• Arama

'17 Somut Olmayan Kültürel Miras' Türkiye'nin Somut Olmayan UNESCO Miras Listesi

UNESCO'ya birçok açıdan dahil olan Türkiye, Somut Olmayan Miras Listesi ile de göz dolduruyor. 
Somut Olmayan Kültürel Miras kavramı, UNESCO tarafından desteklenmekte ve kültürlerin somut olmayan değerlerini koruma altına almaktadır. 

UNESCO, 17 Ekim 2003 senesinde Paris'deki 32. Genel Konferansta Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi'ni kabul etmiştir. Somut Olmayan Miras kavramının içerisinde; toplumların gelenekleri, destanları, efsaneleri, atasözleri, gösteri sanatlarını, çeşitli ritüelleri, el sanatları vb. gibi daha birçok değer ele alınmıştır. 

Sizler için daha önce Türkiye'nin UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki 18 Kültürel Mirası hazırlamıştık. Bu kez Somut Olmayan Kültürel 17 Mirasımızı kısaca derledik.

1- Meddahlık (2008)
 

Kısaca 'tek kişilik tiyatro' diyebileceğimiz Meddahlık,  Türk kültüründe büyük ilgi görmüş bir sanattır. Meddah denilen sanatçı, bir öyküyü ya da olayı taklitler yaparak tek başına halka iletir. 

Sahnede yüksek bir platform üzerinde tek başına oyununu sergiler, anlatmak istediği öyküdeki karakterleri tek tek seslendirerek canlandırır. Aslında sanatçının tüm zekasını ve becerisini ortaya koyduğu bu tek kişilik oyun gözüktüğü kadar kolay değildir. O yüzdendir ki Meddahlık asırlar  boyunca kültürümüzde ayrı bir yer tutmuştur. UNESCO tarafından 2008 senesinde Somut Olmayan Kültürel Miras'a eklenmiştir. 

2- Mevlevi Sema Töreni (2008)

Mevlevilik tarikatının bir nevi dini ayin şeklidir Sema törenleri. Mevlevilik denince ise akla elbet gelen ilk isim Mevlana Celaleddin-i Rumi'dir. Mevlevilik, Mevlana'nın ölümünden sonra ortaya çıkmış ve semazenlerin yaptığı tasavvufi tören Mevlevilik ile özdeşlemiştir adeta. 

Kâmil insan olma yolunda,  her türlü kötülükten arınmak için, Allah aşkıyla kalpleri doldurup kötü huylardan temizlenmek için Sema Törenleri yapılır.  Semazenlerin dönerek yaptığı bu dini ayin ney sesi eşliğinde manevi duyguların zirvesine ulaştırır sizi.   

Konya'da her yıl düzenlenen Şeb-i Aruz törenlerinde Sema Törenleri coşkuyla geçer. Sadece Konya değil ülkemizin her bir köşesinde sevilerek izlenen Mevlevi Sema Gösterileri, 2008 yılında Somut Olmayan Kültürel Miras’a eklenmiştir.

3- Aşıklık Geleneği (2009) 

Anadolumuzun asırlardan bu yana süregelen en önemli geleneklerinden biridir Aşıklık. Elinde sazı ile hem çalıp hem gönüllere dokunabilen ozanlarımız, şiire dökerler anlatmak istediklerini. 

Döneminin insanının yaşam biçimini ve hayata bakış açısını, toplumun değerlerini göz önünde tutarak sazına yükleyen Aşıklar, bazen de karşılıklı olarak atışırlar. 

Öyle kolay yetişmez bir Aşık. Ustasının yanında gözlemler,  öğrenir, pişer, olgunlaşır sonra eline sazını alır. Atışma başladı mı Aşıklar arasında işte asıl hünerler o zaman ortaya dökülür. 

Eşsiz kültürel miraslarımızdan biri olan Aşıklık Geleneği 2009 yılı itibariyle listede yerini almayı başarmıştır. 

4- Nevruz (Çokuluslu) (2009)

Çoğumuzun bildiği anlamıyla Baharın Gelişini sembolize eden Nevruz, ülkemiz dahil birçok ülkede kutlanan bayramdır. Baharın müjdeleyicisi olan Nevruz, doğanın tekrar dirilişe geçmesidir ve ülkemizde 21 Mart tarihinde kutlanır. 

