Bursa’da Gezilecek Yerler: Görülmesi Gereken 16 Yer ve Gezi Rotası

16 Madde ile Bursa Gezilecek Yerler

Bursa’yı sadece birkaç simge yapıyla anlatmak zor. Tarihi merkezden Uludağ’a, köylerden göl kıyılarına kadar uzanan bu şehirde, her rota Bursa’nın başka bir yüzünü gösteriyor. Bu yüzden listeyi sadece “en popüler yerler” üzerinden değil, şehrin karakterini gerçekten yansıtan duraklardan oluşturduk.

Bursa’da gezilecek yerler denince akla önce Ulu Cami, Koza Han ve Uludağ geliyor. Oysa Bursa’yı biraz daha geniş bir rotayla gezmeye başladığınızda karşınıza bambaşka bir şehir çıkıyor. Bir tarafta Osmanlı’nın kuruluş döneminden kalan külliyeler ve hanlar, diğer tarafta Cumalıkızık’ın taş sokakları, Gölyazı’nın göl manzarası, Tirilye’nin eski evleri ve başlı başına bir geziyi hak eden İznik var.

Üstelik Bursa’nın önemli durakları aynı bölgede toplanmış değil. Tarihi merkez yürüyerek keşfedilebilirken Uludağ, Cumalıkızık, Mudanya, Gölyazı ve İznik için rotayı biraz daha planlı kurmak gerekiyor. Bu nedenle Bursa’yı gezerken yalnızca “neresi güzel?” sorusuna değil, hangi yerler aynı gün gezilebilir? sorusuna da cevap vermek önemli.

Şehrin geçmişi Prusa’dan Roma ve Bizans’a, oradan Osmanlı’nın ilk başkentlik yıllarına kadar uzanıyor. Bugünkü Bursa ise bu tarihsel mirası Uludağ’ın doğası, gölleri, sahil kasabaları, köyleri ve güçlü şehir kültürüyle bir arada yaşatıyor. Kısacası burada tek tip bir gezi rotasından söz etmek pek mümkün değil.

Biz de Bursa’nın plaka kodundan küçük bir gönderme yaparak, şehri ilk kez gezecekler için Bursa’da görülmesi gereken 16 yeri seçtik. Listeyi yalnızca popülerliğe göre değil; Bursa’nın tarihini, doğasını ve karakterini gerçekten gösterecek durakları düşünerek hazırladık. Tophane’den Ulu Cami’ye, Cumalıkızık’tan Uludağ’a, Gölyazı’dan İznik’e uzanan rotaya başlayalım.

🟧 Bursa’da Gezilecek 16 Yer

Bursa’da görülecek yerleri 16 maddeyle sınırlamak elbette mümkün değil. Ama şehrin plaka kodu 16 olunca, Bursa’yı ilk kez gezecekler için böyle bir seçki hazırlamak güzel bir başlangıç oldu.

Listeyi oluştururken yalnızca en çok bilinen noktaları değil, şehrin farklı yönlerini gösteren yerleri bir araya getirdik. Tarihi merkezde Osmanlı’nın izlerini sürebileceğiniz yapılar da var, Uludağ’ın doğası da; Cumalıkızık’ın taş sokakları, Gölyazı’nın göl kıyısı, Tirilye’nin eski yerleşim dokusu ve İznik’in binlerce yıllık geçmişi de bu rotanın içinde.

Kısacası aşağıdaki 16 durak, “Bursa’da nereler gezilir?” sorusuna mümkün olduğunca farklı yönleriyle cevap veren bir başlangıç listesi. Şimdi rotanın ilk durağı için şehrin tarihinin başladığı yere, Tophane’ye çıkalım.

1. Tophane, Osman Gazi - Orhan Gazi Türbeleri

Bursa Osman Gazi Türbesi iç mekanı, sanduka ve tarihi süslemeler

Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi’nin türbesi, Bursa’nın kalbi Tophane’de şehrin tarihini hissetmek isteyenlerin ilk durağıdır. Mimari detayları, sandukanın zarif süslemeleri ve türbenin manevi atmosferi burayı Bursa gezilerinin en özel noktalarından biri yapıyor.

Bursa gezisine nereden başlanır derseniz, benim ilk önerilerimden biri Tophane olur. Çünkü burada yalnızca Osmanlı’nın kurucularının türbelerini görmüyor, aynı zamanda şehrin kuruluş hikayesinin geçtiği bölgenin tam üzerinde duruyorsunuz.

Tophane Parkı içerisinde Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri yan yana bulunuyor. Osman Gazi’nin Bursa henüz fethedilmeden önce şehri uzaktan seyrederek buraya defnedilmeyi vasiyet ettiğine dair anlatı, Bursa tarihinin en bilinen rivayetlerinden biri. Şehir 1326 yılında Orhan Gazi tarafından fethedildikten sonra Osman Gazi’nin naaşı buraya nakledilmiş; Orhan Gazi de ölümünün ardından aynı bölgede toprağa verilmiş.

Bugün gördüğümüz türbeler ise Osmanlı’nın kuruluş döneminden kalan ilk yapılar değil. Bölgedeki eski yapılar 1855 Bursa depreminde büyük ölçüde zarar gördü. Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri Sultan Abdülaziz döneminde yeniden yaptırılarak 1863 yılında bugünkü görünümlerine kavuştu. İçeride iki hükümdarın yanı sıra Osmanlı hanedanına mensup farklı isimlere ait sandukaları da görebilirsiniz.

Tophane’nin bir diğer simgesi, türbelerin hemen yakınındaki Tophane Saat Kulesi. Bugünkü kule Sultan II. Abdülhamid döneminde, 1905 yılında yaptırıldı. Yaklaşık 33 metre yüksekliğindeki yapı geçmişte yangın gözetleme amacıyla da kullanılmış.

Ama burayı yalnızca tarihi yapılar için düşünmeyin. Saat Kulesi’nin önündeki teras, Bursa merkezini ve ovayı yukarıdan görebileceğiniz en güzel noktalardan biri. Şehrin bugün ne kadar geniş bir alana yayıldığını burada çok daha net fark ediyorsunuz.

