaşanılan huzursuzluklardan kaçıp sığınılabilinecek güvenli bir liman olarak görülen kente art arda göçler yaşandı. İberya Yarımadası’ndan kaçan Seferad Yahudileri ilk etapta tercihlerini diğer kentlerden yana kullandıysalar da bu yüzyılda kademeli olarak İzmir’e göç etmeye başladılar. Onların ardından Sakız Adası’ndaki, Selanik’teki ve Safed’teki Yahudiler, belirli aralıklarla kente göç ettiler. Selanik’ten göç eden topluluk, İzmir’ de oluşacak Yahudi cemaatleri arasında en kalabalığı olarak yerini alacaktır.

1586 ve 1589 yıllarında Tire’de yaşamakta olan Yahudilerin bir kısmı İzmir’e göç etmiştir. İzmir Yahudi Cemaati, 17. yüzyılın başlarındayken Tire’den ve Manisa’dan Minyan Bayramlarına katılmak için kente misafir olarak gelen Yahudilere, kente yerleşmeleri için vergi muafiyeti teklifinde bulunmuştur. [15]  17. yüzyılın yarısından sonra İzmir’in nüfusu, Manisa’nın nüfusunun yaklaşık yedi katına ulaşmıştır.

Tüm oluşan cemaatler arasında en gelişmiş olanı, Sefarad Yahudilerininkiydi. Kültür, zanaat, bankacılık ve ticaret açısından diğer bölgelerden gelen Yahudilerden oldukça farklı bir seviyedeydiler. Aslında Osmanlı İmparatorluğunun diğer şehirleri bu kültürle 15. yüzyılın sonunda tanışmıştı, İzmir ise ancak 17. yüzyılda tanışabildi. Yaşanılan gecikmeye kanıt olarak şu olay verilmektedir: İmparatorluğa ilk girdiklerinde diğer şehirlerde İspanyolcayı İbranice harfler ile yazmayı tercih ederlerken, 17. yüzyılda kentteki Sefarad Yahudilerine ait İspanyolca belgelerde Latin alfabesi kullanılmıştır. [16] Diğer taraftan Osmanlı’nın diğer kentlerinde inşa ettikleri havralara İber’deki şehir adlarını vermeyi tercih ediyorlardı. İzmir’de Portekiz Havrası dışında o döneme kadar bu tarz havralara hiç rastlanmamıştı. [17]  Kentte yaşamaya başlayan, Portekiz’den göçen Yahudilerin ne zaman geldikleri tam olarak bilinmemekle birlikte geldikleri yerle sosyal, finansal vb. hiçbir bağlantılarını koparmadıkları biliniyor. Kente ilk geldikleri zamanlarda Neve Şolam olarak adlandırılsalar da daha sonraları Neve Şalom ve Portekiz olmak üzere ikiye ayrıldılar. [18]

Barnai’ye göre, 17. yüzyılın ilk çeyreğinde kentte 6 tane Yahudi Cemaati varken 17. yüzyılın sonunda sayıları 9’a yükselecektir. Bütün Yahudi dünyasını kasıp kavuran Sabetay Sevi’nin Mesihliğini ilan etmesi hadisesi, bunun başlıca nedeni olduğu su götürmez bir gerçektir. Kente art arda göç dalgaları yaşanmış, bu da İzmir’deki Yahudi Cemaat çeşitliliğini arttırmıştır. [19]

İzmir’in ticari anlamda ön plana çıkmasıyla beraber kente, Hollandalılar, Fransızlar ve İngilizler de gelmiştir. Osmanlı’nın tebaası olarak saymadığı bu topluluğa Frenk adı verilmiştir. 1671 yılında kente gelen gezgin Thomas Smith seyahatnamesinde, deniz kıyısına paralel inşa edilen evlerde yabancı tüccarların yaşadığını anlatır. Frenklerin yerleştiği bu bölge, zamanla ‘Frenk Mahallesi’ olarak zikredilmeye başlanmıştır. Şehrin geri kalan nüfusu ise tepeye uzanan yamaç üzerinde yaşamaktadır. [20] Frenkler arasında özellikle Fransızlar, Sultan Süleyman döneminde aldıkları ticari imtiyazların da etkisiyle kentin ticari anlamda öncüsü durumdalardır. İngilizler de kurdukları şirket, Levant Company ile birlikte İzmir’deki ticaret kervanına katılmışlardır. [21]  

Yahudilerin 17. yüzyılın başlarına kadar para transferi ve tahsildarlığı yaptığı bilinmektedir. İspanya ve Portekiz Yahudileri, kente göç ettikten sonra diğer etnik gruplara katılarak ticaret sektörüne atılmışlardır. Çünkü terk ettikleri kentlerle [22] aralarındaki finansal bağları koparmayan Sefarad Yahudileri, bu kentler ile rahatça ticari ilişkiler kurabilmiştir. Artık Yahudiler eski mesleklerinden tamamıyla kopmuş, zenginleşmeye başlamışlardır. Ticarete bu denli hızlı ve net bir şekilde katılmalarının başka bir sebebi ise kente yeni gelen İngilizlerdir. Levant Company ile kurdukları ilişkiler sayesinde fakir Yahudiler zenginleşmiştir.