Kökeni çok eskilere dayanan bir gelenek olan Nevruz, Anadolu ve Orta Asya ülkelerinde büyük bir gelenektir.  2010 yılından bu yana ise 21 Mart Dünya Nevruz Bayramı olarak kabul edilmiştir.

Nevruz bir dirilişi sembolize ettiği gibi, aslında toplumları da birbirine bağlayan, kucaklaştıran ve ortak bağlar kurduran önemli bir kültürdür. 2009 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras'ta yerini almıştır. 

5- Karagöz ( 2009)

Şimdilerde unutulmaya yüz tutsa da atılan adımlarla gelecek nesillere ulaştırılmaya çalışılan kültürümüz Karagöz ya da çoğumuzun kabul ettiği ismiyle Hacivat-Karagöz.

Gölge Oyunu denince akla gelen iki karakterdir Karagöz ve Hacivat. Yaşadıkları şehir Bursa'nın iki önemli değeri maalesef başlarından olur Orhan Camii'nin yapımı sırasında.  Şeyh Küsteri tarafından bu iki karakter perdeye yansıtılır ve Gölge oyunumuzun iki kahramanı böylelikle doğar. 

Deriden yapılmış şekillerin çubuklar yardımıyla oynatılması, arkadan verilen ışık ile perdeye yansıtılması ve karakterlerin konuşmalarının canlandırılması Karagöz Oyunu'nun esasıdır. Vıy vıy vıy diye sahnedeki unutulmaz ses ise çoğumuzun çocukluk günlerine dönüşüdür. 

Karagöz kültürümüz 2009 itibarı ile UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras'ta yerini almayı başardı.

6- Geleneksel Sohbet Toplantıları (2010)

Özellikle kış aylarında, ülkemizin farklı bölgelerinde farklı erkek gruplarının bir araya gelerek toplandıkları sosyal içerikli toplantılardır. Bu sohbet toplantıları belirli kurallar çerçevesinde yapılır ve akşam saatlerinden gece yarılarına kadar sürer.

Bir çok ilimizde farklı isimler altında gerçekleşen Sohbet Toplantıları, gelenekselleşmiş kurallar içerisinde yürür. Yazılı herhangi bir kural olmamasına rağmen, belli başlı oturmuş kurallara riayet edilir. Günlük yaşama dair yapılan bu toplantılarda, çeşitli eğlence ve oyunlar da düzenlenir ki aslında toplumsal bağların kuvvetlenmesi de böylelikle amaçlanmış olur.

Geleneksel Sohbet Toplantıları, 2010 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yerini almayı başardı.

7- Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali (2010)

Ata sporu olarak kabul edilen güreş, insanlık tarihinin de en eski sporlarından biridir. Ülkemizde ise yağlı güreş denince şüphesiz ilk akla gelen Kırkpınar Yağlı Güreşleridir. 14. yüzyılda ortaya çıkan bu yağlı güreş müsabakamız, Dünya'nın hâlâ süregelen en uzun spor müsabakası olarak kabul edilir.

Bir hafta süren Kırkpınar Yağlı Güreşleri, haziran sonu temmuz başı gibi gerçekleşir. Edirne ilimizin gururu olan güreşler, Sarayiçi denilen yerde yapılmaktadır. Kazanan pehlivan ise "Başpehlivan" ünvanını almaktadır ve altın kemeri kazanmaktadır, ta ki bir sene sonrasındaki yarışmaya kadar bu altın kemere sahip olmaktadır. 

Yaklaşık 650 yıllık bir geleneğin listeye eklenmesi de gurur vericidir. Kırkpınar Yağlı Güreşleri 2010 yılından bu yana Somut Olmayan Kültürel Miras'ta yerini almayı başarmıştır.

8- Alevi-Bektaşi Ritüeli Semah (2010)

Bektaşilik denince akla gelen Hacı Bektaş-i Veli' nin türbesi, Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde yer almaktadır. Hacı Bektaş, yaşadığı yüzyılda öyle mesajlar vermiştir ki bugün bile günümüzde binlerce ziyaretçi türbesine akın etmektedir.