🟠 Rehbername Notu: Tophane’den sonra aşağı doğru yürüyerek Ulu Cami, Kapalı Çarşı ve Koza Han’a geçebilirsiniz. Bu nedenle Tophane, özellikle Bursa’yı ilk kez gezenler için tarihi merkez rotasına başlamak adına oldukça uygun bir nokta.

Tophane konumu için tıklayın.

2. Ulu Cami

Bursa Ulu Cami iç mekanı, şadırvan ve hat sanatı panoları

Bursa’nın simgesi Ulu Cami, içindeki şadırvanı, muhteşem hat eserleri ve sessiz huzuruyla tam bir kültür hazinesidir. 20 kubbeli mimarisi ve iç mekânın manevi atmosferi, burayı Anadolu’nun en etkileyici camilerinden biri haline getiriyor.

Tophane’den aşağı indiğinizde Bursa’nın tarihi merkezindeki en önemli duraklardan biri sizi bekliyor: Ulu Cami. Şehrin simgelerinden biri olan yapı, yalnızca büyüklüğüyle değil; mimarisi, hat sanatı, ahşap işçiliği ve iç mekândaki sıra dışı ayrıntılarıyla da Bursa gezisinin vazgeçilmezleri arasında.

Yıldırım Bayezid tarafından 1399–1400 yıllarında yaptırılan cami, 20 kubbeli yapısıyla erken Osmanlı mimarisinin en dikkat çekici örneklerinden biri. Kaynaklarda mimarı olarak Ali Neccar’ın adı geçiyor. Yapının inşası Niğbolu Zaferi sonrasındaki döneme tarihleniyor ve caminin yapılışıyla ilgili Bursa’da bugün hala anlatılan çeşitli rivayetler bulunuyor.

İçeri girdiğinizde önce mekânın alışılmış cami düzeninden farklı olduğunu fark ediyorsunuz. Caminin tam ortasında bulunan şadırvan, Ulu Cami’nin en ayırt edici özelliklerinden biri. Fakat biraz daha dikkatli baktığınızda duvarların neredeyse başlı başına bir sanat koleksiyonuna dönüştüğünü görüyorsunuz. Farklı dönemlere ait hat levhaları nedeniyle Ulu Cami’nin iç mekânı zaman zaman bir hat müzesi olarak da tanımlanıyor.

Caminin en değerli parçalarından biri ise ceviz ağacından yapılmış kündekâri minber. Geometrik ahşap parçaların çivi ve tutkal kullanılmadan birbirine geçirilmesiyle oluşturulan minber, dönemin ahşap işçiliğini görmek için tek başına bile uzun uzun incelenmeye değer. Minberdeki bazı geometrik düzenlemelerin Güneş Sistemi ve gezegenleri temsil ettiği yönünde yaygın bir yorum bulunuyor; ancak bunu kesinleşmiş bir bilgi yerine, yapı çevresinde gelişen ilginç yorumlardan biri olarak değerlendirmek daha doğru.

Ulu Cami’de gözden kaçırılmaması gereken bir başka eser de Kâbe kapısı örtüsü. Yavuz Sultan Selim döneminde Bursa’ya getirilen bu tarihî örtü bugün cami içerisinde görülebiliyor.

Yapı, yüzyıllar boyunca deprem, yangın ve farklı dönemlerde yaşanan tahribatlardan etkilendi. Özellikle 1855 Bursa depremi Ulu Cami’de ciddi hasara yol açtı ve ardından kapsamlı onarımlar gerçekleştirildi. Bu nedenle bugün gördüğümüz yapı, yalnızca kuruluş döneminin değil, sonraki yüzyıllarda yapılan restorasyonların da izlerini taşıyor.

Rehber Notu: Ulu Cami’yi gezerken yalnızca ana mekâna şöyle bir bakıp çıkmayın. Şadırvanın çevresinden farklı açılara geçin; hat levhalarına, kündekâri minbere ve içeri süzülen ışığın kubbeler altında oluşturduğu atmosfere biraz zaman ayırın. Caminin etkisi, büyüklüğünden çok ayrıntıları fark ettiğinizde ortaya çıkıyor.

Ulu Cami konumu için tıklayın.

3. Tarihi Kapalı Çarşı ve Kozahan

Bursa Kozahan avlusu ve tarihi han mimarisi

Bursa’nın Hanlar Bölgesi’nin en canlı noktalarından biri olan Kozahan, tarihi atmosferi, avlusundaki çınarlar ve ipek dükkanlarıyla şehrin ruhunu hissettiren özel bir duraktır. Çay molası için de en keyifli yerlerden biridir.

Ulu Cami’den çıktığınızda aslında Bursa’nın tarihi ticaret merkezinin tam ortasındasınız. Kapalı Çarşı, Uzun Çarşı ve çevredeki hanlar, yüzyıllar boyunca şehrin alışveriş hayatını şekillendiren Hanlar Bölgesinin parçaları. Bugün dükkânların içeriği değişmiş olsa da sokakların kullanım biçimi hala geçmişteki ticaret düzeninin izlerini taşıyor.

Bu bölgenin oluşumu Orhan Gazi dönemine kadar uzanıyor. Zaman içinde bedestenler, hanlar ve farklı çarşıların eklenmesiyle Bursa, doğu ile batı arasındaki ticaret yollarının önemli merkezlerinden biri haline geldi. Tarihi merkezde dolaşırken bir yapıdan diğerine geçiyor gibi görünseniz de aslında birbirine bağlanan eski bir ticaret aksı üzerinde ilerliyorsunuz.

Bu aksın en tanınan yapılarından biri Koza Han. II. Bayezid tarafından 1491 yılında yaptırılan hanın gelirleri İstanbul’daki Bayezid Külliyesi’ne ayrılmıştı. Bursa’nın ipek üretimi ve koza ticaretindeki güçlü konumu ise zamanla yapının kimliğini belirledi; adı da bu ticaretten kaldı.

İki katlı hanın üst bölümlerinde bugün ağırlıklı olarak ipek ürünleri satan dükkânlar bulunuyor. Asıl farklılığı ise ortadaki geniş avlu yaratıyor. Tarihi çarşının hareketinden birkaç adım sonra çınarların altındaki masalara oturduğunuzda, Bursa merkezinin temposu bir anda değişiyor.