Hatta 18. yüzyılın başlarındayken tüm ticaret, Yahudilerin aracılığıyla yürütülmeye başlanmıştı. Öyle ki onların olmadığı bir durumda kimse ne mal alabiliyor ne de malını satabiliyordu. Farklı ülkelerden göç etmeleri, onları tercümanlık mesleği için en uygun seçenek haline getirmişti. Bu durum 18. yüzyılın ortalarına kadar devam etti.  Zaman geçtikçe Levantenler, tercümanlık ve aracılık işlerinde diğer azınlıkları tercih etmeye başladılar. 19. yüzyılda Doğu’daki Yahudileri kalkındırmak adına faaliyetlerde bulunan Alliance Israelite Universalle, Yahudi halkına ekonomik anlamda destek vererek onları bireysel girişimciliğe yönlendirilecektir. Bu yardımla 19. yüzyılın ortasından sonra Yahudilerin bir bölümü, ekonomik hayatta gücü yeniden ele geçirecektir.[23] Rum ve Ermenileri tekrardan ekarte etmeye çalışacaklar fakat Levantenler tercihlerini değiştirmeyerek ticari ilişkilerini diğer azınlıklarla sürdürmeye devam edeceklerdir.[24] Ayrıca 19. Yüzyılda da kentteki cemaat sayısını artıracak yeni göçler yaşanmıştır. Portekiz’den Frankos adı verilen zengin Yahudiler, Romanya ve Polonya kökenli Yahudiler ve Rusya’dan Eşkanazim cemaatine mensup fakir Yahudiler, kentte yaşamaya başlamışlardır.

Özetle 20. yüzyılın değişen dünyasında çok farklı bir seviyeye evirilecek olan Yahudilerin İzmir ve İstanbul gibi kentlerdeki cemaatlerinin oluşumu, gelişimi ve çöküşü bu olaylar sonucunda gerçekleşmiştir. Bu cemaatlerin yapısal farklıkları, birbirinden ve diğer ırklardan etkilenme durumları, İzmir ve tüm Osmanlı şehirlerindeki sahip oldukları konum her yüzyılda farklı şekilde seyretmiştir. Bu nedenle Osmanlı Yahudi Cemaati’nin İzmir ve diğer Osmanlı kentlerindeki yeri, önemsenmesi gereken bir konudur.

 

Kaynaklar:

   [1] Bilge Umar, İzmir’in Yaşı, İzmir Kültür Dergisi, Sayı I, İzmir 2000, syf 39-41. 

  [2] Doğan Kuban, Antik Dünya’nın Kapısı: İzmir, Kent Kültür Dergisi, İzmir 2000, Sayı I, syf:10-14.  

     [3] Tuncer Baykara, İzmir Şehri ve Tarihi, çeviren Teoman Tunçdoğan, Akademi Kitapevi, İzmir 2001, s.31.

[4] Semitik diller, Ortadoğu’da yaygın olan antik dillerin çoğunluğu kapsamaktadır. Aramice, İbranice, ve Arapça bu dillerin arasında en çok kullanılanıdır.

[5] Sara Pardo, Sevgili İzmir Beni Tanı Dünden Yarına İzmir Yahudileri, Etki Yayınları, İzmir2007,s.10.

[6] Jean-Baptiste Tavernier, Tavarnier Seyahatnamesi, İstanbul, 2017.

[7] Umberto Eco Ortaçağ Barbarlar, Hristiyanlar, Müslümanlar, İstanbul 2012, s.294.

[8] Siren Bora, Karataş Hastanesi Çevresinde Yahudi İzleri, İzmir Büyük Şehir Belediyesi Kent Kitaplığı, İzmir 2015, s.12

[9] Sara Pardo, a.g.e., s. 33.

[10] Siren Bora, İzmir Yahudileri, Gözlem Yayınevi, İstanbul 1995, s. 21-27.

[11] Siren Bora, Hahambaşı Hayim Palaçi (1788-1868) ve İzmir Yahudileri, İzmir Büyük Şehir Belediyesi, İzmir 2016 s.15-16.

   [12] Sara Pardo, a.g.e, s.34.

[13] Tavarnier, a.g.e.                                                                                                                                                                    

[14] İlhan Pınar, Hacılar, Seyyahlar, Misyonerler ve İzmir (1608-1908), İzmir Yayıncılık, (Armağan, 2016)  İzmir 2001.                                                                                                                                                                                       

  [15] A. Munis Armağan, Tire Yahudileri, Matbaacılık Yayıncılık ve Sanayı, İzmir 2016, s. 8. 

  [16] Henri Nahum, a.g.e., s.21-22.

[17] İber Yarımadası’ndaki şehir isimlerinden bazıları: Toledo, Aragon, Tarrogona, Perpiyan, Córdoba.

[18] Siren Bora, İzmir Yahudileri, Gözlem Yayınevi, İstanbul 1995 s.23.

   [19] Siren Bora, Siren Bora, Karataş Hastanesi Çevresinde Yahudi İzleri, İzmir Büyük Şehir Belediyesi, İzmir 2015 s. 19.

   [20] İlhan Pınar, a.g.e., 65.

   [21] Sara Pardo, a.g.e.,s.33.

   [22] Amsterdam, Marsilya, Livorno ve Bordeaux gibi kentlerden

[23] Yatırımlarını ithal ve ihraç ürünlere yaparak üretici konumda olan Ermeni ve Rumların sanayilerinim küçülmesini sağladılar.

[24] Siren Bora, Hahambaşı Hayim Palaçi (1788-1868) ve İzmir Yahudileri, İzmir Büyük Şehir Belediyesi, İzmir 2016 s.20.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.