Alevi-Bektaşi vatandaşlarımız ise Allah'a ulaşma yolunda inançları gereği semah yaparlar. Çalınan saz eşliğinde müziğin ritmine uyarak semah ritüelini gerçekleştirirler. Semah; ağırlama, yürütme ve yedirme olmak üzere üç bölümden oluşur. 

Ağırlama, semaya giriş kabul edilen ağır hareketlerin yapıldığı ilk bölümdür. Yürütme ise hareketlenmenin başladığı ikinci kısımdır. Yedirmede hareketlilik artar ve en son bölüm olarak karşımıza çıkar. 

Alevi-Bektaşi Ritüeli Semah, 2010 senesinde UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasımızda yerini almayı başarmıştır. 

9- Tören Keşkeği Geleneği (2011)

Türkiye genelinde yaygın olarak pişirilen ve bilinen Keşkek, düğünlerin, sünnet törenlerinin, bayramların ve daha bir çok manevi günlerin anlamlı yemeğidir.

Ana malzemesi buğday olan keşkek içine et de katılarak yapılan törenlerin vazgeçilmez yemeğidir. Buğday ve etin lezzeti, insanları da bir araya getirir aslında.

Kadın ve erkek imecesinin ortaya çıktığı keşkek hazırlığı zor bir süreçtir. Dev kazanlarda pişirilen keşkek, uzun süre büyük ağaç kepçelerle dövülür. Çoğu zaman düğünlerde erkekler sıraya girer ve sırayla Keşkeği ağaç kepçelerle döverler.

Keşkek hazır olunca ise tüm katılanlar tarafından afiyetle yenir. 2011'den bu yana Somut Olmayan Kültürel Miras'ta tüm lezzetiyle yerini almıştır. 

10- Mesir Macunu Festivali (2012)

Manisa ilimizde yaklaşık olarak 480 yıldır süregelen bir gelenektir Mesir Macunu Festivali. Şifalı bir yiyecek kabul edilen mesir macununun ortaya çıkışı, Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan'a bağlanır. Zira hastalanan Hafsa Sultan 41 çeşit bitki ve baharattan oluşan mesir macunu ile sağlığına kavuşmuştur.

Her yıl coşkuyla kutlanan festivale yerli yabancı yüzlerce insan katılmaktadır. 2012'den bu yana ise UNESCO Listesinde yerini almıştır. 

11- Türk Kahvesi Kültürü ve Geleneği (2013)

Sorulur mu hiç bir Türk'e kahve sever misin diye... Bugün kültürümüzün en aromalı ve vazgeçilmez lezzetlerindendir Türk Kahvesi. 

Kendine has aroması, telvesi ve köpüğüyle Türk Kahvesi diğer kahvelerden ayrılır. Yine kendine has hazırlık aşamasıyla da farklıdır, hazırlığı biraz uzun sürer ama damağınızdaki bıraktığı lezzet de uzun süre terketmez sizi.

Sosyal yaşamın bağdaştırıcı bir unsurudur kahvemiz. Kız istemede kahve olmadan olmaz, hele iki arkadaş sohbetinde önce o gelir masaya yerini alır. Yanında sunulan lokumla ayrı bir tat katar sohbetinize sanki tatlandırmak istercesine.

Türk Kahvesi Kültürü ve Geleneği de 2013'de UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras'ta yerini almayı başardı.

12- Ebru: Türk Kâğıt Süsleme Sanatı (2014)

Kendine has tekniklerle hazırlanan ve su üzerine akıtılan boyalarla oluşturulup, desenlerin kâğıda aktarılmasıyla da ortaya çıkarılan eşsiz bir geleneksel sanattır. 

Emsali olmayan bir sanattır Ebru. Sanatçı, yaşamın kaynağı olan suyun üzerine renkleri yayar, bu renkler kendi içinde öyle bir uyum yakalar ki emsalsiz bir görselliği kucaklar. Sanatçı hissettiğini suyun üzerindeki renklere yükler ve eşsiz bir resim ortaya çıkar. 

2014'den bu yana UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras'ta yerini alan Ebru kültürümüzde ayrı bir önem taşımaktadır.