Koza Han’ı gezerken yalnızca dükkânlara bakıp geçmeyin. Üst kata çıkıp revakların arasından avluya bakmak, yapının planını ve eski bir Osmanlı hanının nasıl işlediğini anlamayı kolaylaştırıyor. Ardından avluda verilecek kısa bir çay molası, tarihi merkez rotasının da doğal dinlenme noktalarından biri.

Koza Han’ın tarihi, mimarisi ve Bursa ipekçiliğindeki yerini daha ayrıntılı okumak isterseniz Koza Han rehberimize de göz atabilirsiniz.

Kozahan konumu için tıklayın.

4. Yeşil Külliye

Bursa Yeşil Türbe dış cephesi ve turkuaz çinili mimari

Çelebi Mehmed’in ebedi istirahatgahı olan Yeşil Türbe, turkuaz çinileri ve zarif mimarisiyle Bursa’nın en ikonik yapılarındandır. Külliyenin huzurlu atmosferi, ziyaretçilere hem tarih hem estetik sunar.

Bursa’da “Yeşil” adı yalnızca bir semti değil, şehrin en güçlü tarihî imgelerinden birini anlatıyor. Yeşil Cami ve Yeşil Türbe, özellikle çini süslemeleriyle erken Osmanlı sanatının Bursa’daki en çarpıcı örnekleri arasında.

Külliye, Fetret Devri’nin ardından Osmanlı Devleti’ni yeniden toparlayan Çelebi Mehmed tarafından yaptırıldı. Yeşil Cami’nin inşasına 1419’da başlandı; hükümdarın ölümünden sonra çalışmalar II. Murad döneminde tamamlandı. Mimarı Hacı İvaz Paşa olan yapıda taş işçiliği, çiniler ve iç mekân süslemeleri ilk bakışta birbirinden ayrı ayrıntılar gibi görünse de bütünüyle bakıldığında oldukça güçlü bir mimari dil oluşturuyor.

Caminin karşısındaki Yeşil Türbe ise Bursa siluetinin en tanınan yapılarından biri. Sekizgen planlı türbenin turkuaz ve yeşil tonlardaki çinileri, yapıya uzaktan bile ayırt edilebilen bir karakter kazandırıyor. İçeride Çelebi Mehmed ile birlikte hanedan üyelerine ait sandukalar bulunuyor.

Burada yalnızca cami ile türbeyi görüp ayrılmayın. Külliyenin bir parçası olan Yeşil Medrese, bugün Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılıyor. Böylece aynı alanda mimariyi, çini sanatını ve müze koleksiyonunu peş peşe görmek mümkün.

Bir de sanat tarihine meraklı olanların hoşuna gidecek küçük bir bağlantı var: Osman Hamdi Bey’in ünlü Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunda görülen iç mekân, Yeşil Cami ile ilişkilendiriliyor. Caminin içini gezerken özellikle duvar süslemelerine baktığınızda bu bağlantı çok daha anlamlı hale geliyor.

Yeşil Külliye konumu için tıklayın.

5. Muradiye Külliyesi

Bursa Muradiye Külliyesi Cem Sultan Türbesi iç mekanı, çiniler ve süslemeler

Muradiye Külliyesi’nin en etkileyici bölümlerinden biri olan Cem Sultan Türbesi, İznik çinileri ve iç mekandaki zengin süslemeleriyle Osmanlı sanatının en zarif örneklerini taşır. Bursa’da mutlaka görülmesi gereken özel bir tarih durağıdır.

Muradiye, Bursa’nın daha sakin ve tarih duygusunu daha güçlü koruyan semtlerinden biri. Dar sokakları ve eski evleri arasında ilerlerken ulaştığınız Muradiye Külliyesi, II. Murad tarafından 1425–1426 yıllarında yaptırıldı. Cami, medrese, imaret, hamam ve türbelerden oluşan külliye aynı zamanda Bursa’da Osmanlı padişahları tarafından yaptırılan son külliye olma özelliğini taşıyor.

Burayı diğer Osmanlı külliyelerinden ayıran asıl bölüm ise geniş bahçeye yayılan hanedan türbeleri. II. Murad’ın yanı sıra Cem Sultan, Şehzade Mustafa, Şehzade Mahmud, Gülruh Sultan ve Hüma Hatun gibi Osmanlı tarihinin önemli isimleri burada yatıyor. Türbelerin her biri aynı döneme ve aynı süsleme anlayışına ait değil; bu nedenle bahçe içinde ilerledikçe farklı çini, kalem işi ve taş işçiliği örnekleriyle karşılaşıyorsunuz.

Özellikle Cem Sultan Türbesi ile Şehzade Mustafa Türbesi üzerinde biraz daha fazla durmaya değer. İç mekândaki süslemeler, renk kullanımı ve çiniler Muradiye’yi yalnızca bir mezarlık alanı olmaktan çıkarıp Osmanlı sanatının farklı dönemlerini bir arada görebileceğiniz önemli bir tarih durağına dönüştürüyor.

Muradiye Külliyesi, 2014 yılında “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” miras alanının bir parçası olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi.

Muradiye Külliyesi konumu için tıklayın.

6. Bursa Kent Müzesi

Bursa Kent Müzesi iç mekanı ve tematik tarih sergisi

Bursa Kent Müzesi, şehrin tarihini, kültürünü, geleneklerini ve sosyal yaşamını detaylı sergileriyle anlatan kapsamlı bir kültür durağıdır. Tematik odalar ve canlandırmalar sayesinde ziyaretçilere Bursa’nın geçmişine dair zengin bir bakış sunar.

Bursa’yı ilk kez geziyorsanız, şehirde gördüğünüz yapıların ve mahallelerin arkasındaki hikayeyi toparlamak için Bursa Kent Müzesi oldukça iyi bir durak. Çünkü burası yalnızca tarih anlatmıyor; Bursa’nın nasıl büyüdüğünü, hangi mesleklerle şekillendiğini ve gündelik yaşamının zaman içinde nasıl değiştiğini de gösteriyor.

Müze, Atatürk Anıtı’nın hemen arkasında, Bursalıların “Heykel” olarak bildiği bölgede yer alan eski Adliye binasında bulunuyor. 1926 yılında inşa edilen yapı, uzun yıllar adliye olarak kullanıldıktan sonra restore edilerek 14 Şubat 2004’te Bursa Kent Müzesi olarak ziyarete açıldı.

Üç kata yayılan sergilerde şehrin tarihi, kültürü, ekonomik hayatı, gelenekleri ve sosyal yaşamı farklı başlıklarla ele alınıyor. En dikkat çekici bölümlerden biri, eski Bursa çarşısındaki meslekleri canlandıran alan. Bakırcı, semerci, bıçakçı ve ipekçi gibi kentin ticaret hayatında önemli yeri olan zanaatları burada maketler, objeler, fotoğraflar ve canlandırmalar eşliğinde görmek mümkün.

Müzeyi gezdikten sonra Ulu Cami, Hanlar Bölgesi, Merinos ya da eski Bursa mahallelerine baktığınızda şehir biraz daha anlamlı hale geliyor. Bu yüzden Bursa Kent Müzesi’ni yalnızca “vakit kalırsa uğranacak bir müze” olarak değil, Bursa’yı tanımayı kolaylaştıran bir başlangıç noktası olarak düşünmek daha doğru.

Bursa Kent Müzesi konumu için tıklayın.

7. Hünkar Köşkü

Bursa Hünkar Köşkü dış cephesi ve tarihi konak mimarisi

Bursa’nın en güzel manzaralarından birine sahip Hünkar Köşkü, Osmanlı padişahlarını ve Atatürk’ü ağırlamış zarif bir yapı. Ahşap işçiliği ve dönem mimarisiyle şehrin tarihini yakından hissettiren sakin bir durak.

Uludağ eteklerinde, Temenyeri’nin üzerinde bulunan Hünkâr Köşkü, Bursa’ya yukarıdan bakabileceğiniz tarihî yapılardan biri. Şehir merkezine çok uzak olmamasına rağmen bulunduğu konum, yapıya daha sakin ve ayrı bir hava kazandırıyor.

Köşk, Sultan Abdülmecid’in Bursa ziyareti öncesinde 1844 yılında, dönemin Bursa Valisi Mehmet Salih tarafından av köşkü olarak yaptırıldı. Yapının en dikkat çekici ayrıntılarından biri, yalnızca 19 günde tamamlanmış olması. Daha sonraki yıllarda Sultan Abdülaziz ve V. Mehmed Reşad da burada konakladı.

Hünkâr Köşkü’nün hikayesi Cumhuriyet döneminde de devam ediyor. Mustafa Kemal Atatürk, Bursa ziyaretleri sırasında farklı tarihlerde burada kaldı. Bugün köşkün yatak odası, çalışma odası, kabul salonu, yemek salonu ve havuzlu salon gibi bölümleri müze düzeni içinde görülebiliyor.

Yapıyla ilgili en çok anlatılan hikayelerden biri ise Sabiha Gökçen ile bağlantılı. Atatürk’ün 1925’teki Bursa ziyareti sırasında, köşkün yakınlarında yaşayan ve henüz 12 yaşında olan Sabiha Gökçen’le burada tanıştığı; anne ve babasını kaybettiğini öğrendikten sonra onu manevi kızı olarak yanına aldığı anlatılıyor.

Köşkün içini gezdikten sonra bahçeye çıkıp Bursa manzarasına bakmadan ayrılmayın. Buradan şehrin ovaya doğru nasıl yayıldığını görmek mümkün; bahçedeki sosyal tesis de kısa bir mola vermek için değerlendirilebilir.

Hünkar Köşkü konumu için tıklayın.

8. Panorama 1326 Fetih Müzesi

Bursa Panorama 1326 Fetih Müzesi panoramik Bursa fethi sahnesi

Bursa’nın fethedildiği 1326 yılını dev bir panoramik sahneyle anlatan müze, Osmanlı tarihinin en etkileyici mekanlarından biri. Gerçekçi canlandırmalar ziyaretçiyi doğrudan dönemin içine taşıyor.

Bursa’nın fethini birkaç tarih ve isim üzerinden okumak başka, o günü çevrenizi tamamen saran bir sahnenin içinde görmek başka. Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi tam olarak bunu yapıyor.

Müzenin merkezindeki panoramik alan, 6 Nisan 1326’da Orhan Gazi komutasında gerçekleşen Bursa’nın fethini anlatıyor. Yaklaşık 42 metre çapındaki kubbenin iç yüzeyini çevreleyen 360 derecelik resim; üç boyutlu objeler ve ses efektleriyle birlikte kurgulanmış. Müze bu özelliğiyle dünyanın en büyük tam panoramik müzesi olarak tanımlanıyor.

Fakat doğrudan panoramaya çıkmak yerine alt kattaki kronolojik bölümü önce gezmek daha anlamlı. Burada Ertuğrul Gazi döneminden II. Murad’a kadar uzanan erken Osmanlı tarihi, 16 tablo ve çeşitli replikalar üzerinden anlatılıyor. Bursa’da medfun bulunan altı Osmanlı sultanına yapılan göndermeler de serginin dikkat çeken ayrıntılarından.

Panoramik sahnenin güzel tarafı, anlatıyı yalnızca savaş görüntülerine sıkıştırmaması. Osmanlı ve Bizans halkı, fetih sonrasındaki şehir hayatı, surlar, insan ve hayvan figürleri; hatta Bursa ile özdeşleşen ulu çınar ve erguvan gibi ayrıntılar da kompozisyonun içine yerleştirilmiş. Bu yüzden kubbenin altına çıktığınızda yalnızca merkeze değil, çevredeki küçük ayrıntılara da bakın; sahne birkaç dakikada tüketilecek türden değil.

Ben olsam gezme sırasını kronolojik sergi ve panoramik alan şeklinde kurarım. Önce tarihsel zemini gördüğünüzde, yukarıdaki büyük sahnenin ne anlattığını çok daha kolay okuyorsunuz.

Panorama 1326 Fetih Müzesi konumu için tıklayın.

9. Merinos Tekstil, Sanayi ve Göç Müzesi

Bursa Merinos Tekstil Müzesi iplik makineleri ve üretim süreci sergisi

Cumhuriyet döneminin en önemli sanayi tesislerinden biri olan Merinos Fabrikası, günümüzde tekstil tarihini detaylarıyla anlatan modern bir müzeye dönüşmüş durumda. Eski makineler ve üretim düzenekleri Bursa’nın sanayi geçmişini gözler önüne seriyor.