13- Geleneksel Çini Ustalığı (2016)

Yüzlerce yıllık geçmişi olan Çinicilik, Selçuklular ve Osmanlı ile Anadolu'da ayrı bir önem kazanmış ve farklılık yaratmıştır. Saraylardan camilere, türbelerden medreselere kadar bir çok mekânda kullanılan çiniler görsellik olarak da yapılara zenginlik kazandırmıştır.

Kendine has yapım teknikleri bulunan çinicilikte, yaygın olarak "Sıraltı tekniği" uygulanmaktadır. Zor bir aşamanın sonunda elde edilen çinilere hayat veren ise insan elidir. Özellikle desen vermede çini ustalarının marifetli elleri konuşur. 

2016'dan bu yana ise UNESCO Listesinde yerini alan Geleneksel Çini Ustalığı ülkemizin nadide zenginliklerinden biridir.

14- İnce Ekmek Yapma ve Paylaşma Kültürü: Lavaş, Katırma, Jupka, Yufka (Çokuluslu) (2016)

Ülkemizde birçok yerleşimde hala süregelen bu kültür sadece yemek anlamını taşımaz. İmece usulü bir araya gelip ekmeğini, lavaşını beraber yapan insanımızın yardımlaşması demektir aynı zamanda. 

Toplumlarda ortak paylaşım demektir ki halen özellikle kadınlarımızın bir araya gelerek ortaklaşa yaptıkları bu yiyecekler kültürümüzde derin bir miras ve lezzettir.

Hamurun yoğrulması, açılması, pişirilmesi... Bunların hepsi ortak bir çaba gerektirir ve toplumda bağlayıcı ilişkiler doğurur. 2016'dan bu yana UNESCO’ya eklenmiştir.

15- Bahar Kutlaması: Hıdrellez (Çokuluslu) (2017)

Hızır ve İlyas isimlerinin halk arasında söyleniş şekli olan Hıdrellez, Hızır Peygamber ve İlyas Peygamber'in buluştuğuna inanılan gündür. İslam öncesinden gelen bir gelenek olan Hıdrellez'in 6 Mayıs'ta gerçekleştiğine inanılır. O gün doğanın yeniden uyanışına inanılır ve Bahar Günü olarak kutlamalar yapılır. 

Bolluk ve bereket içinde yeni bir yıl geçirmek adına çeşitli ritüeller yapılır, dilekler dilenir ve yiyecekler hazırlanır. Çeşitli inanışlar doğrultusunda, ateş üzerinden atlanır, taş saklanır, beyaz elbise giyilir, dualar okunur, kurbanlar kesilir, yeşilliklerde dolaşılır.

Bu coşku dolu gelenek 2017 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras'ta yerini almayı başarmıştır.

16- Islık Dili (2017)

Ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgemizden doğmuş olan bu gelenek, engebeli Karadeniz coğrafyasında insanların iletişim aracı olarak kullandığı bir yöntemdir. 

Asırlar boyunca Karadeniz insanı yaşadığı zorlu coğrafyada hep çözüm üretmek zorunda kalmıştır.  Islık Dili, Karadeniz insanının zorlu bölgelerde birbirine yaklaşıp konuşamadığı anlarda devreye girmiştir. Islık sayesinde anlaşmayı başaran Karadeniz insanı bu şekilde hayatını kolaylaştırmayı başarmıştır.  

Islık Dili, 2017'den bu yana UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras'ta yerini almıştır. 

17- Dede Korkut Mirası: Destan Kültürü, Halk Masalları ve Müzik (Çokuluslu) (2018)

En son listede yerini almayı başaran Dede Korkut, Oğuz Türkleri'nin bilinen en eski destansı  hikaye türüdür.  Asırlarca dilden dile anlatılagelmiş, zamanla biraz şekil değiştirmiş ama özünde derin bir kültür barındıran destanlardır.

" Ozanların Piri" kabul edilen Dede Korkut, 6. ve 7. yüzyıllarda yaşamıştır. Türk toplumunun bilgesi ve atası sayılan Dede Korkut hikayelerinde Türklerin yaşamına dair olaylar vurgulanmıştır. Türklerin sahip olduğu değerler dile getirilmiştir.

Hakkında halen bazı şeyler tartışmalı olsa da Dede Korkut Mirası 2018'de listede yerini almıştır.

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.