Bursa’nın geçmişini yalnızca hanlar, külliyeler ve eski mahalleler üzerinden okumak eksik kalır. Şehrin bugünkü kimliğinde tekstil, sanayi ve göçün en az tarihî miras kadar büyük bir payı var. Bunun izlerini görmek için en doğru adreslerden biri eski Merinos Fabrikası yerleşkesi.

Merinos Fabrikası’nın temeli 1935 yılında atıldı ve tesis 2 Şubat 1938’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından açıldı. Erken Cumhuriyet döneminin sanayileşme hamlelerinden biri olan fabrika, uzun yıllar yalnızca üretim yapan bir tesis değil, Bursa’nın ekonomik ve sosyal hayatını etkileyen önemli merkezlerden biri oldu.

Bugün fabrikanın bazı bölümleri müzeye dönüştürülmüş durumda. Merinos Tekstil Sanayi Müzesi, yünün fabrikaya girişinden iplik ve kumaşa dönüşmesine kadar geçen üretim sürecini eski makineler, belgeler, fotoğraflar ve canlandırmalarla anlatıyor. 2011 yılında açılan müzede özellikle üretim makinelerinin hala yerinde görülmesi, tekstil tarihini soyut bir anlatımdan çıkarıyor.

Aynı yerleşkede bulunan Merinos Enerji Müzesi, fabrikanın çalışmasını sağlayan enerji sistemlerine odaklanırken; Bursa Göç Tarihi Müzesi şehrin farklı dönemlerde aldığı göçlerin kültürel ve toplumsal yapıya etkisini ele alıyor. Bu üç müzeyi birlikte gezdiğinizde karşınıza yalnızca eski bir fabrika değil, Bursa’nın yakın tarihini anlatan daha geniş bir tablo çıkıyor.

Merinos’u gezerken akılda tutulması gereken şey şu: Burası bir dönem binlerce insanın çalıştığı gerçek bir üretim alanıydı. O nedenle eski makineler ve fabrika mekânları, sergilenen objelerden daha fazlasını anlatıyor; Bursa’nın nasıl bir sanayi kentine dönüştüğünü de gözünüzün önüne getiriyor.

Merinos Tekstil, Sanayi ve Göç Müzesi konumu için tıklayın.

10. Cumalıkızık

Cumalıkızık sokakları ve renkli Osmanlı dönemi evleri Bursa

Cumalıkızık’ın dar taş sokakları ve renkli Osmanlı evleri, köyün 700 yıllık dokusunu hala yaşatıyor. Bursa’nın en otantik duraklarından biri olan bu köy, her adımda geçmişin izlerini hissettiren canlı bir açık hava müzesi gibi.

Uludağ’ın eteklerinde kurulan Cumalıkızık, taş döşeli sokakları ve renkli evleriyle Bursa’nın en kolay tanınan eski yerleşimlerinden biri. Yaklaşık 700 yıllık geçmişe sahip köyde taş, ahşap ve kerpicin birlikte kullanıldığı geleneksel evler bugün hala yaşamın bir parçası.

Cumalıkızık’ın önemi yalnızca korunmuş mimarisinden gelmiyor. Köy, 2014 yılında “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan alanın önemli parçalarından biri. Erken Osmanlı döneminde Bursa çevresinde oluşan şehir-köy düzenini bugün de okuyabildiğiniz nadir yerlerden.

Köyün Türkiye çapında tanınmasında Kınalı Kar dizisinin payı büyük. Bugün özellikle hafta sonları oldukça hareketli olan Cumalıkızık’ta Cin Aralığı’nı, Cumalıkızık Müzesi’ni, köy meydanını ve geleneksel evlerin sıralandığı sokakları gezebilirsiniz. Sabah saatlerinde ise köy kahvaltısı için gelenlerin sayısı bir hayli artıyor.

Cumalıkızık’ı birkaç paragrafla geçmek istemeyenler için köyün tarihi, mimarisi, gezilecek yerleri ve gezi rotasını ayrı bir yazıda ayrıntılı anlattık. Cumalıkızık gezi rehberimize buradan ulaşabilirsiniz.

Cumalıkızık konumu için tıklayın.

11. Uludağ Kayak Merkezi & İnkaya Çınarı

Uludağ Kayak Merkezi kış manzarası ve telesiyej hattı Bursa

Türkiye’nin en popüler kayak noktalarından biri olan Uludağ, karla kaplı ormanları ve uzun pistleriyle kış sporlarının vazgeçilmez adresi. Telesiyej hattından görülen bu panoramik manzara, Uludağ’ın neden bu kadar sevildiğini bir bakışta anlatıyor.

Bursa denince akla gelen ilk yerlerden biri Uludağ. 2.543 metre yüksekliğiyle Marmara Bölgesi’nin en yüksek noktası olan dağ, 1961 yılında milli park ilan edildi. Kış aylarında kayak pistleri ve kar manzarasıyla öne çıksa da Uludağ’ı yalnızca bir kayak merkezi olarak görmek eksik olur; yaz aylarında doğa yürüyüşleri, piknik alanları ve serin havası da burayı dört mevsim kullanılan bir rota haline getiriyor.

Uludağ’a kara yoluyla çıkıyorsanız yol üzerinde İnkaya Çınarı için kısa bir mola verebilirsiniz. 600 yılı aşan yaşıyla Bursa’nın simge ağaçlarından biri olan çınar, dev gövdesi ve geniş dallarıyla tek başına görülmeye değer. Özellikle şehir merkezinden Uludağ’a çıkarken rotayı bölmek için de oldukça uygun bir durak.

Uludağ’daki kayak bölgeleri, ulaşım seçenekleri ve görülecek noktalar için Uludağ gezi rehberimize; ağacın hikayesi ve özellikleri için ise İnkaya Çınarı yazımıza göz atabilirsiniz.

İnkaya Çınarı konumu için tıklayın.

12. Misi Köyü

Misi Edebiyat Müzesi iç mekanı ve Türk edebiyatçılarının fotoğraf sergisi Bursa

Misi Edebiyat Müzesi, Türk edebiyatının önemli isimlerini fotoğraflar, kişisel eşyalar ve özel arşivlerle anlatan keyifli bir kültür durağı. Bursa’nın sakin köy atmosferi içinde edebiyatla buluşmak için ideal bir yer.

Bursa–Orhaneli yolu üzerinde bulunan Misi Köyü, bugün resmî olarak Gümüştepe Mahallesi adıyla anılıyor. Şehir merkezine yakın olmasına rağmen dere boyunca uzanan çay bahçeleri, eski evleri ve yeşil dokusuyla Bursa’nın havasını birkaç kilometrede değiştiren yerlerden biri.

Misi’yi yalnızca oturup çay içilecek bir hafta sonu noktası olarak düşünmemek lazım. Köyde Nilüfer Fotoğraf Müzesi, İpek Evi ve Misi Sanatevi gibi küçük ama karakterli kültür durakları bulunuyor. Özellikle İpek Evi, Bursa’nın ipek böcekçiliği ve dokuma geleneğine dair güzel bir tamamlayıcı.

Derenin kenarında kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra eski sokaklara girmeniz yeterli; Misi’nin asıl havası biraz da burada ortaya çıkıyor. Köyün tarihi, gezilecek noktaları ve yapılabilecekleri daha ayrıntılı anlattığımız Misi Köyü gezi rehberimize de göz atabilirsiniz.

Misi Köyü konumu için tıklayın.

13. Gölyazı

Uluabat Gölü üzerinde yer alan Gölyazı yarımadası ve köy manzarası

Uluabat Gölü’nün ortasında yer alan Gölyazı, yarımada dokusu, balıkçı tekneleri ve sakin atmosferiyle Bursa’nın en huzurlu rotalarından biri. Doğa, tarih ve köy yaşamının iç içe geçtiği bu manzara ziyaretçilere gerçek bir kaçış sunuyor.

Uluabat Gölü kıyısındaki Gölyazı, Bursa çevresindeki rotalar arasında havası en hızlı değişen yerlerden biri. Yarımadaya doğru ilerledikçe dar sokaklar, göl kıyısındaki tekneler ve eski evler şehir merkezinden çok farklı bir manzara oluşturuyor.

Bugünkü sakin yerleşimin altında ise oldukça eski bir tarih var. Antik dönemde Apollonia ad Rhyndacum adıyla bilinen kentten günümüze sur kalıntıları ve çeşitli arkeolojik izler ulaşmış durumda. Gölyazı’da Ağlayan Çınar, restore edilerek kültür mekânına dönüştürülen Aziz Panteleimon Kilisesi, kent surları ve Zambak Tepe’deki antik tiyatro görülebilecek başlıca noktalar arasında. Özellikle tiyatro ve çevresinde sürdürülen arkeolojik çalışmalar, antik kentin geçmişine dair yeni veriler ortaya çıkarmaya devam ediyor.

Ama Gölyazı’nın ruhunu yalnızca tarihî yapılarda aramayın. Bir süre göl kıyısında yürümek, balıkçı teknelerini izlemek ve günü mümkünse gün batımına denk getirmek buradaki gezinin en güzel kısmı olabilir. Hava ve mevsim uygunsa yapılan kısa tekne turları da yarımadayı göl üzerinden görmek için farklı bir açı sunuyor.

Gölyazı’nın tarihi, antik kent kalıntıları ve nasıl bir rota izlenebileceği konusunda daha fazla ayrıntı için Gölyazı gezi rehberimize göz atabilirsiniz.

Gölyazı konumu için tıklayın.

14. Trilye

Trilye Aya Stephanos Kilisesi Fatih Camii dış cephesi ve tarihi taş mimari

Trilye’nin simge yapılarından Aya Stephanos Kilisesi, günümüzde Fatih Camii olarak kullanılan çok katmanlı bir tarih mirasıdır. Bizans taş işçiliği ve sakin sokakların içindeki konumu, köyün benzersiz ruhunu en iyi yansıtan detaylardan biridir.

Mudanya’dan yaklaşık 12 kilometre sonra karşınıza çıkan Tirilye, Bursa’nın denize açılan tarihî yüzlerinden biri. Taş evler, dar sokaklar, zeytinlikler ve sahile doğru inen eski yerleşim dokusu burada hala belirgin biçimde hissediliyor. Uzun yıllar Rum Ortodoks nüfusun yaşadığı kasabanın geçmişi de bu yapılarda iz bırakmış durumda.

Tirilye’de gezerken Fatih Camii olarak kullanılan Hagios Stephanos Kilisesi, Dündar Evi, Kemerli Kilise ve Taş Mektep ilk bakılması gereken yapılar arasında. Özellikle uzun süren restorasyonun ardından 28 Mayıs 2026’da “Taş Mektep Hafıza” adıyla yeniden açılan Taş Mektep, bugün Tirilye’nin geçmişini, mübadele hafızasını ve gündelik yaşam kültürünü anlatan bir ziyaret noktası olarak yeniden rotaya girmiş durumda.

Burada yapılacak en güzel şeylerden biri, tarihi yapıları tek tek işaretleyip hızlıca geçmek yerine sokakların arasına karışmak. Çünkü Tirilye’nin karakteri yalnızca anıtsal yapılarda değil; eski evlerin cephelerinde, yokuşlarda, bahçe duvarlarında ve denize açılan küçük sokaklarda da kendini gösteriyor.

Gezinin sonunda sahile inip biraz soluklanın. Tirilye’nin zeytin ve zeytinyağı kültürü de en az mimarisi kadar güçlü. Yolunuz buraya düşmüşken yerel ürünlere göz atmak, zamanı uygunsa günü sahilde balıkla tamamlamak kasabanın havasına en çok yakışan kapanışlardan biri.

Trilye konumu için tıklayın.

15. Mudanya Mütareke Evi

Mudanya Mütareke Evi iç mekanı ve müzakere odası canlandırması

Bursa’nın Mudanya ilçesindeki Mütareke Evi, 11 Ekim 1922’de Cumhuriyete giden yolu açan tarihi müzakerelerin yapıldığı yalıdır.

Mudanya sahilindeki bu eski yalı, Türkiye’nin yakın tarihindeki en kritik diplomatik görüşmelerden birine ev sahipliği yaptı. 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın burada imzalanması, Kurtuluş Savaşı’nın silahlı mücadele dönemini sona erdiren ve barış görüşmelerine giden yolu açan önemli dönüm noktalarından biriydi.

19. yüzyılın sonlarında Rus asıllı tüccar Aleksandr Ganyanof tarafından yaptırılan yapı, daha sonra restore edilerek 1937’de müze haline getirildi. Alt katta mütareke görüşmelerinin yapıldığı salon ile İsmet Paşa’nın çalışma odası, üst katta ise Türk heyetinin kullandığı bölümler bulunuyor. Görüşme masası, döneme ait eşyalar, belgeler ve çeşitli objeler de müzenin en dikkat çeken parçaları arasında.

Mudanya Mütareke Evi’ni etkileyici kılan şey, tarih kitaplarında okuduğunuz bir sürecin geçtiği mekânın hala büyük ölçüde karşınızda olması. Sahilde yürürken birkaç dakika içinde, Cumhuriyet’e uzanan yolun önemli adımlarından birinin atıldığı o odalara girebiliyorsunuz. Mütarekenin nasıl gerçekleştiğini, görüşmelere katılan tarafları ve yapının hikayesini daha ayrıntılı okumak isteyenler için Mudanya Mütarekesi ve Mütareke Evi yazımız da iyi bir devam noktası.

Mudanya Mütareke Evi konumu için tıklayın.

16. İznik

İznik Lefke Kapı surları ve tarihi ana giriş kapısı

İznik’in dört ana girişinden biri olan Lefke Kapı, Roma ve Bizans dönemlerinden günümüze ulaşan etkileyici sur yapılarından biri. Kırmızı tuğla dokusu ve masif kuleleriyle kentin antik kimliğini güçlü şekilde yansıtıyor.

Bursa merkezden yaklaşık 75 kilometre uzaklıktaki İznik, bu listedeki yerler arasında ayrı bir günü en fazla hak eden duraklardan biri. Göl kıyısındaki sakin görünümünün arkasında Roma ve Bizans dönemlerinden Selçuklu ve Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı bir geçmiş var. Antik çağdaki adı Nikaia olan kent, farklı dönemlerde önemli bir siyasi ve dinî merkez olarak öne çıktı.

İznik’in surlarından içeri girdiğiniz anda bu geçmişi okumaya başlıyorsunuz. Yaklaşık 5 kilometre uzunluğundaki kent surları, Lefke Kapı ve İstanbul Kapı bugün antik kentin ölçeğini anlamak için hala en güçlü ipuçlarından. Şehir içindeki Roma Tiyatrosu ise İznik’in Osmanlı’dan çok daha eskiye uzanan tarihinin en belirgin kalıntılarından biri.

Kentin Hristiyanlık tarihindeki yeri ise bambaşka. 325 yılında toplanan I. İznik Konsili, Hristiyanlık tarihinin en önemli toplantılarından biri kabul ediliyor. Yüzyıllar sonra, 787 yılında gerçekleştirilen VII. Ekümenik Konsil ise İznik Ayasofyası’nda toplandı. Dolayısıyla bugün oldukça sakin görünen İznik, bir dönem Hristiyan dünyasının en önemli teolojik tartışmalarının merkezlerinden biriydi. I. İznik Konsili ve Ariusçuluk üzerine hazırladığımız ayrı yazıda bu süreci çok daha ayrıntılı anlattık.

İznik’in siyasi önemi de bununla sınırlı değil. Kent bir dönem Bithynia Krallığı’nın, ardından Anadolu Selçuklu Devleti’nin yönetim merkezlerinden biri oldu. 1204’te İstanbul’un Latinler tarafından işgal edilmesinin ardından kurulan İznik İmparatorluğu da 1261 yılına kadar buradan yönetildi. Bu nedenle İznik sokaklarında birkaç yüz metre yürürken bile birbirinden tamamen farklı dönemlerin izleriyle karşılaşmak mümkün.

Şehir içinde gezilecek yerleri tek tek saymaya başladığınızda listenin hızla uzadığını görüyorsunuz. İznik Ayasofyası, Roma Tiyatrosu, Yeşil Cami, Süleyman Paşa Medresesi, Lefke Kapı ve İstanbul Kapı ilk sıraya yazılabilecek duraklar. Bunlara İznik Müzesi ile Nilüfer Hatun İmareti Türk İslam Eserleri Müzesi de eklenebilir. Böylece antik dönemden Osmanlı’ya uzanan tarihi birkaç farklı noktada arka arkaya takip edebilirsiniz.

Son yıllarda İznik rotasına çok önemli bir durak daha eklendi: İznik Göl Bazilikası Ören Yeri. Erken Hristiyanlık dönemine ait bazilika kalıntıları 2014 yılında, göl kıyısından yaklaşık 20 metre açıkta keşfedildi. Gölün hemen altında görülebilen yapı uzun süre İznik’in en merak edilen arkeolojik keşiflerinden biri olarak kaldı. Bazilikanın yanında oluşturulan müze ve ziyaretçi merkezi ise 2025 yılında açıldı; böylece alan artık İznik gezisinin doğrudan ziyaret edilebilen parçalarından biri haline geldi.

İznik’i anlatırken çini geleneğini de ayrı tutmak gerekiyor. Yüzyıllar boyunca Osmanlı mimarisinin en önemli süsleme unsurlarından biri olan İznik çinilerinin üretim geleneği bugün de kentte devam ediyor. Özellikle Kılıçaslan Caddesi ve çevresindeki atölyelere uğradığınızda hem geleneksel desenleri hem de günümüzde yapılan üretimi yakından görmek mümkün.

İznik için birkaç saatlik hızlı bir program yerine mümkünse tam gün ayırın. Surlardan başlayıp Ayasofya, Roma Tiyatrosu, müzeler ve çini atölyeleriyle devam eden rotayı göl kıyısında tamamlamak, kentin tarihini çok daha bütünlüklü görmenizi sağlar. Göl Bazilikası’nı da programa eklediğinizde İznik’in neden Bursa çevresindeki en zengin kültür rotalarından biri olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

İznik konumu için tıklayın.

🟠 Bursa’da 1 Günde Nereler Gezilir?

Bursa’ya yalnızca bir gün ayırdıysanız şehrin tamamını görmeye çalışmak yerine tarihi merkeze odaklanmak çok daha doğru. Çünkü Bursa’nın kuruluş hikayesini anlatan önemli yapıların büyük bölümü birbirine yakın; doğru bir sıralamayla günü yollarda kaybetmeden oldukça dolu bir rota çıkarabilirsiniz.

Sabahı Tophane’de başlatın. Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerini gördükten, Saat Kulesi çevresinden Bursa manzarasına baktıktan sonra aşağı doğru yürüyerek Ulu Cami’ye geçebilirsiniz. Buradan Kapalı Çarşı, Uzun Çarşı ve Koza Han zaten aynı tarihi aksın devamı.

Koza Han, bu rotada mola vermek için en uygun noktalardan biri. Avluda kısa bir çay ya da kahve molasının ardından Yeşil Külliye’ye geçin. Yeşil Cami, Yeşil Türbe ve vaktiniz uygunsa Türk İslam Eserleri Müzesi’ni gezdikten sonra günün kalan bölümünü iki farklı şekilde değerlendirebilirsiniz.

Tarih anlatısını sürdürmek istiyorsanız Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi, Osmanlı hanedanının türbelerini ve dönem sanatını görmek istiyorsanız Muradiye Külliyesi daha doğru seçim olur. Bir günlük programda ikisini arka arkaya sıkıştırmak mümkün; fakat Bursa’yı koşturarak gezmek yerine birini seçmek çoğu zaman daha keyifli bir gün çıkarıyor.

🔸 1 Günlük Bursa Merkez Rotası

Tophane → Ulu Cami → Kapalı Çarşı → Koza Han → Yeşil Külliye → Panorama 1326 veya Muradiye Külliyesi

Aracınız varsa ve güne erken başlayabiliyorsanız rotanın başına Cumalıkızık’ta kahvaltı da eklenebilir. Fakat Uludağ, Gölyazı, Tirilye ve özellikle İznik’i aynı günün içine almaya çalışmayın. Haritada Bursa sınırları içinde görünseler de bunların her biri merkezden ayrı düşünülmesi gereken rotalar.

Kısacası Bursa’da 1 günde gezilecek yerler için en mantıklı plan, tarihi merkezi iyi gezmek ve şehir dışındaki noktaları başka günlere bırakmak. Böylece Bursa’dan “çok yer gördüm” diyerek değil, gördüğünüz yerlerin hikayesini anlayarak ayrılırsınız.

🟧 Bursa Gezisi İçin Son Önerilerim

Bursa’yı gezerken kısa mesafelerde bile şehrin havasının nasıl değiştiğini fark ediyorsunuz. Tarihi merkezde Osmanlı’nın kuruluş yıllarının izleriyle karşılaşırken birkaç kilometre sonra kendinizi bir köyde, göl kıyısında ya da Uludağ’ın eteklerinde bulabiliyorsunuz. Bence Bursa’yı özel kılan taraflardan biri de tam olarak bu çeşitlilik.

Bu yüzden gezi programını gereğinden fazla doldurmak yerine bazı yerlere biraz zaman bırakın. Bir hanın avlusunda oturmak, eski bir sokakta rotadan çıkmak ya da göl kıyısında planladığınızdan yarım saat fazla kalmak Bursa gezisinin eksik değil, aksine en güzel parçalarından biri olabilir.

Sonuçta Bursa’da görülmesi gereken yerler bu 16 durakla sınırlı değil. Bu liste, şehri tanımaya başlamak için oluşturduğumuz bir rota. Bursa’yı gezdikçe mahallelerinde, köylerinde ve çevre ilçelerinde listenin dışında kalan daha pek çok hikayeyle karşılaşacaksınız.

Seyahatleriniz RehberName tadında olsun.

🟠 Bursa’da Gezilecek Yerler Hakkında Sık Sorulan Sorular

Bursa’yı gezmekiçin kaç gün gerekir?

Bursa’nın tarihi merkezini görmek için bir gün yeterli olabilir. Ancak Uludağ, Cumalıkızık, Gölyazı, Mudanya, Tirilye ve İznik gibi merkez dışındaki rotaları da gezmek istiyorsanız en az 2-3 gün ayırmanızı öneririm.

Bursa’da gezilecek yerler birbirine yakın mı?

Bursa’nın tarihi merkezindeki Tophane, Ulu Cami, Kapalı Çarşı, Koza Han ve Hanlar Bölgesi birbirine oldukça yakın. Bu bölgeyi büyük ölçüde yürüyerek gezebilirsiniz. Yeşil Külliye, Muradiye ve Panorama 1326 gibi noktalar da merkeze yakın olsa da kısa araç veya toplu taşıma yolculukları gerekebilir.

Bursa’da arabasız gezilir mi?

Evet. Özellikle Bursa’nın tarihi merkezini yürüyerek ve toplu taşımayla rahatlıkla gezebilirsiniz. Ancak Gölyazı, Tirilye, İznik ve Uludağ gibi merkez dışındaki rotaları da programınıza ekleyecekseniz araçla gezmek zaman açısından daha avantajlı olur.

Bursa’ya gitmek için en güzel dönem ne zaman?

Bursa’yı gezmek için en keyifli dönemler ilkbahar ve sonbahar. Bu aylarda hem tarihi merkezi yürüyerek gezmek daha rahat oluyor hem de Uludağ, Cumalıkızık, Gölyazı ve Tirilye gibi açık hava rotaları daha keyifli hale geliyor. Kışın Uludağ kayak için öne çıkarken, yaz aylarında ise özellikle merkezde sıcaklık daha yorucu olabiliyor. Kısacası kültür ve şehir gezisi için nisan–haziran ile eylül–ekim ayları en dengeli dönemler.

Bursa’da çocuklarla nereler gezilebilir?

Çocuklarla Bursa gezisinde Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi, Bursa Kent Müzesi, Uludağ, Cumalıkızık ve Gölyazı özellikle tercih edilebilir. Müze ve tarihi yapıları doğa duraklarıyla birlikte planlamak çocuklarla yapılan gezileri daha keyifli hale getirir.

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde REHBERNAME A.Ş. ('REHBERNAME') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.